Edebiyat Sözlüğü - Edebiyat Terimleri |H-İ|
Tarih:22/4/2008 | Kategori: Edebiyat
H
HÂBNAME
Bir olay, bir kişiyle ilgili düşünceleri sanki rüyada görmüş gibi
anlatarak yazılmış eserler. Hâbnameler nesir ya da nazım olabilir. Ziya
Paşa ile Namık Kemal’in "Rüya" adlı eserleri bu türe örnektir.
HÂCİB
İki ya da daha fazla kafiyeli olan manzumelerdeki bazı sözcük ya da
sözcükler. Sözcük anlamı perdeci, perde ağasıdır. Bu şekildeki
kafiyelere mahcub adı verilir. Örneğin
Âlem esir-I dest-I meşiyyet değil midir
Âdem zebun-I penç-I kudret değil midir
Avnî
HÂFIZ-I KÜTÜB
Kitapları koruyan kişi. Eskiden kütüphaneciler bu isimle adlandırılırdı.
HANE
Divan ve halk edebiyatında dörtlüklerden kurulu nazım türlerinin her bir dörtlüğü.
HASASET
Sözcük anlamı cimrilik. Ahlaka aykırı sayılan sözcükleri edebi eserlerde kullanmaya denir. Ters anlamlısı "asalet"tir.
HAŞİYE
Bir metnin altına ya da kenarına konuyla ilgili açıklayıcı bilgiler
yazmak. Eskiden yeni kitaplar yazmak yerine mevcuk kitaplar bu notlarla
zenginleştirilirdi. Haşiye yazmaya tahşiye, tahşiye yazan kişiye
muhaşşi, haşiyeli eserlere de muhaşşa ismi verilir.
HAŞV ya da HAŞİV
Yazıda gereksiz söz bulunması. Eş anlamlı sözcüğü sık sık kullanmak,
anlam için gerekli olmayan kelimeler bulundurmak, aynı fikri değişik
kelimelerle tekrar etmek, aynı anlama gelen kelimeleri art arda
söylemek, yazıya yabancı fikir ve hayal karıştırmak haşivdir. Eskiler
seci, söz sanatları ve vezin için yazı veya şiire fazla söz katarlardı.
Edebiyatımızda haşiv örnekleri çok fazladır. Ü (ve) edatıyla bağlanan
eş anlamlı sözler sık sık kullanılmıştır. Örnek:
Ahd ü peyman,
bey ü füruhi, ceng ü harb, etraf ü cevanib, feth ü küşad, ferid ü
yekta, ilm ü irfan, medh ü sitayiş, sehl ü asan, vak ü zaman...
Şeyh Galib’in şu beyti haşvin açık bir örneğidir:
Var mı hele söylenmedik söz
Kalmış mı meğer denilmedik söz
Haşv müfsid ve gayr-i müfsid olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Haşv-i müfsid: Anlatımı bozan söz kalabalığı için kullanılır.
Yazarın neyi nasıl anlatacağı hakkında kesin fikri olmazsa fikir
anlaşılmaz hale gelir, maksat ifade edilmez.
2. 2. Haşv-i gayr-i
müfsid: Fikri anlaşılmaz hâle sokmayan söz kalabalığı için kullanılır.
Kabîh, malih ve mutavassıta olmak üzere üçe ayrılır.
a. Haşv-i
kabîh: İfadeye çirkinlik veren fazlalıklar. Söylenmiş bir fikrin eş
anlamlı kelimelerle tekrarlanmasında kabîh haşiv görülür.
b.
Haşv-i melih: Söze güzellik ve kuvvet kazandırmak için söylenir.
Gereksiz gibi görünen bu sözler ikinci derecede anlam ifade ederler.
c. Haşv-i mutavassıta: İfadeye güzellik vermediği gibi çirkinlik de
vermeyen fazla söze denir. Pek fark edilmeyen eş anlamlı kelimelerin
tekrarıyla meydana gelir.
Bir beytin iki mısrasının baş ve son parçaları arasında bulunan parçalara da haşiv denir.
HATIRAT
Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede gördüğü veya duyduğu
olayları anlattığı yazılardır. Hatıratı, otobiyografiden ayıran özellik
şudur: Otobiyografilerde yazar doğrudan kendi hayatını anlatır, duygu
ve düşünceleri geniş yer tutar. Hatıratta ise, kendi hayatıyla birlikte
dönemini ve çevresini anlatır. Bazen yazarın kendisini geriye çekerek
sadece çevresini verdiği de görülür.
HAYFA
"Yazık,
eyvah!" anlamlarına gelen bu kelime Arap harfleri ile bir kelime,
noktalı, bir kelime noktasız düzenlenen yazıların adıdır. Tarih
mısralarında keder ifadesi için kullanılır.
