Edebiyat Akımları nelerdir - Temsilcileri ve özellikleri

» Edebiyat Akımları nelerdir - Temsilcileri ve özellikleri

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

 

Edebiyat Akımları
 

GELECEKÇİLİK
20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve dinamizmi vurgulayan akım olarak eğerlendirilir. İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin 1909'de Paris'te Le Figaro gazetesinde yayınladığı bildiri ile ortaya çıktı. Bildiride, "Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık, feminizm ve bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız" deniyordu. Bu geçmişin bütünüyle reddi demekti. Aynı bildiride, "Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşcı ve ölüme götüren güzel düşünceleriyüceltiyoruz" sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizm'den yana bir tavrın da açık göstergesiydi.Gelecekçiliğin kurucusu Marinette Avrupa'dan birçok yazarı etkilerdi. Rusya'da Velemir Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliğe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi bildirgelerini yayınladı. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi. Şiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra da gelecekçi akım güçlendi. Mayakovski'nin ölümüne kadar etkisini sürdürdü. İtalya'daki gelecekçiler ilk şiir antolojisini 1912'de yayınladı. İtalya'nın 1. Dünya Savaşı'na girmesini ve Mussolini'yi savunuyorlardı. Onunla birlikte hapsedildiler. Gelecekçilik faşizm ile özdeşleşti. Ve 1920'lerin ortalarına doğru etkisini yitirdi. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası, "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenin yazar olarak sayılabilir. Fütürizmin Türkiye'deki temsilcisi Nazım Hikmet'tir
F ütürizmin ilkeleri 
* Edebiyatın durgunluktan ve uyuşukluktan kurtulması gerektiğine inanan fütüristler, savaş, kavga gibi saldırgan hareketleri içeren konuları ele alırlar. 
* Evrenin hareketi ve canlılığı, resimde dinamik bir duyurma halinde verilmelidir. 
* Hızın, süratin güzelliği vurgulanarak uçaklara, arabalara, trenlere övgüler yağdırılır. 
* Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden fütüristlerin parolası, "sözcüklere özgürıük"tür. 
* Şiirde geleneksel kurallar terk edilir. Ölçü ve uyaktan vazgeçilir, şiir yazarken özgürce davranılır. 
Bu yüzden fütürizmde serbest tarzda yazılan şiirler ön plana çıkar. 
* Fütüristlere göre sanat tarihçileri faydasız, hatta zararlıdır; onlara aldırmamak gerekir. 

Fütürizmin temsilcileri 
* Marinetti 
* Mayakovski 

 

 Hümanizm

Hümanizm; insanlık aşkı, tüm insanları sevme ülküsü anlamını taşır. Ortaçağın sonlarında Yunan ve Latin uygarlıklarına karşı duyulan hayranlık, aydınları harekete geçirmiş, o dönemin eserlerini incelemek önüne geçilmez bir hareket halini almıştır. Böylece Hümanizm, Eski Yunan ve Latin dillerini, eserlerini inceleme akımı olarak ortaya çıkmıştır. 
Richard Allock, hümanizmi şöyle açıklar: "Hümanizm, en iyi, Eski Yunan ve Roma yazarlarının estetik ideallerine bir bağlanma, onların yapıtlarını sevme, üsluplarını benimsemedir." 
Hümanizm'de, özlelikle 15. yüzyılda Avrupa toplumlarını bilmek ve eski uygarlıkların eserlerini, bilinmeyen yönlerini aydınlığa çıkarmak amaçlanmıştır. Bu bakımdan Hümanizme bağlanan aydınlar, özel eserler vermek yerine eski uygarlıkların eserlerini inceleyip tanıtmayı hedeflemişlerdir. 
Önce İtalya'da, sonra Fransa'da, daha sonra da diğer Avrupa ülkelerinde yetişen hümanistler, insanlara yeni bir düşünce ışığı verme yolunda çok büyük çabalar göstermişlerdir . 
Hümanizm, insanlığın kendini yeniden buluşu, kendi varlığından öz cevherine dönüşüdür. Hümanizm, Rönesansın, yani aydınlanma çağının temeli de sayılır. Hümanizm, insanları ayrıştıran değil, birleştiren noktalar üzerinde durur. 
Hümanizm, yeni ve büyük uygarlıkların ancak eski uygarlık temelleri üzerinde yükselebileceğini vurgular. Bu hareket, bütün dünya için, yeni bir uygarlık döneminin başlangıcı niteliğindedir. Hümanistler, bugünkü Batı uygarlığının dil, edebiyat ve eğitim öncüleri olmuşlardır. 
Epikür, Zenon, Perikles, "Her şeyin ölçüsü insandır." diyerek hümanizm felsefesini genişletmişlerdir. Epictete, Seneca hümanizmin yayılmasında önemli roloynamışlar, böylelikle insan sevgisiyle dolu, yalnızca insanı hedefleyen "hümanist edebiyat" doğmuştur. Özellikle italyan sanatçılardan olan Dante, Petrarca, Bocaccio üçlüsü öncü hümanistlerden olmuştur

