• YARATICILIK VE ZEKA
• GARDNER’IN ÇOKLU ZEKA KURAMI
• YARATICI DÜŞÜNCE – ANALİTİK DÜŞÜNCE
• BEYİN YAPISININ ARTİSTİK VE ANALİTİK ÖZELLİKLERİ
• YARATICILIKTA ZİHİNSEL GELİŞİMİN BASAMAKLARI
• BEYİN FIRTINASI
• YARATICI DRAMA
• EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE YARATICI SANAT EĞİTİMİ
• ÇOCUKTA YARATICILIK ÖZELLİKLERİ
• YARATICILIĞI ENGELLEYEN ÖĞRETMEN ÖZELLİKLERİ
Yaratıcılık ve Zeka Arasındaki İlişki
Yaratıcılık ve zeka arasında belirgin bir anlamlılık olmasına rağmen
her iki kavram arasında keskin bir ilişkinin varlığına ilişkin net
ölçütler yoktur.
– Zeka öğrenilmiş, denenmiş bilgileri değişik durumlara uyum sağlama
yetisidir. Zeka; yaratıcı düşünce ve davranışın önemli
göstergelerindendir. Yaratıcılıkta etkisi olan belirleyici unsurlar
vardır. Bunlar; kalıtım, çevre, sosyal, ekonomik, kültürel düzey, doğum
sonrası oluşan sorunlar ve zekadır.
– Zeka ve yaratıcılık arasında belirli bir ilişki vardır. Ancak ayırım
belirleyen kesin testler, ölçütler yoktur. Zeka , kazanılmış,
öğrenilmiş bilgileri ve elde edilen bu bilgileri içeren iki düşünme
biçimi vardır. Ancak ayrımı belirleyen kesin testler ölçütler yoktur.
Zeka, öğrenilmiş kazanılmış bilgileri değişik durumlara uyum sağlama
yetisidir. Iraksak ve yakınsak olmak üzere elde edilen bu bilgileri
içeren iki düşünme biçimi vardır. Yakınsak düşünce becerisine sahip
bireylerde geleneksel, alışılmış, tekdüze yolları izleyen bir
özellikleri vardır. Iraksak ve geniş düşünceye sahip olanlar belirli
önermeleri tercih etmezler. Sonuca alternatifler arama
eğilimindedirler.
– Guilford zekayı üç boyutlu ele almıştır. Bunlar: 1- İçerik 2-
İşlevsel 3- ürünsel. İçerik boyutu görsel-işitsel, kassal duyum, sözel
ve davranışsal olarak dört basamakta.
İşlevsel boyut: bilgi, hatırlama, ıraksak, yakınsak düşünce olarak
Ürünsel boyut ise: sınıflama, ilişkiler, sistem ve doğrular olarak sınıflamıştır.
* Sizce yüksek düzey zeka yüksek düzeyde yaratıcılığı garanti eder mi?
- Araştırmacılar yüksek düzeyde zekanın yüksek düzeyde yaratıcılığı
garanti etmediğini, yaratıcılıkla zeka arasında yüksek bir korelasyon
olmadığını, daha zeki bir bireyin daha yaratıcı birey anlamına
gelmediğini belirtmektedirler. Bu alandaki son araştırmalar yaratıcılık
için genel zeka düzeyinin IQ=125 gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yaratıcılık kuşkusuz zeka etkenlerine olduğu kadar, kişiliğe de
bağlıdır.
GARDNER’İN ÇOKLU ZEKA KURAMI ÜZERİNE-
Yaklaşık yüz yıldır insan zekasının düzeyleri, gelişimleri ve
çeşitliliği üzerine bilim adamlarınca bir çok deney ve araştırmalar
yapılmıştır. Bunlardan Gardner “Düşünüş biçimi” adlı kitabında en az
yedi temel zekanın varlığını savunmuştur.
- Gardner, insanın çoklu zekaya sahip olduğunu ileri sürmüş ve çoklu
öğrenme ortamlarında bireylerin problem çözme becerisinin ve
üretkenliğinin daha fazla olabileceğini belirtmiştir. Buna göre Gardner
tarafından tanımlanan yedi zeka türü şunlardır:
1) SÖZEL (Dilbilimsel) ZEKA: Dil zekası dili etkili kullanma
kapasitesini ifade etmektedir. Bu kapasite sözel ya da yazım yeteneği
şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tür zekaya sahip olanlar konuşmacı,
politikacı, şair, oyun yazarı, editör, gazeteci olabilir.
