b. Konularına göre nazım-nesir türleri
Din dışı şiir türleri
Bahariye
Baharın
gelişini, doğadaki değişimleri, çiçeklerin açmasını, kelebeklerin
uçmasını konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kişilere
sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar. Hemen her divanda bir bahariye
bulunması geleneği vardır. Hemen her divan şairinin de bir bahariyesi
vardır.
Cemreviye
Divan
şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kişilere
sunmak için kaleme aldıkları kaside türüdür. Örneklerine az rastlanır.
Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir bahariye niteliği de
taşır. Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır. Kasidenin diğer
bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz.
Fahriye
Divan
şairlerinin kendilerini ya da bir başka şair ya da kişiyi övdükleri
şiirlerdir. Genellikle kaside türünde yazılırlar. Fahriye aynı zamanda
kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulunduğu
beşinci bölüme verilen isimdir.
Mersiye
Bir
ölünün ardından duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak, ölen kişiyi övmek
amacıyla kalema alınan düzyazı ya da şiirdir. Kutsal günlerde, ölüm
törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan
denir. Lirik bir anlatımın egemen olduğu manzum mersiyeler genellikle
terkib-i bend biçiminde yazılır. Ayrıca kaside ve terci-i bend
biçiminde yazılmış manzum mersiyeler de vardır. Yahyâ Bey, Sami Fünûnî, Rahmî, Fazlî, Nisîyi, Müdâmi’nin, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa için yazdıkları mersiyeler gibi. Ayrıca savaşlarda kaybedilen yerler için yazılan mersiyelere "vatan mersiyesi" denir. Hayvanların ölümü için yazılmış mersiyeler de vardır.
ÖRNEK MERSİYE Şeyh Galib
Medhiye
Bir
kimseyi övmek için genellikle kaside biçiminde yazılan şiir ya da
düzyazıdır. Az olmakla birlikte gazel, mesnevi, musammad gibi nazım
biçimlerinde mediyeler de vardır. Padişah, vezir, şeyhülislam gibi
devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, başka din ve tarikat
büyükleri için yazılmışlardır. Bu türün en güzel örneğini Nef’î vermiştir.
Gazavatname
Gazaname
olarak da bilinir. Ordunun akınlarını, savaşları, kahramanlıkları,
zaferleri anlatılan düz yazı ya da şiir biçimindeki edebi türdür. Arap
edebiyatında "magazi" diye bilinir. Türk edebiyatında ilk gazavatname
örnekleri 15. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Kâşîfi’nin Gazaname-i Rum’u bu türün örnekleri arasındadır.
Sahilname
Divan
şairlerinin İstanbul kıyıları ile buralardaki yerleşim yerlerini,
yaşayış biçimlerini anlattıkları şiirlerinin genel adıdır. Örneklerine
az rastlanır. Genellikle mesnevi biçiminde yazılmışlardır.
Sâkiname
Divan
edebiyatında gerçek ya da mecaz anlamıyla içki ve içki alemlerinin
övülerek anlatıldığı şiir türü. Mesnevilerin bölüm sonlarında bazen
sakiname başlığıyla iki beyitlik küçük parçalar olarak yer alır. Türk
edebiyatında 17. yüzyılda büyük gelişme gösteren sakinamelerin ilk
örneğini İşretname adlı yapıtıyla Revânî vermiştir.
Kıyafetname
İnsanların
fiziksel görünümlerini esas alarak karakterlerini açıklamaya çalışan
eselerdir. Bu türün kıyafet bilimiyle uğraşanlarına "kayif" ya da "kıyafetşinas" adı verilir. Divan edebiyatında kıyafetnamenin ilk örneği Hamdullah Hamdi’nin ünlü Kıyafetname adlı eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26 başlık altında karakter tahlilleri yer alır. Nesîmi’nin Kıyafet-ül Firase’si de önemli bir örnektir.
Surname
Şehzadelerin
sünnet, kadın sultanların evlenmeleri nedeniyle yazılan şiir ya da
düzyazı biçimindeki eserlerdir. Yazıldıkları dönemin toplumsal yaşamına
ilişkin bilgiler de verdikleri için tarihi bir özellik taşırlar.
Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler. Figani’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın oğullarının sünnetini anlattığı Suriyye Kasidesi türün en iyi örneğidir.