 

İDEALİZM
Dünyayı ve varoluşu bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin temel olduğu felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm özellikleri edebi eserlerde yer alır. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak doğmuştur. Çağcıl yaşamın artık makineleşen toplumları ve alabildiğine serpilip gelişen kentleriyle bireyi topluluk içinde yaşamaya zorladığını vurgulayan idealizm, bir arada yaşamanın yarattığı ortak kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır. Topluluk bilincini ve bu bilince göre bireyin varoluşunu, yaşamı belli belirsiz yönlendiren kimi tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar Jules Romains'tir. Bu akımın temelleri Romains'le Chenneviere'nin yazdığı Petit Traite de Versification (Şiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel'le Charles Vildrac'ın kaleme aldığı Notes su la technique poetique (Şiir tekniği üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuştur.

 

 

 

VAROLUŞÇULUK
İlk önce varoluşçuluğu tanımlayarak başlayalım. Varoluşçuluğu tanımlamak için , sözcüğün kendisinden işe başlamak gerekir. Bu yeni türetilmiş sözcük “varoluş” (existence) ismin den, ilkin “varoluşsal” (existentiel) ve varoluşla ilgili “existential” sıfatları türetilerek ve daha sonra “culuk” son eki eklenerek ortaya çıkmıştır. Varoluşculuk, varoluşun önceliğini ya da ilkinliğini benimseyen bir kuramdır.

Varoluşculuk (egzistansiyalizmin) ilkeleri 
* İnsan, kendini bulmalı, özünü elde etmeli. Hiçbir güç; insanoğlunu, kendinden, kendi benliğinden kurtaramaz. 
* Egzistansiyalizm, insanın kendi varlığını sorgulamasını ister. Her insanın kendi iradesiyle biçimlendireceği bir geleceği vardır.
* Bu akımda, insanı insan yapan, onun kendi kararlarıdır. Önemli olan gerçek, herkesin üzerinde birleştiği objektif gerçek değil, kişisel gerçektir. 
* İnsanın önündeki olanaklar bütünü, öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş, her zaman bir "dünyada var olma"dır. Bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir. 
* İnsanın özgürlüğü son derece önemlidir. Zaten insan, özgür olmaya mahkumdur . 


Egzistansiyalizmi şu sorularla başlamıştır: 
-"Ben kimim? 
- Bir birey olarak var olmamın bence anlamı nedir?" 
Cevap 
-"Bizi biz yapan, kararlarımızdır. 
- Bizi biz yapan kendi benliğimizle aldığımız kararlarımızdır. 
Bu özel benlik, dünyaya bir defa gelir, başka kimsenin olamayacağı, yapamayacağı bir şeyi, olmak ve yapmak gücüdür." 

Egzistansiyalizmin (varoluşculuğun) temsilcileri 
Jean Paul Sartre 
Albert Camus 
Andre Gide 

 

Franz Kafka

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (SÜRREALİZM)

Avrupa'da 1'inci ve 2'nci dünya savaşları arasında gelişti. Temelde 1910'ların ortalarında akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadacıların yapıtlarından kaynaklanır. 1924'te "Manifeste du Surrealisme"i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan şair Andre Breton'a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde düşsel dünya ile gerçek yaşam "mutlak gerçek" ya da "gerçeküstü" anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud'un kuramlarından etkilenin Breton için, bilinçdışı, düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneği idi.
Breton'un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle, "gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye" başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu. 1925'ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton'un yanısıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Artaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstü akımın önemli isimleridir. Türk edebiyatında sürrealizmin bazı özelliklerini "İkinci Yeniler"de görmekteyiz.