2) Mantıksal-matematiksel zeka: Sayıları etkili kullanma kapasitesini,
problemize bireyin mantıksal düşünme, bilimsel çözümler üretme,
hesaplama, hipoaaaler kurma gibi durumları kapsar. Bu tür zekaya sahip
olanlar matematikçi, muhasebeci, istatistikçi, bilgisayar programcısı,
bilim adamı olabilirler. Günümüzde genelde matematiksel zekayı ölçme
testleri yapılıyor. Ben bunlardan bir soruyu aldım ve sormak istiyorum.
Elimizde 4 tane 1 rakamı var. Bu rakamları kullanarak yazabileceğiniz
en büyük sayı nedir?
3) Görsel (anlamsal) zeka: Görsel düşünme ve şekilli uzay özelliklerini
şekil ve grafiklerle ifade etme yeteneğidir. Bu tür zekaya sahip
olanlar avcı, izci, mimar, ressam oalbilir.
4) Bedensel duygu, devinimsel zeka: Bireyin duygularını ve
düşüncelerini ifade etmek için tüm vücudunu kullanmasıyla ilgilidir.
Bunla aktör, dansçı, heykeltraş, cerrah olabilir.
5) Müziksel zeka: Duyguların anlatımında müziği bir araç olarak
kullanan insanların sahip olduğu müziksel güce işrettir. Bunlar
müzisyen, solist, orkestra şefi olabilir.
6) Sosyal zeka: İnsanlarla ilişki kurma, onları anlama ve güdüleme
yeteneklerini kapsar. Bunlar kitleleri peşinden sürükleyen insanlardır.
7) Bireysel zeka: Bireyin kendini duyma ve anlamasıyla ilgili bilişsel
yeteneğini ifade eder. Kim olduğumuzu, hangi duygularımızı neden
hissettiğimizi düşünmemiz bu zekamızla ilgilidir.
- Aslında insanlar zeka çeşitlerinin hepsine sahiptirler. Ancak bazı
insanlarda bu zeka çeşitlerinden biri ya da birkaçı daha fazla baskı
alabilir. Günümüz eğitim sisteminde öğrencilerin eğilimleri keşfedilip
baskı olan zeka türlerine göre yönlendirilmelidir.
- Çoklu zeka kuramının eğitimde uygulanmasında öğretmene de önemli bir
rol düşmektedir. Geleneksel yöntemi benimseyen öğretmen sınıfta düz
anlatım, soru-cevap, okuma, anlatma gibi klasik yöntemleri kullanırken
çoklu zeka kuramını benimseyen öğretmen dersin bir kısmında düz anlatım
yaparken diğer kısmında tahtada resimler çizerek, tepegöz kullanarak,
video göstererek dersi işleyebilir. Ayrıca müzikten de yararlanabilir.
- Dolayısıyla çoklu zeka kuramı öğretmen rolü, geleneksel öğretmen
rolünü tamamen reddetmekle birlikte pek çok yönden de farklılıklar
göstermektedir.
YARATICI VE ANALİTİK DÜŞÜNCE
Yaratıcı Düşünce: Olaylar ya da nesneler arasında daha önce kurulmamış
bağlantılar yakalamak, ilişkiler kurmak ve düşünce şeması içinde özgün
ürünlerle hayata geçirmektir.
Yaratıcı ve analitik düşünce arasındaki ilişki kavranmalıdır. İnsan
beyni düşünsel etkinliklerin merkezidir. Beyin temel işlevleri
kendiliğinden yerine getirir, zekanın organları yönetir, hormonlar
sayesinde bedeni yönetir. Organizmanın diğer unsurları da gönderdiği
sinyallerle beyin işleyişine yön vererek işlevsel hale getirir. Beynin
sağ yarım küresi yaratıcı işlevleri (resim, müzik, hayal gücü), sol
yarım küresi ise analitik düşüncenin (mantık, matematik) işlevlerini
yerine getirir.
Analitik düşünce mantıksaldır, tek bir yanıta ya da uygulanabilirliği
olan az sayıda çözüme ulaştırır. Yaratıcı düşünce ise hayal gücünü
gerektirir ve insanı çok sayıda çözüm ve düşünceye götürür. Bu iki
düşünce biçimi farklı ise de biri diğerinin tamamlayıcısıdır ve
birbirine bağlıdırlar.