HÂYÎDE
Ağızdan ağıza dolaşmış, herkes tarafından kullanılmış, çok duyulmuş
söz. Edebiyatta bu tür sözlerin kullanılması kus***u sayılır. Örnek:
Hâyîde edâya sanma kim el
Bir kerre daha demişler evvel
Şeyh Galib
HAZF
"Giderme, kaldırma" anlamına gelir. Bir ifadedeki kelimelerin bir veya
bir kaçını ya da bazı cümleleri kaldırma suretiyle yapılan söz
kısaltmasına denir. Kasdedilen anlamı tek bir kelime ile söylemeye de
hazf ü takdir denir. Arap harfi Türçe metinlerde noktasız harflerle
meydana getirilen söz için de bu tabir kullanılır. Bî-nukat, tecrid
gibi sözcükler de aynı anlama gelir.
HİCVİYE
Kişilerin veya toplumun kötü yönlerini, kus***arını, gülünç durumlarını
alaylı bir dille ortaya koyan manzum yazılar. Medhiye’nin tersi kabul
edilir. Yergi de denen hicviye halk edebiyatında taşlama adını alır.
Hicviyelerde mübalağalı üslûp kullanılır. Hicvedilen kişi şahsiyetinin
gerçek yönleriyle ilgisi olmayan yergi ve sövgülerle aşağılanır.
HİKMET
Doğadaki nesnelerin mahiyetini, asıllarını anlatan bilgi, ahlaki ve
öğüt verici sözdür. Edebiyatta, dini-ahlaki konuları işleyen, nasihat
eden, atasözleri ve öğütlerle süslü nazma denir. Bu tür şiirler hikemi
şiirler diye bilinir.
HİLYE
Hz. Muhammed’in iç ve
dış vasıflarını anlatan yazılar. Kelime, "Süs, ziynet, cevher, güzel
yüz, güzellikler" anlamında. Hilyelerde Hz. Muhammed’in göz ve saç
rengi, şekli, boyunun uzunluğu, konuşması, sesinin tonu, belli başlı
tavrı, bedeni ve diğer maddi özellikleri tanımlanır. Mevlid ve
mirâciyeler gibi İslamiyet’in gelişme döneminde ortaya çıktı. Osmanlı
döneminde yaygınlaşarak orijinal eserler yazıldı. Hilye ismi de bu
dönemde verildi.
HİTABET
Söz söyleme sanatı. Bir topluluğa bir fikri, bir davayı aşılamak, bilgi vermek için yapılan konuşma.
HÜSN-İ TA’LİL
Anlamla ilgili edebi sanat. Divan edebiyatında bir olayın meydana
gelişini hayali ve güzel bir nedene bağlama yoluyla yapılır. Bu nedenin
gerçekle ilgili olmaması ve kesin bir etkeninin bulunması gerekir.
Hüsn-i tevcih diye de anlandırılır. Eğer neden, güya, sanki, acep,
acaba, meğer gibi sözcüklerle olasılıklara dayandırılırsa şibh-i hüsn-i
ta’lil (yani yarım hüsn-i ta’lil) yapılmış olur. Örnek:
Aceb bi bağ kenârında dursa lâle hacil
Ki lâlezâr-ı cemâlinde hûr u zârındır
Ahmet Paşa
(Lale bağ kenarında utungaç dursa şaşılır mı? Çünkü o lale bahçesine
benzeyen yüzünün güzelliği yanında senin bir düşkünündür. Yani şair,
sevgiliye, "senin yanakların o kadar kırmızı ki, lale bile onun yanında
utanır kızarır" diyor. Lalenin kırmızılığı güzel bir nedene bağlanıyor.)
İ
İBDA
Yaşanılan dönemin sanat anlayışı içinde olağanüstü bir eser yaratma.
Örneğin Fuzûlî’nin Leyla vü Mecnun’u, Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ı birer
ibda kabul edilir. İbda eser verebilenlere mübdi, ibdakâr, eserleri de
bedia olarak adlandırılır.
İBHAM
Bir edebi eserde
isteyerek ve bilinçli olarak yapılan kapalılıktır. Sanatçı, sözün
anlamını hemen anlaşılmayacak şekilde kapalı tutarak, okuyucusunu
düşündürmeyi amaçlar. Sanatçının istemeden, bilinçsiz olarak yaptığı
kapalılığa ise "te’kid" adı verilir. Örnek:
Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak
Yarı yoldan ziyade yerden uzak
Yarı yoldan ziyade mâha yakın
Ahmed Haşim
İCAZ
Bir düşünceyi çok az sözcükle özlü bir şekilde anlatmadır. Kısaltmanın
anlamı güçleştirmemesine dikkat edilir. Buna icaz-ı muhil denir. Az söz
yüklü anlamla ifadeye makbul icaz denir. Atasözleri, vecizeler,
hikmetli sözler bu gruba girer. Makbul icaz iki türdür: Hafz yoluyla
icaz: Anlama zarar vermeyecek şekilde bazı sözcükler atılır. Bu cümle
çıkarılarak da yapılabilir. Sözcük çıkarmaya icaz bi’l-harf denir.