Sürrealizmin ilkeleri 

* Sürrealizmde bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliği savunulur. 
* Sürrealizmde bilinç ile bilinç dışını birleştirme esas alınır. 
* Bu akımın en belirgin özelliği  içinden geldiği gibi yazmaktır.
* Akılcılığın karşısında olan sürrealistler, geleneksel ve biçime dayalı inanç ve değerleri düşünceden silmişlerdir. 
* Sürrealist şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya gelir. 

Sürrealizmin temsilcileri: 
- Andre Breton 
- Paul Eluard 
- Louis Aragon 
 
 
DADAİZM
Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings'in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih'te Hugo Ball'in açtığı cafe'de toplandı. Fransızca'da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" akımın ismi olarak seçildi. Bildirisi de burada açıklandı. Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 1.Dünya Savaşı'nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurguluyorlardı. Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupauld, Paul Eluard ve Georges Ribemont-Dessaignes'in yazılarının yer aldığı Litterature'dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe yöneldi. Dadaizmin  ilkeleri 
* Dadaistler aklın hiçbir değerinin olmadığına inanırlar. 
*  Her şeye kuşkuyıa bakan dadaistler çevrelerindeki hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanmazlar. 
* Bu akım, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 
* Dadaist sanatçılar, insanları şaşırtmak istemişlerdir. 
* Dadaizmcilere göre estetiğin hiçbir değeri yoktur. 
* Dadaizmde, bilincin yönünü kaybetmiş bir kuşağın ümitsizliği ve isyani vardır. 
* Alışılmış estetik anlayışa karşı çıkarak, dil ve biçimde yeni deneylere girişen dadaistler, dil, biçim, uyak gibi kaygılar taşımaz.
* Dadaistler, bilinçsiz bir şekilde hayalle ruhun kontrol edilemeyen boyutlarına kadar ilerleyip karışıklık meydana getirip sanatı bile ortadan kaldırmayı düşünürler.

Batı edebiyatında dadaizmin  temsilcileri 
Tristan Tzara 
Jean Arp 
Richard Hülsenbeck 
Mareel Janco 
Emmy Hennings

 


•  
Empresyonizm, 19. Yüzyılın sonlarında Fransa'da resimde görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuş bir akımdır.
Bu akımda anlam açıklığından çok kapalılık yeğlenir. Dış dünyadan algılanan görüntüler ruh süzgecinden geçirildikten sonra dışa yansıtılır.
Bu akımın edebiyattaki temsilcileri Baudlaire ve Verlaine'dir. İzlenimcilik Türk edebiyatında da Ahmet Haşim, Cenap Şehabettin gibi şairlerin üzerinde etkili olmuştur.
Batı edebiyatında empresyonizmin ilkeleri 
* Bu akımda dış dünya ile ilgili gözlemler, olduğu gibi tüm ayrıntılarıyla anlatılmaz; ancak edinilen izlenimler ölçüsünde aktarılır. 
* Empresyonist sanatçılar, dış dünyada gördüğü varlıkların; gerçek, realist yönünü değil kendinde uyandırdığı izlenimleri anlatır. Çünkü onların anlattıkları dış dünya değil, bu dünyanın hayalleriyle bezenmiş izlenimleridir. 
* Empresyonizm, her şeyden önce özgürlüğün sembolüdür. Özellikle empresyonist ressamlar, alışılmış hiçbir kurala bağlı kalmamışlardır. Böylece empresyonist resimde renklerin özgürlüğü sağlandığından sistemsiz bir coşkunluk vardır. 

Empresyonizm'in temsilcileri  
Monet Sisley 
Cezanne 

EmpresyonizminTürk temsilcileri  
Ahmet Haşim

 

Sembolizm; Olayları yorumlamaya veya inançları anlatmaya yarayan semboller sistemi, simgecilik.

 


Sembolizmin farklı kullanımları mevcuttur:

  • Sembolizm; (edebiyat) Sanat eserinin değerini, gerçeğin olduğu gibi aktarılmasında değil, duygu ve düşüncelerin, işaret ve biçimlerin uygunluk içinde düzenlenişinde gören, ayrıca kelimelerin müzik ve sembol değerine dayanılarak en anlatılmaz duygu inceliklerinin bile sezdirilebileceğini savunan edebiyat ve sanat akımı, simgecilik.
  • Politik sembolizm, politik amaçlar ve mefhumlar için kullanılan semboller sistemi, simgecilik.
  • Dini sembolizm, dini amaçlar ve mefhumlar için kullanılan semboller sistemi, simgecilik.