YARATICILIKTA ZİHİNSEL GELİŞİMİN BASAMAKLARI
Piaget, intellektüel gelişmenin doğuştan gelen iki özelikle meydana geldiği görüşündedir. Bunlar organizasyon ve adaptasyondur.
Organizasyon : Basit süreçlerin üst sıradaki zihinsel yapılara görme, dokunma, adlandırma inşa edilmesidir.
Adaptasyon : Bireyin çevresiyle etkileşimi sonucu meydana gelen devamlı bir değişmedir.
Piaget’e göre düşünme sistemine ilişkin anahtar görüşler vardır.
Bunlar :
1. Sezgisel düşünme (4-7 Yaş) : Çocuklar mantık kurallarına uygun
düşünme yerine, sezgileriyle hareket ederler. Zayıf olduğu konular
vardır. Sayı kavrama-ilişki, sebep-sonuç ilişkisi, kurma. Olayların
sırası, kuralları hatırlama-anlama başka konuşmacıları doğru algılama...
2. Somut düşünme (7–11 Yaş) : Mantıksal düşünme yetenekleri gelişir.
Soyut değil somut obje ve nesneler üzerine düşünme görülür. Kuralları
anlama görülür. Sayı kavramları, ilişki kurma gelişir.
3. Soyut işlemler (11-15 Yaş) : Öğrenciler soyutlamaları kullanmaya,
düşünmeye başlarlar. Her konuda kavramlar formüle ederler, gerçeklerden
başka olasılıklarla da ilgilenirler. Yetişkinin düşünme düzeyine
ulaşırlar.
Beyin yapısının büyüklüğü ve zeka arasındaki ilişkiler çoğu kişiyi
düşündürür. Uzmanlar beyinin büyüklüğü ile zekanın yakın ilişkisi
bulunmadığını söylüyorlar ve Einstein’ın beyninin standarttan küçük
olduğunu söylüyorlar.
BEYİN FIRTINASI
Beyin Fırtınası : Bir konuya çözüm getirmek, karar vermek ve hayal
yoluyla düşünce ve fikir üretmek için kullanılan yaratıcılığı aktif
hale getirici önemli bir tekniktir. Yaratıcılığın gelişimine ortam
sağlar. Çünkü insan beyni uyarılarla karşılaştıkça düşünme gücü de
artar, özgür yaratıların ortaya çıkmasını sağlar.
Beyin fırtınasının temel prensibi : Bir problem çözmekle
görevlendirilen bir grubun üyeleri mümkün olduğu kadar çok fikir ileri
sürerler. Dile getirilen her çözüm teklifi diğer grup üyelerini daha
yeni ve iyi buluşları ortaya çıkarmaya yöneltir. Ancak ortaya atılan
fikirlerin ayrıntılı bir şekilde açıklanması yada sunulması istenmez.
Sadece fikirlerin mümkün olduğu kadar hızlı ifade edilmesi yazıya
geçirilmesi ve sonra sükunetle değerlendirilmesi istenir.
Beyin Fırtınası Tekniği : Ders işlenirken önce bir yada iki sekreter ve
tartışmayı yöneten bir başkan seçilmelidir. Sonra sorun sınıfa
sunulmalı ve belli bir süre içinde herkesten çözüm önerileri
istenmelidir. Bu sırada olabildiğince fazla öğrenciden yeni orijinal
öneriler alınmalıdır. Önerilerden sonra tartışılmalı. Öğretmen
öğrencileri yüreklendirmeli, hepsinin çözüm üretmelerini istemeli,
herkese söz vermeli, onlara fırsat tanımalı, görüşlerini
bildirmemelidir. Çeşitli beyin fırtınasında yararlanılan çözüm yolları
vardır.
1. Benzerinden Yararlanma : Bir problemi çözmek için yollar aranırken
tabiattaki örneklerden yararlanmaktadır. Örneğin, pamuk liflerini
tohumdan ayıran çırçır makinesinin bulucusu bu makineyi “bir kedinin
pençesini çitten geçirip bir civcivi nasıl kavradığını görerek”
geliştirir. Ayrıca uçak kanatlarının da, kuş kanatlarından esinlenerek
üretilmesi güzel bir örnektir.