Hamamname
Hamamları,
hamam eğlence ve sohbetlerini, hamamdaki güzelleri betimlemek için
yazılan kaside, gazel, mesnevi gibi nazım eserlerdir. Divan edebiyatına
ilk kez Deli Birader lakabıyla tanınan Gâzalî’nin Beşiktaş’taki bir hamamı anlatan şiiri ile girmiştir.
Şehrengiz
Bir
kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan eserlerdir. Daha çok klasik
mesnevi biçiminde kaleme alınan bu yapıtlar tevhid, münacaat, na't gibi
bölümlerle başlar. Daha sonra kentle ilgili bilgiler verilir ve kente
övgü düzülür. Bazen bahar ve doğa betimlemeleri yapıldıktan sonra
kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir. Divan edebiyatında ilk
şehrengizi yazan Priştineli Mesihi’dir.
Hicviye
Bir
kişiyi, kurumu, toplumsal olayı, geleneği yeren söz, düzyazı ya da şiir
türüne verilen addır. Hicviye, gazel, kaside, murabba, muhammes gibi
nazım biçimleriyle yazılmıştır. Divan edebiyatında en önemli
hicviyelerden biri Nef’î’nin Siham-ı Kaza’sıdır.
ÖRNEK:
KITA
Şimdi hayl-i suhan-verân içre
Nef’î mânendi var mı bir şair
Sözleri Seba-i Muallâka’dır
İmrülkays kendidir kâfir
Şeyhüslam Yahyâ
(Şair,
"şairler içinde Nef’î'nin bir eşi yoktur. Onun şiirleri Kabe’nin
duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, İmrülkays’ın
ta kendisidir" diyor. Kafir aynı zamanda beğenmeyi ifade eder.
Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka"
Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asılan şiirlerdir.
İmrülkays ise şiirleri Kabe’de asılı ve müslüman olmayan bir şair.
Sonuçta Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi "kafirlikle" suçluyor.)
KITA
Bize kâfir demiş mütfî efendi
Tutalım ben anca diyem Müselmân
Varılınca yarın Rûz-i Cezâya
İkimiz de çıkarız anda yalan
Nef’î
(Nef’i
de bu kıtayla Şeyhülislam Yahyâ’ya yanıt veriyor. "Müftü efendi bana
kafir demiş. Tutalım ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarın Rûz-i
Ceza’da ikimiz de yalancı çıkarız. Çünkü kafir olan kendisidir.")
Hezliyat
Alaylı bir dille kaleme alınmış nazım türüdür. Kaba şakalara, taşlamalara ve sövgülere yer verilir. Hezeliyat olarak da bilinir. Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur. Konu şakayla karışık alaylı bir dille anlatılır. Nev’izade Atai’nin Bahayi-i Küfri eseri bu türün örneğidir. Bayburtlu Zihni’de hezliyatın usta şairlerindendir.
Tarih düşürme
Önem
verilen bir olayın, yılını göstermek üzere ebced hesabıyla bir cümle,
biz dize ya da beyit söyleme sanatıdır. Tarih dizesinin bütün harfleri
hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalnız noktalı harfler hesaplanacaksa tarih-i mücevher, yalnız noktasız harfler esas alınacaksa tarih-i mühmel denir. Bazen dizedeki harflerin sayı değerlerinin toplamı tarihi tam olarak göstermez. Bu tür tarihlere de tamiyeli tarih denir.
Muamma
Belli
kurallara göre düzenlenip çözülebilen ve yanıtı tanrının sıfatlarından
biri ya da bir insan adı olan manzum bilmecedir. Muamma beyit, kıta
gibi küçük nazım biçimleriyle yazılır. Ama mesnevi parçalarıyla
yazılmış muammalara da rastlanır. Ali Şir Nevai, Fuzûlî, Nâbî, Kınalızade Ali Efendi, Sümbülzade Vehbi ve Fitnat Hanım’ın yazdığı çok sayıda muamma vardır. Edirneli Emrî Çelebi ise 600'den fazla muammasıyla bu alanın en ünlü şairidir. Örnek:
Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan na çıkar fikr idelim bir kerre
Nâbî
(Bu beyitte yok anlamına gelen iki edat var. Bunlar "nâ" ve "bî". Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nâbî.)
Lugaz
Herhangi
bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum
bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanılan bir söz oyunudur.