 

 

NATÜRALİZM
19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuştur.Doğa bilimlerinin, özellikle de Darwinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata uyarlanmasıyla gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar, gerçekleri ahlaksal yargılardan, seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam bir bağlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle gerçekçilikten ayrılır. Doğalcı yazarlar, insanı ahlaksal ve akılsal nitelikleriyle değil, rastlantısal ve fizyolojik özellileriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma göre, çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir, içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını
belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değillerdir.
Doğalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine'in Historei de la Litterature Anglaise (İngiliz edebiyatı tarihi) adlı eseri oluşturur. İlk doğalcı roman Goncourt kardeşlerin bi hizmeçi kızın yaşamını inceleyen Germinie Lacarteux adlı yapıtıdır. Ama Emile Zola'nın Le Roman Experimental (Deneysel Roman) adlı eseri akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola'nın yanısıra Guy de Maupassant, J. K. Huysmans , Leon Hennique, Henry Ceard, Paul Alexis, Alphonse Daudet doğalcı yapıda eserler veren yazarlardır. Nabizade Nazım'ın ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında natüralist öğelere rastlanır.
Naturalizmin  ilkeleri 
* Naturalizmde toplumsal nedenler bir yana bırakılır, yalnızca yaşananlar nesnel bir biçimde aktarılır. 
* Naturalistıer, pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışır. 
* Pozitivist kurallara dayanarak doğayı taklit etme çabası içindedirler. 
* İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul eden naturalistıer, eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak verirler. Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. 
* Naturalistler, sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır. 
* Naturalist yazarlar, insanı belli koşulların içinde kabul edip onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler. Onların eserlerinde insan, kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz. 
* Realistlerdeki biçim güzelliği, üslup kaygısı naturalistlerde yoktur. Fakat naturalistler de halkın kolayca anlayabileceği yalın ve anlaşılır bir dil kullanırlar. 
* Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren naturalistierin eserlerine genelolarak bir kötümserlik havası hakimdir. 
* Naturalist sanatçılar, insanın fizyolojik özellikleri üzerinde durur; insanı soyaçekim ve genetik özellikleriyle ele alırlar. Çünkü kişinin sahip olduğu erdemıerin soylarından geldiğine inanırlar. 

Naturalizmin temsilcileri 
Emile Zola 
Alphonse Daudet 
Guy de Maupassant 
Goncourt Kardeşler 

Türk Edebiyatında Naturalizmin Temsilcileri 
Edebiyatımızda naturalizm akımına en yakın eserleri veren sanatçı : 
* Hüseyin Rahmi Gürpınar 
Gürpınar, eserlerinde sosyal eleştiriye yer vermesi yönünden naturalistlerden ayrılır.
 
Klasizm, romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. Temel kuralı "sanat sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuğu ve gerçekçiliğine bir karşı çıkıştır. Daha çok şiirde kendini gösterir. Sanatsal biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Ölçülü ve nesnel bir anlatım, teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas şiir için "biçimciliği amaçlayan" şiir tanımı da kullanılabilir. Parnasizm, bir yönüyle kendisinden sonraki doğalcılığa da kaynaklık yapmıştır. Zengin bir dil, zengin bir biçim, zengin ve yoğun bir duygusallık işlenir. 1830'lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Theophile Gautier'in şiirlerini, Theodore de Banville, Leconte de Lisle izlemiştir. Parnasizm, edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeşleştirilir. Adarını Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes'in hazırlayıp Alphonse Lemerre'in bastığı Le Parnasse Contemporain (Çağdaş Parnasçılık) adlı eserden almıştır. Türk edebiyatında parnasizmin etkileri Tevfik Fikret'te görülmektedir.
Parnasizmin İlkeleri 
-Parnasyenler, şiiri salt biçim olarak görürler. Bu yüzden biçim güzelliğini her şeyden üstün tutarlar. 
-Duygunun yerini düşüncelerin aldığı Parnasizmde ayrıntılı ve canlı betimlemelere yer verilir. 
-Parnasyenler Eski Yunan mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular Klasisizmle benzerlikler taşır. 
-Parnasyenler, şiirlerini daha çok "sone" tarzında yazarlar. 
-Dizelerin dış yapısı, sözcüklerin sıralanışı, seslerin uyumu, ritim ön plandadır. Bu yüzden parnas sanatçılar, ölçü ve uyağa çok önem verirler. 