2. Fikir Bağlantıları Kurma : NASA yetkilileri astronot elbiselerinde
fermuar yerine geçecek bir düzen arıyorlardı. Fikir bulma timi
toplantıda sözlükten rasgele “yağmur ormanı” sözcüğünü seçerler. Beyin
fırtınasına başvurulan bu toplantıda katılan üyelerden biri tropik
yağmur ormanlarından geçerken elbisenin dikenlere takıldığını hisseder
gibi olduğunu söyler. Bunun üzerine astronotlara iç içe giren ve dikene
benzeyen ipliklerden yapılmış bir elbise dikilmesi fikri gelişir.
3. Zarardan Yarar Çıkarma : ABD’de bir bira fabrikası dinlenmiş birayı
elinden çıkarmaya çalışır. Bunun üzerine fabrika yöneticilerinden Tom
Sawyer’ın arkadaşlarını nasıl kandırdığını hatırlar ve bu örnekten
esinlenerek birayı kesimlik hayvanlara besin maddesi olarak Japonya’ya
gönderir. Böylece zarardan yarar çıkarma yoluna gidilmiş olur. Tom
Sawyer arkadaşlarına bahçelerin çitini boyama şerefini, karşılığında
para bile alır.
Örnek : Bir şirket yıl sonunda elde edilen karı en verimli şekilde
nasıl kullanacağını beyin fırtınası seanslarıyla halledebilir. Üretilen
fikirler mantıksız, sıra dışı, çılgınca, görünüşte imkansız olabilir.
Ancak herkes birbirine, görüşüne saygı göstermek zorundadır ve eleştiri
yoktur. Nasıl olur? Bu da mı olur? Kafayı mı yedin? gibi kimi sözler
henüz yeni ortaya çıkmış veya çıkacak olan fikri yok edebilir.
Amerikalı Edwin Land 1943’te sahilde küçük kızının fotoğrafını çektiği
zaman kızının sabırsızlanarak babası niçin resmi şimdi göremiyorum
demesi babayı düşünmeye sevk eder ve Poloraid makineyi geliştirir.
Burada küçük kızın, o güne kadar düşünülmemiş, veya hayata geçirilmemiş
bir olay için babasına ilham kaynağı olur. Yani beyin fırtınası yeni
keşif ve icatlara zemin hazırlar.
Beyin fırtınası seansında görüşler yüksek sesle söylenmeli ve hemen
kaydedilmeli. 30-40 dakikalık bir seanstan sonra bütün fikirler üyeler
tarafından değerlendirilerek en iyi fikir çözüm olarak seçilir.
Beynimizin sağ tarafı, zihindeki resimlerle veya hikayelerle
ilgilenmekten ve çapraz bağlantılar kurmaktan hoşlanır. Beyin fırtınası
çalışmaları sağ beyni uyarır. Yapılan çalışmalar sonucunda okula
gitmeden önce okul dönemine göre çocukların sağ beyninin 9 kat daha
fazla kullandıkları söylenir. Yani çocuklar yeni fikirleri daha fazla
üretirler.
Beyin fırtınasında fikir üretme ve eleştiri aynı anda gerçekleşmez. Her
türlü eleştiri ve değerlendirme kişinin hayal gücünü engellediğinde bu
uygulama da beyin fırtınası olmaz.
Beyin fırtınasına okul öncesi eğitimde de rastlıyoruz. Örneğin sonbahar
konusunun işleneceği bir sınıfa öğretmen bir gün önce öğrencilere
sonbahara ilişkin bir şeyler getirmelerini veya üretmelerini ister.
Bunun üzerine öğrenciler bahçeden topladıkları kuru yaprakları,
şemsiye, sonbahara ait meyve getiren, yağmurluğunu getiren ve sonbahar
resmi yapıp getirirler. Birlikte sonbahar üzerine düşünüp konuşurlar.
Böylece çocuklar “sonbaharda yapraklar dökülür, yağmur yağar, değişik
meyveler çıkar.” Bilgisini öğretmenlerinden kalıp halinden almak yerine
öğretmen öğrencilerini düşünmeye sevk eder ve düşünce tembelliğinden
kurtarır. Öğrenciler daha kalıcı bir şekilde öğrenirler.
YARATICI DRAMA
Yaratıcı drama dersinde öğrencilerimiz, oyun oynanacağı ve yaratacağı,
kendi öykülerini kurup paylaşacağı, düşlerini canlandıracağı bir ortam
bulur.