Muamma’dan farkı konusunun daha geniş olmasıdır. Çoğunlukla soru
biçiminde düzenlenir. En önemli özelliği içinde çözüme ilişkin
ipuçlarının bulunmasıdır. Divanların son bölümlerine konur. Eğlendirici
ve öğretici olanların yanısıra öğretici ve dinsel lugazlar da vardır.
Lugazlar yazarlarının imzasını taşıdığından halk edebiyatındaki
bilmeceden ayrılır. Bütün lugazlar, "Bir acayip nesne gördüm", "Ol
nedir kimdir" ya da "Nedir ol kim" gibi kalıplaşmış sözlerle başlar.
Örnek:
Nedir kim ol iki yüzlü münâfık
Nümâyan çihresinde levn-i âşık
Gezer dünyayı hem bî-dest ü pâdır
Mukim-i hâne-i ehl-i gınâdır
Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî’met
Gehi Müslim kıyâfetle be-didâr
Gehi şekl-i firengide nümûdâr
Kırılsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat’â
Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adıdır mihr-i dirahşân
Eğer kim olmasaydı kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid
Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyı
Yanından gitmese virmez safâyı
Sünbülzade Vehbî
(Şair bu lügazda "altın"ı anlatıyor.)
Dariye
Divan
şiirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adı verilir. Divan şairlerinin
caize (armağan alma) amacıyla ortaya çıkan fırsatçılıkları sonucu
gelişmiş bir türdür. Bazıları gazel tarzında da yazılmıştır. Yeni
yaptırılan köşk, saray, yalı benzeri binalar için yazılır. Şair eserden
çok az bahseder hemen yaptıranı övmeye geçer. Binalar için hazırlanan
kitabeler de bir tür dariye sayılır.
Rahşiye
Atlar için yazılmış kaside. Nesib bölümünde atlar övülür. Nef’î’nin IV. Murad’ın atlarını övdüğü rahşiyesi meşhurdur. Örnek:
Bâreka’llâh zih’i rahş-i humâyun-sîmâ
Ki komuş nâmını sultân-ı cihan bâd-ı sabâ
Ne sabâ sâika dersem yaraşır sür’atte
Ki seğirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ
Bırakır anı dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger şâtır-ı endişe ile pâ-der-pa
Düşmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ
Kuş yetişmez der idim olmasa tayyâr eğer
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î
Dini konulardaki türler
Tevhid
Tanrının
birliğini ve ululuğunu anlatan şiirlere tevhid denir. Genellikle kaside
biçiminde yazılırlar. Tevhidde tanrının büyüklüğü, sıfatları,
kudretinin sonsuzluğu, tasvir ve hayal edilebilen şeylerden
soyutlanması, hiçbir şeyin ona eş ve benzer olamayışı, bütün kudret ve
ilimlerin ona ait oluşu gibi özellikler sanatlı bir üslupla anlatılır.
Tanrı karşısında kulun acizliği vurgulanır. En ünlü tevhid manzumesini Nâbî yazmıştır.
Münacat
Konusu
tanrıya yakarış olan şiir. Genellikle kaside, ender olarak da gazel,
kıta, mesnevi biçiminde yazılmıştır. Türk edebiyatına 13. yüzyıldan
sonra girdi. Divan şairlerinin genellikle divanlarının başına
koydukları münacatların temel konusu, zayıf ve çaresiz durumdaki
insanın yüce ve güçlü tanrıya yalvarıp ondan yardım istemesidir.
Na’t
Hazreti
Muhammed’i övmek amacıyla yazılmış şiirlerdir. Hazreti Muhammed’in
çeşitli özellikleriyle mucizelerinin dile getirildiği bu şiirler daha
çok kaside biçimiyle yazılmıştır. Na’t’lara divanların başında tevhid
ve münacaatlardan sonra yer verilmiştir. Na’t yazmakla ünlü kişilere na’t-gü, özel dinsel törenlerde na’t okuyanlara ise na’t-han denir. Fuzuli’nin "Su Kasidesi divan edebiyatının en tanınmış na’t’ıdır. Türk tasavvuf müziğindeki bir form da bu adla bilinir.
Maktel-i Hüseyin Hazreti
Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini konu alan ve acıklı bir üslupla
yazılan eserlerin tümüne verilen isimdir. Daha çok Şii yazarlar
tarafından kaleme alınmıştır. Lirik-didaktik bir üslupla ve yalın bir
dil kullanılarak yazılmışlardır. Türk edebiyatındaki en en önemli
Maktel-i Hüseyin, Fuzûlî’nin yazdığı Hadikatü’s-Süeda adlı eserdir.