Batı Edebiyatında Parnasizmin Temsilcileri 
-Th. Gautier Lisle 
-Prudhomme 
-J. Maria de Heredia 

Türk Edebiyatında Parnasizmin Temsilcileri 
Parnasizm Türk edebiyatına Servet-i Fünun döneminde girer. 
-Tevfik Fikret 
-Yahya Kemal 
 
REALİZM
Bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Örneği bu akamın iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert, Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, İvan Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm, 20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir. Realizmin etkisini, Türk edebiyatında Samipaşazade Sezai'nin "Sergüzeşt", Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı romanlarında görürüz. Nabizade Nazım'ın "Karabibik" adlı romanı köy gerçeğini anlatır. Türk edebiyatında realizm, Servet-i Fünun dönemindegörülmektedir. Halit Ziya Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah"adlı eserinde realizm romantizme üstünlük sağlar.
Realizmin İlkeleri 
* Gerçekler ön plandadır. Realist sanatçılar, eserlerinde yaşamın gerçeklerini dile getirir. 
* Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar. * Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar. Çünkü Realizmde doğayı olduğu gibi kopya etmek esastır. 
* Gerçekler anlatılırken kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimieme, realist yazarlarda en önemli anlatım bigimi olarak dikkat çeker. 
* Realizmde, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için realistlerin eserlerinde toplumun sıradan kişilerine rastlanır. Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yönelen gerçekçiler, çok basit bir konuyu bile ele alırlar. 
* Realist yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur; onlar gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar. 
* Realizmde biçim güzelliğine önem verilir, dilde ve anlatırnda süsten, özentiden kaçınılır. Çünkü sanatı, klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak amaçlanır. 
* Realizmde roman ve hikaye ön plana çıkmıştır. 

Realizmin Temsilcileri
* Stendhal 
* Honore de Balzac 
* G. Flaubert 
* E. Hemingway 
* J. Steinbeck 
* Charles Dickens 
* Lev Tolstoy 
* Dostoyevski 
* A. Çehov 
* Gogol 
* M. Gorki 

Türk Edebiyatında Realizmin Temsilcileri
-Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) 
-Samipaşazade Sezai (Zehra) 
-Nabizade Nazım (Karabibik) 
-Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar) 
-Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban ...)
-Memduh Şevket Esendal (Ayaşıı ve Kiracıları) 
-Reşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla) 
-Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle) 
-Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle) 

 

 

ROMANTİZM (COŞUMCULUK)

1830’lu yıllarda klasisizme tepki olarak doğmuştur. Victor Hugo’nun “Hernani” adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır. 1789’da fransız İhtilali’yle birlikte derebeylik ve aristokrasi çökmüş; yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak romantizm, yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlamış, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunmuştur. Avrupa’da o zamana kadar süregelen Latin ve Yunan hayranlğı yerini Shakespeare, Goethe ve Schiller hayranlığına bırakmıştır. Klasik öğretinin bütün kuralları yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatları yerine Hristiyanlık mucizeleri, milli efsanler işlenmiş; konular ya tarihten ya da günlük olaylardan çıkarılmıştır. Tabiat manzaralarının, yerli ve yabancı törelerin betimlenmesine geniş yer verilmiş, insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi bırakılarak, insanlar çevrelerinde incelenmiş, insanın islâhından önce toplumun ıslâhı amacı ön plana alınmıştır. Klasik edebiyatın akıl ve sağduyuya önem vermesine karşılık, romantizmde hayal ve fanteziye geniş yer verilmiştir. Yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlememişler, olaylar karşısında duygu ve görüşlerini açıkça anlatmışlardır. Romantik şiirde, doğa sevgisi; bireycilik; Ortaçağa, yabancı ülkelere, Doğu’ya hayranlık; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, doğaüstü güçlere, rüyalara, ihtiraslara bağlılık dikkat çeker. Zıtlıkların uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayatı güzel, çirkin... bütün yönleriyle vermeye çalışırlar. Klasiklerin önemsediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır. Din, her şeyin gelip geçici olduğunu söylediği için de kahramanlar , genellikle kuşkulu, üzüntülü ve karamsardırlar. Edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimseyen romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır. Genel olanın yerine özeli, tipin yerine gözalıcı olanı seçmişlerdir. Aşk, ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker. Bu akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir. 