Eğitimde drama anlayışı 19. yüzyılın başlarında gündeme gelen bireyin
kişilik gelişimine etken olan, onu edilgen durumdan kurtaran önemli
eğitimsel, iletişimsel bir amaç ve araçtır.
Eğitsel yaratıcı drama yöntemi, çocuk oyunlarından ve benzer
etkinliklerden yola çıkılarak gözlem yapma, doğaçlama, rol oynama,
dramatizasyon gibi tiyatro yada drama tekniklerinden yararlanılarak bir
grup çalışması içinde, çeşitli yaşam durumlarını canlandırma, olayları
yeniden yaratıp irdeleme, bu yaşam durumlarından bilgilenme ve
öğrenmeye geçme çalışmalarıdır.
Dramatizasyona başlamadan önce çocuklara öykü veya hikaye sunulmalıdır.
Dramatizasyona başlarken “kimsenin daha önce duymadığı bir hikaye
yapacağız” şeklinde bir açıklama yapmak işleri kolaylaştırır. Bazen
hikaye kuklalarla da canlandırılabilir. Kukla oynatma hem çok eğlenceli
hem de çok yönlü bir eğitim aracıdır. Hayal gücünü kullanmayı sağlar,
dinlenme ve iletişim becerilerini sağlar, çocukların bastırdığı bazı
rahatsız edici duyguların ortaya çıkmasına yardım eder. Yaratıcı drama
etkinliklerinde çocuk irticalen konuşur. Çekingen olan veya dilde
zayıflığı olan öğrenciler kuklayı bir kalkan gibi kullanırlar.
Kuklalarla hikaye anlatma veya oynatma sadece eğlenceli bir olay
değildir. Aynı zamanda bir eğitim aracıdır.
Drama sanat eğitiminin vazgeçilmez bir unsurudur. Öğretmenin en önemli
kaynağıdır. Çocukların hayal güçlerini zenginleştirici etkinlikler
aramanın gerçekleşmesini sağlayan önemli bir faktördür. Drama etkinliği
içerisinde çeşitli öykü, şiir, mecaz, müzik, dans, görüntü, imgeler,
çeşitli oyun öğeleri ve betimlemeler oluşturulabilir, küçük oyunlar
hazırlanabilir, tüm bunlar araç olarak kullanılabilir.
Çocuklar kendilerine özgü yapmacık, suni olmayan, özgün dünyası olan
özel bir varlıktır. Drama onlar için son derece özgür hareket
etmelerine olanak sağlayan doğal bir ortamdır. Drama onların hayal
gücünü geliştirir. Onlardan bir tiyatrocu, müzisyen, dansçı, ressam
gibi davranmaları ve yetenekli olmaları konusunda beklenti içine girmek
doğru değildir.
Okul ortamında drama okul öncesinin son dönemlerinden başlayarak orta
öğretimi de kapsar. Yetişkinlik döneminde de değişkenlikler göstererek
eğitimin son derece önemli bir parçasını oluşturan bir süreçtir.
Drama’da Genel Amaçlar
• Drama çocuğun bellek gücünü ve becerisini geliştirir.
• Bağımsız düşünme ve gelişimlerini, statik, dar görüş ve gerçekliklerden kurtarır.
• Drama, çocuğa özgü niteliklerin gerçeklerin tanımlanmasına ortam hazırlar.
• Doğal eğilim ve görüşlere yanıt verir.
• Gerçek olaylarla karşı karşıya gelerek, düşünce ve imgelerin gücü gelişir.
Drama’nın Yararları
Drama çocuğa yansıyabilecek yararları vardır. Bunlar;
1- Çocuğun dünyası genişledikçe canlandırdığı roller artar.
2- Çocuğun zihninde yeni kavramların sayısı artar. Kavram zenginliği, düşünce zenginliğini beraberinde getirir.
3- Çocuk düşünür, soru sorar, yanıtlar, bulur, deneyler yapar.
4- Çocuk kavra gelişimi için gerekli olan dil becerilerini geliştirir.
5- Çocuğun bilişsel gelişimine katkıda bulunur.
6- Çocuk kendi düzeyine uygun rolleri tekrarlayarak sosyal ortamda konumunu
benimser ve sosyalleştirir.
7- Çocuk diğer sosyal rolleri canlandırarak kendisini başkasının yerine koymayı dener.
8- Çocuk oyunlardaki rolleri toplum kurallarına uygun olarak biçimlendirmeye yönelir.