Miraciye Hazreti
Muhammed’in göğe yükselişini konu alan edebi yapıtlardır. Tek başına
bir kitabın konusunu oluşturabildiği gibi, eserler içinde bölümler
halinde de yer alır. Genellikle kaside ve mesnevi şeklinde yazılmıştır.
Miraciyelerde coşkulu bir söyleyiş, didaktik özellikler ve sanatlı bir
üslup egemendir. Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yaman’ın yazdığı Miraciye bu türe örnektir.
Hilye
Hazreti
Muhammed’in fiziksel ve kişisel özellikleriyle örnek davranışlarını
konu alan eserlere "hilye" denir. Zamanla hilye'nin kapsamı genişlemiş
halifeler için de hilyeler yazılmıştır. Divan edebiyatında bu türün ilk
örneği Hakani’nin Hilye-i Hakani’sidir. Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafından yazılması geleneği de ortaya çıkmıştır.
Mevlid
Hazreti
Muhammed’in doğumunu ve kısaca yaşamını övgüyle anlatan yapıtlardır.
Dinsel Türk müziğinin doğaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir.
Mevlidler çoğu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmiş, halkın
anlayabileceği yalın bir dille yazılmıştır. İlk özgün mevlid Ebu’l-Cevzi tarafından yazılmıştır. İlk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi’nin eseri olan Vesiletü’n-Necat’tır.
Kırk hadis Belli bir konu çerçevesinde toplanmış 40 hadisten oluşan yapıtlara verilen isimdir. Hadis-i erbain
ya da erbaun olarak da bilinir. Hadislerin belli başlı konuları
Kur’an’ın erdemleri, İslamın şartları, Hazreti Muhammed ve sahabesi,
zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve bilgin, siyaset, hukuk,
toplumsal, ahlaki yaşam ve tıptır. Divan edebiyatında hat kaygısıyla
yazılmışlardır.
Menkıbname
Ya da menakıbname
olarak adlandırılır. Kahramanların, din büyüklerinin, tarikat
kurucularının, ermişlerin olağanüstü yaşamlarını ve kerametlerini
anlatan yapıtlardır. Türk edebiyatında 100’ü aşkın menkıbname
yazılmıştır. Bu yapıtlar içerik yönünden ya bir tarikatla ilgilidir,
örneğin Sakıb Bey’le Mustafa Dede’nin Sefine-i Nefise adlı eseri gibi. Ya da bir ermişi konu edinir, örneğin Müstakimzade Süleyman Saddedin’in Menkıb-ı İmam-ı Azam’ı gibi.
Kıssa Öğüt
verici ve öğretici öykü, fıkra, masal, menkıbe türü eserlere kıssa adı
verilir. Çoğul söylenişi kısas’tır. Kıssa anlatanlara kıssa-han ya da kıssa-gü denir. En yaygın örnekleri peygamberlerle ilgili kıssaları anlatan kitaplardır. Divan edebiyatında Ahmed Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Huleyfa
adlı kitabı önemli bir kıssa örneğidir. Divan edebiyatında daha çok
mesnevi türünde kaleme alınmışlardır. Düzyazı biçimli kıssalar da
vardır. Bunlarda kullanılan dil çok daha sadedir.
DÜZYAZI BİÇİMLERİ Divan
edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı
ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk
kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri, hadis açıklamaları bu
türde yazılmıştır.
Süslü düzyazıda hüner ve marifet
göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş,
Osmanlıca’yı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol
söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini
Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye değin sürmüştür.
Orta
düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının
yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından,
hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş
olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde
yazılmıştır.
Din dışı konularda düz yazı
Tezkire
Ünlü kişilerin yaşam öykülerinin toplandığı yapıt. Şairlerin yaşam öykülerini anlatanlara Tezkiretü’ş-şuara ya da tezkire-i şuara, din adamlarının yaşam öykülerini anlatanlara tezkiretü’l evliya, hattatların yaşam öykülerini anlatanlana tezkiretü’l-hattatin, bilginlerin yaşam öykülerini anlatanlara tezkire-i ilmiye, Halvetiye tarikatı şeyhlerinin yaşam öykülerini anlatanlara tezkiretü’l- halvetiye, müzikçilerin yaşam öykülerini anlatanlara tezkire-i musikişinasan denir. Tezkireler ilk kez İran edebiyatında ortaya çıktı. Türk edebiyatının ilk tezkiretü'ş-şuara’sını Ali Şir Nevai Mecalisü'n-Nefais adıyla yazdı.