 

Başlıca temsilcileri: Victor Hugo (Sefiller. Notre Dame’in Kamburu, Cromwell, Hernani.......) J.Jack Rousseau (Emile, İtiraflar, Toplum Sözleşmesi) Goethe (Faust) Lamartine (Greziella) A. Dumas Pere (Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu) A. Dumas Fils (Kamelyalı Kadın)ýý Alfrede de Musset (şiirleriyle) Schiller (“Haydutlar” adlı dramı ve denemeleriyle) Lord Byron (Don Juan, diğer şiirleriyle) Chateaubrian Puşkin Shakespeare Stendhal (Romantizmden realizme geçmiştir) Balzac (Romantizmden realizme geçmiştir) “Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir”. Musset “Romanitzm, varlıkların olduklarından başka türlü olmadığına, olmayacağına üzülmektir”. A. Gide

 

TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır. Namık Kemal roman ve tiyatrolarıyla Ahmet Mithat, ilk romanlarıyla Recaizade Mahmut Ekrem, şiirleriyle Abdülhak Hamit, tiyatrolarıyla

 

 

KLASİZM
Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akamın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne de hatta Aristoteles'tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır. 16. yüzyılda Fransa'da doğmuştur. Gerçeğin yalnızca akıl yoluyla bulunacağı savunulur. Sanat ideal insanı ele almalıdır, sanat eseri ahlaka uygun olmalıdır. Monteigne, Descartes, Racine, La Fontaine, Moliere, Comeille bu akımın önemli temsilcilerindendir.
Türk edebiyatında Şinasi klasizme yakınlığıyla bilinir. Ahmet Vefik Paşa da Moliere'den çeviriler yapmıştır.

Klasizmin İlkeleri 
* Akıl ve sağduyu en önemli ölçüttür . 
* Hayaller ve duygusallık akıl yolu ile denetim altına alınır. 
* Aklın denetiminden geçmeyen hiçbir duygu eserde yer alamaz. 
* Sanatçının görevi, tabiatı akla uygun bir biçimde taklit etmektir. 
* Tabiatı taklit etmek, insanın değişmeyen, "akıl, irade" gibi asli öğelerini anlatmaktır. 
* Anlatımda günlük konuşma dili değil; süslü, sanatsal bir dil kullanılır . 
* Az sözle çok şeyanlatmak hedeflenmiştir.  
* Kahramanlarını hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler. * Klasisizmde genellikle din dışı konulara ilgi duyulmuştur . 
* Tiyatro (trajedi) ve şiir önem kazanır, roman geri plana itilir. 
* Konu önemli değildir; önemli olan, konunun işleniş biçimidir, anlatımdır. Bu yüzden, anlatımda mükemmellik amaçlanır. 
* İnsanların her zaman, her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede oldukları kabul edilir. Onun için klasik sanatçılar eserlerinde değişmez tipler yaratırlar. 
* Klasik sanatçılar, konularını çoğunlukla tarihten, hatta mitolojiden seçerler. Çünkü Yunan ve Latin edebiyatının etkisindedirier. 
* Sanatta sıkı kuralların bulunması ve bunlara uyulması gerektiğine inanan klasikler, "üç birlik" (yer-zaman-olay) kuralının doğmasına neden olmuşlardır. 

Klasizmin  Temsilcileri 
Boileau (şiir) 
La Fontaine (fabl) 
Racine, Corneille (trajedi) 
Moliere (komedi) 
Madame de La Fayette (roman)
La Bruyere (karakterleriyle) 
Bossuet (hitabet) 

Klasisizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri 
Türk edebiyatı Batı'ya açıldığında Klasisizm dönemi kapandığından, bu akımın etkisi Türk edebiyatında fazla görülmez. 
*Şinasi
*Ahmet Vefik Paşa 
NOT:
Şinasi'nin "Şair Evlenmesi" adlı tiyatrosu La Fontaine'den yaptığı çeviriler ile Ahmet Vefik Paşa'nın Molier'den yaptığı çeviriler Klasisizmin etkisinde ortaya konmuş yapıtlardır 

 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...