9- Çocuk yeni arkadaşlar edinmeyi, toplumsal becerilerini geliştirme ve yaşıtlarınca uyum sağlamayı öğrenir.
10- Çocuk, bazı gerçekleri oyun sırasında öğrenir. Çaba harcamayı,
gücünden yararlanmayı, başladığı işi bitirmeyi ve bundan zevk almayı
öğrenir. Kabullenmekte güçlük çektiği kuralları oyun sırasında benimser.
11- Çocuk ben ve başkası kavramını öğrenir. İş birliği, paylaşma, yardımlaşma, yenme ve yenilmeyi yaşayarak öğrenir.
12- Çocuk iletişim kurmayı, derdini anlatmayı, duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi öğrenir.
13- Çocuk oyunlarında yaşadığı olayları benimser, dener, taklit eder,
tekrarlar, grup oyunlarında daha iyiyi, güzeli başarmayı amaçlar.
14- Çocuk arkadaşları ve zengin araç-gereç kullanımı ile kaslarını
hareket ettiren yeni yöntemleri bulur, dener ve bedeni bu oyunlar
sırasında çok yönlü gelişir.
15- Çocuğun ilgi ve yetenekleri daha iyi belirlenir. Yetişkinlere bu konuda önemli ipuçları verir.
16- Ders konularını öğrenmede girdiği drama etkilerinden yararlanır.
EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE YARATICI DÜŞÜNCE
Türk Eğitim Sisteminde yaşanan sıkıntıların format eğitimde araştırıcı,
sorgulayıcı, kuşkucu, yaratıcı, eleştirici ve analitik düşünceye sahip
kuşakların yetiştirilmesine yönelik yaklaşımlar da yaşanmaktadır.
Eğitim sisteminde yaratıcı anlayış olan farkı gözetmeksizin tüm
bireyler göz ününde bulundurularak planlanmalıdır. Çünkü yaratıcı
düşünce her insanın doğasında ver olan bir özelliktir. Ancak
yaratıcılığın düzeyi, derecesi, ortaya çıkışı, sürekliliği ve gelişimi
kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir.
Özcan Demirel’e göre 2-7 yaş arasında dramatizasyon, demontsrasyon,
yaratıcı drama ve rol yapma gibi tekniklerle geliştirilebilir. 11-15
yaşlarında ise soyut işlemler dönemi başlamakta, bu dönemde şiir, öykü,
anı yazma, resim yapma, bilimsel düşler kurma ve geliştirme gibi
etkinliklere yer verilebilir.
Bireyin yaratıcılığı, çocukluk ve gençlik dönemlerindeki olaylara,
nesnelere, olgulara ilişkin soru sormaları dış dünya ile kendi duygu ve
düşüncelerini etkileşime sokmaları ile gelişir ve ortaya çıkar.
Yaratıcılığı gelişimine ilişkin kesin bir yaş sınırının olmama
döneminde bu yeteneklerin en olgun analizini verirler.
Ayrıca yaratıcı düşünceyi okul ortamında geliştirebilmek için
öğrenme-öğretme ortamlarını öğrencinin yaratıcı davranışlarını
geliştirecek biçimde düzenlenmelidir. Bu amaçla drama, benzetim, beyin
fırtınası ve problem çözme gibi yöntem ve tekniklere yer verilmelidir.
Yaratıcılık ve Eğitim
Yaratıcılık ve eğitim; birbirlerini doğrudan etkileyen önemli kavramlardır.
Yaratıcılık ile eğitim arasındaki ilişkiyi dört açıdan inceleyebiliriz.
Eğitim düzeyi, eğitim dalı, eğitim tarzı ve yaratıcılık eğitimi.
Eğitim düzeyi: Araştırmalar eğitim düzeyinin yaratıcılığı fazla
etkilemediğini göstermektedir. Öte yandan birikimlerimiz arttıkça daha
köklü yenilikler getirebileceğimiz de açıktır.
Eğitim dalımız yaratıcılığı biraz daha doğrudan etkileyebilir. Resim,
müzik, mimarlık alanlarında eğitim görmüş olanlarımız “yaratıcılık
becerilerini” daha çok kullanmak zorunda oldukları için daha fazla
geliştirebilirler. Oysa yaratıcılık her alanda geliştirilebilir.