Tarih Geçmiş
olayları, geçmiş belli bir dönemi, belli bir kişi ya da kahramanı
çevresi ve dönemiyle birlikte anlatan sanatlı düzyazı türüdür.
Sefaretname
Siyasal
bir görevle yurtdışına gönderilen elçilerin ya da bunların yanlarında
bulunanların gittikleri yerin durumuna ve özelliklerine ilişkin
izlenimlerini, görüşlerini, olayları anlattıkları yapıtlardır. En
tanınmış örneklerden biri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Sefaretnamesi’dir.
Seyahatname
Yazarların
gezip gördükleri yerlerden edindikleri izlenim ve bilgileri
aktardıkları edebi eserlerin tümüne seyahatname denir. Temel amaç,
yurtdışı ya da içinde gezilen yerlerin doğal güzelliklerini, toplumsal
yaşamlarını, gelenek ve göreneklerini tanıtmaktır. Seyahatnameler çoğu
kez tarihsel birer yapıt olarak görülür. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’si bu türe güzel bir örnektir.
Siyasetname
Devlet
adamlarına yöneticilik sanatına ilişkin bilgiler veren edebi yapıtların
genel adıdır. Genel olarak hükümdarlar için kaleme alınmış olan
siyasetnamelerde onların sahip olması gereken nitelikler, saltanatın
koşulları ve kuralları anlatılır. İdeal bir devlet örgütünün nasıl
olması gerektiği belirtilir. Ve kötü yönetimlerin zararlı sonuçları
açıklanarak, yöneticiler uyarılır. Vezirler ve emirler için yazılmış
siyasetnameler de vardır. Siyasetnamelerin en ünlüsü Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Melikşah’ın isteği üzerine kaleme aldığı Siyasetname’dir. Türk edebiyatının en önemli siyasetnamesi ise Yusuf Has Hacib’in Kudatgu Bilig adlı kitabıdır.
Münazara
Karşıt
iki öğenin ya da karşıt iki görüşün karşılaştırıldığı yapıtlardır. Şiir
ya da düzyazı olarak yazılabilir. Ya da her iki türden bölümler içeren
münazaralar da vardır.
Münşeat
Mektuplardan
ya da çeşitli konulardaki düzyazılardan oluşan yapıt. Kapsamına göre
üçe ayrılır. Resmi yazılardan oluşan münşeatlar, genellikle devlet
büyüklerince kaleme alınan çeşitli konulardaki düzyazılardır. Her
türden kişiye yönelik yazı türlerinin başlıklarını, son sözlerini, bu
yazılara uygun düşecek tümceleri, kullanmaları bir araya getiren
münşeat. Ve son olarak şairlerin mektuplarından oluşan münşeatlar.
Din konulu düz yazı
Evliya tezkiresi
Din
ulularının gerçek ya da efsaneleştirilmiş yaşam öyküleri ile
kerametlerini anlatan yapıtlardır. İçinde İslam velilerinin yaşamlarına
ilişkin bilgilerin yanında vaazlar ve ahlaki öğütler de yer alır. Sinan Paşa’nın Tezkiretü’l-Evliya adlı eseri ile Ahmed Hilmi’nin Ziyaret-i Evliya adlı yapıtları bu türün divan edebiyatımızdaki başlıca örnekleridir.
Kısas-ı enbiya
Peygamberlerle
ilgili kıssaları içeren yapıtların genel adıdır. İlk kısas-ı enbiya
Kısai’nin 9. yüzyılda yazdığı Kitabü Kısasi’l-Enbiya adlı eseridir.
Türkçe kısas-ı enbiya kitapları arasında Rabguzi’nin 1310’da Çağatay
Hanı Termaşir’in emiri Nasuriddin Tokboğa’nın emriyle yazdığı
Kısasü’l-Enbiya ve Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısas-ı-Enbiya ile Tevarih-i
Hulefa adlı eserleri sayılabilir.
Siyer
Hazreti
Muhammed’in yaşam öyküsünü ya da halifeler ve hükümdarların savaş ve
barış dönemlerindeki uygulamalarını, ululararası ilişkileri konu edinen
düz yazı biçimidir.
(0)
Yorum
Yorum yaz!