Yaratıcılık ile eğitim arasındaki en önemli ilişkiyi eğitimin tarzı
oluşturur. Eğitim dalı ve düzeyi ne olursa olsun sadece “mantıksal
düşünceye” yani sadece “mevcut olanları değerlendirmeye” dayalı eğitim
yaratıcılığın gelişmesini engeller. Bunun daha kötüsü mantıksal
düşüncenin “ezbere” dayanılarak öğretilmesidir.
Yaratıcılık üzerine bir eğitim programı veya ders bu becerinin
gelişmesine katkı yapabilirse de her beceride olduğu gibi
yaratıcılığımızı yaşamımızın doğal bir parçası haline getirmediğimiz ve
yaramın her alanında teşvik etmediğimiz sürece eğitimden
kazanacaklarımız sınırlıdır.
Öğretmenlerin yüksek zeka düzeyine sahip öğrencileri yaratıcı
öğrencilere tercih etmelerine benzer biçimde okul yöneticileri de
yüksek düzeyde yaratıcı ve sıra dışı öğretmenleri daha az tercih
edebilmektedir.
Türk eğitim sisteminde okul yöneticileri genellikle yaratıcı olmaktan
hazır, kalıplaşmış karar ve yöntemleri izler. Oysa ki, eğitimin amacı
değil diğer kuşakların yaptıklarını yineleye değil, yeni şeyler
yapabilme yeteneği olan insanlar yaratmaktır.
• Sizce eğitimde yaratıcı drama yönteminin yeri ne olmalıdır?
• Yaratıcı düşüncenin gelişmesi nelere bağlıdır?
• Yaratıcılık ile eğitim arasındaki ilişki nedir?
OKULDAKİ ORTAMIN YARATICI SANAT EĞİTİMİ
Sanat eğitimi yaratıcılık temelleri üzerine kurulmuş önemli bir
faktördür. Bu yüzden son yüzyıl içinde sanat eğitiminde yaratıcılık
eğitimin önemli bir unsuru olup, çocukların yaratıcılıklarını ortaya
çıkaran bilimsel araştırmalara yer verilmiştir.
Okul ortamında yaratıcı sanatsal etkinlikler öğrenci grupları ile
öğretmenler arasında gelişir. Çocuğun yaratıcılığı okul öncesi dönemde
öğretmen kontrolünde bağımsız ve özgür olarak gelişebilir. İlköğretimde
ise yine öğretmen kontrolünde daha programlı ve sistematik olarak
gerçekleşebilir. Yaratıcı eğitim ailede başlayıp, okul öncesi,
ilköğretim ve sonrasında devam eder.
Çocuğun yaratıcılığının gelişmesinde ailesinden sonra önemli kişi ve
kurum öğretmen ve okuludur. Okuldaki öğretim programlarının içeriği
çocuğun yaratıcı davranış biçimlerinin kazandırılmasında önemli bir
faktördür. Öğretmen çocuğun yaratıcı etkinliklerini yakından izlemeli,
yardımcı olmalı, alışılmışın dışındaki yaratıcı girişimlere destek
vermelidir. Böylece onun eleştirel bir düşünüş ve görüş açısını
benimsemesini sağlayabilir. Onun düşünsel ve duygusal anlamda
rahatlamasına, kendisini daha iyi ifade etmesine, üretmenin vermiş
olduğu mutluluk ve heyecanı yaşamasını sağlayacaktır. Çocuğun arkadaş
gruplarıyla daha iyi iletişi kurarak kendine olan güveni artmış
olacaktır.
Öğretmen resim, müzik, dram, dans, şiir ve el becerilerine dayalı yaratıcı etkinlikler için uygun koşullar sağlamalıdır.
Aile içinde çocuğun yaratıcı gelişimine ne kadar olanak sağlanırsa okul
ortamındaki yanlış tutumlar, kısıtlamalar, geleneksel anlayışlar çocuğu
yaratıcılığını engeller. Ayrıca bazı ailelerin baskı ve aşırı
beklentileri yöneticilerin istediği bir şekilde çocuk yetiştirmeleri
aynı olumsuz sonuçları doğurur.
Sosyo ekonomik düzeyi iyi olan demokratik anne-baba’nın çocukları diğer
ailelerin çocuklarına göre daha yaratıcı olmaya yatkındırlar. Çünkü
yaratıcı etkinlikleri aile tarafından desteklenmektedir. Sosyo ekonomik
düzeyi düşük otoriter ailelerde çocukların yaratıcı düşünce ve
eylemleri önemsenmez, kabul görmez.
ÇOCUKTA YARATICILIK ÖZELLİKLERİ
Çocuğun yaratıcılığına ilişkin en önemli veriler onların yaptıkları
resim ve diğer sanat etkinlikleridir. Ancak çocuk bir resmine bakarak
karar vermek doğru olmaz. Çocuğu süreç içinde gözlemleyerek yaratıcı
davranış özelliklerine karar verilmelidir. Çocuktaki yaratıcı
özellikler şunlardır.
• Pratik düşünürler. Analiz ve senaaa yönleri güçlüdür.
• Konu bulma ve çizimleri çabuktur.
• Konuya bakış açılarında alışılmışın dışında farklılıklar görülür.
• Resimleri içten çizerler.
• Maymun iştahlılık görülebilir.
• Resimlerinde taklit, kopya görülmez.
ÇOCUKTA YARATICILIĞI GELİŞTİREN FAKTÖRLER
Geleceğin sorunları ile yaratıcı, bilimsel bir anlayış ile uğraşacak
kuşakların kazanılması modern, çağdaş en önemli sorunların başında
gelir. Okul ortamında yaratıcılığı geliştiren en önemli faktörler;
• Yaratıcılığa uygun koşulların hazırlanması (Atölye, derslik).
• Çevresel faktörlerin zenginleştirilmesi, ilgili materyallerin hazırlanması.
• Hayal gücünü geliştirici oyun, müzik, öykü gibi etkinliklere yer verilmesi, yeni görüş ve düşüncelerin hayata geçirilmesi.
• Araç ve gereçlerin anlam ve amaca uygu olarak seçilip ilgili konuların çocukların düzeylerinde tutulması.
• Tekdüze, basma kalıp etkinliklerden kaçınılmalı, onları özgün
çalışmalarından dolayı destekleyerek ödül ve ceza yaptırımlarında
çağdaş eğitim anlayışının gerekleri uygulanmalıdır.
• Tarihi yerlerin, müze ve sergilerin görülmesine olanak tanınmalı.
• Değerlendirme, eleştirilerde dikkatli olunmalı yapıcı faktörler etkili olmalıdır.
• Yaratıcı etkinlikler; yazma, problem çözme örnekleri sınıfın uygun köşelerinde sergilenebilmelidir.
ÇOCUĞUN YARATICI ÖĞRENME DÜZEYİNİN ANLAŞILMASINA İLİŞKİN ÖĞRENCİ MERKEZLİ ÖRNEK BİR KONTROL LİSTESİ
Öğretmenler, çocukların öğrenmeye karşı doğal merak ve isteklerinden
yararlanarak sorun çözmeyi ve araştırmayı teşvik edecek “öğretme”
modellerini uygulamalıdır.
Örnek bir kontrol listesi;
• Çocuk hayal gücünü nasıl ifade ediyor? Duyduklarını yada gördüklerini yazarak mı, yorumlayarak mı, problem çözerek mi?
• Çocuk düşüncelerini çeşitli yollarla mı aktarıyor?
• Çocuk hangi dereceye kadar yaratıcı düşüncelerini ifade etmede matematik bilgisini kullanıyor.
• Çocuk düşüncelerini sözel olarak mı, yoksa araç ve gereçlerle mi daha iyi ifade ediyor.
YARATICILIĞI ENGELLEYEN ÖĞRETMEN ÖZELLİKLERİ
Yaratıcılı benimseyen fakat uygulamayan, alanında yetersiz öğretmenlerle bir sonuca varılmaz.
Çocukların yaratıcılığını engelleyen öğretmen tutumları;
• Çocukların yaratıcı gelişmelerine olanak sağlayan ortamları yaratmayan, çocukların eğitimi zenginleştirici çabalardan uzak.
• Çocukların cesaretini kıran, aşırı eleştiren, motivasyonu bozan davranışlar sergiler.
• Otoriter ve katı, geleneksel eğitim anlayışını sınıf içinde etkili kılar.
• Alan bilgisi, kültürel düzeyleri zayıf dar ilgileri olan, yetersiz.
• Beklenmedik anlarda ortaya çıkan sorunları çözmede zayıf ani karar veremez.
• Heyecanlı olmayan tutarsız, alanına ilişkin gelişmeleri takip etmeyen. |