Örnek:
Bir pâreye bini âferinin
Pâpûşu atıldu Gevherî’nin
Ziya Paşa
Şair burada "papucu dama atıldı’yı "papucu atıldı" diye kısaltmış.
İcaz, cümle çıkarılarak yapılırsa icaz bi’l cümel adını alır.
Örnek:
"Ahmet ders çalışsaydı…" Burada "başarılı olacaktı" cümlesi çıkarılmış.
Tazammum yoluyla icaz: İfadeden sözcük ve cümle atılmadan yapılan icazdır. İki türü vardır.
İcaz bi’t-takdîr: Amaç az sözcükle anlatılırken ihatalı anlam da çıkar. Örneğin "Ateş düştüğü yeri yakar".
İvaz bi’l-kasr: Hiçbir sözcük atılmadan anlamca zengindir. Örneğin "Akacak kan damarda durmaz" gibi.
İDGAM
Birbirine yakın iki harfi tek yazarak vurgulu okumak. Örneğin çakal yazıp çakkal okuma gibi.
İDİL
Eski Yunan şiirinde mitolojik, epik ve pastoral şiirlerin genel adı. Günümüzde sevgi ve mutluluk işleyen şiir türü.
İDMAC
Sözcük anlamı sıkıştırmak. Edebiyatta sözde ve yazıda övgü içinde övgü
ya da aşagğılama içinde aşağılama yapmayı tanımlar. Övgü içinde övgü
yapmaya istitbâ adı da verilir. Örnek:
Sadrında seni eyleye Hak dâim ü bâki
Hep âlemin etdikleri şimdi bu duâdır
Nedim
Şair sadrazama dua ediyor ama bu duanın herkes tarafından yapıldığını belirterek övgü içinde övgü yapıyor.
İFRAT
Bir sıfatı aşırı ölçüde şiddetlendirmektir. Mübalağa (abartma) sanatının bir türüdür.
İGARE
Bir şairin şirinin bir başka şair tarafından benimsenmesi anlamındaki
sirkat’ın türü. Benimsenin şiirde bazı değişiklikler yapılır veya
sadece bazı sözcükler alınırsa sirkat, igare (nesh olarak da
adlandırılır) olur. Şiirin sözcükleri değil anlamı benimsenmişse ilmâd
ya da selh adı verilir. Örnek:
Rıza Tevfik’in 1925’te yazdığı Cüniye başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
O gece ne kadar güzeldi kâinat
Havvâda bir safâ cereyânı vardı
Dağlardan taşlardan taşıyordu hayat
Guyibâr-I aşkın fezeyânı vardı
Nihal Atsız’ın 1933’te yazdığı Dün Gece başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
Dün gece ne kadar güzeldi âlem
Göklerin şanlı bir mehtâbı vardı
Sevdânın topraktan taştığı bu dem
Günâh-I aşkın da sevabı vardı
İHAM
Anlamla ilgili edebi sanat. İki ya da daha fazla anlamı olan sözcüğün
en uzak anlamıyla kullanılması. Eğer sözcügün iki anlamının da konuyla
ilisi olursa "ilham", sözcüğün özellikle gerçekten çok mecaz anlamı
kastedilirse "kinaye" yapılmış olur. Örnek:
Sahn-ı çemende durma saalınsun sabâ ile
Azâdedir nihâl bugün berg ü bârdan
Bakî
("Fidan bugün yaprak ve bardan kurtulup serbet kaldı, artık bahçenin
ortasında rüzgarla salınsın." Bâr sözcüğü hem meyve hem yük
anlamındadır. Bâr’dan kurtulmakla ağaçlar hem meyveden hem de yükten
kurtul***ar. Şair burada bâr’ın bu iki anlamını kastederek iham
yapıyor.
İHTİRA
Daha önce hiçbir şairin kullanmadığı sözcük, deyim ve üslupları tanımlar.
İHTİSAR
Bir düşüncenin az sözle anlatılmasıdır. Geniş açıklamalara,
tanımlamalara girilmeden konu yalın ve doğal bir şekilde anlatılır. Bu
bakımdan icaz’a benzer.
İKMAL
Bir cümledeki
anlamı, ardından gelen cümleyle tamamlamak. Her iki cümlenin öznesi de
çoğunlukla ortaktır ve ilk cümlede yer alır. Örnek:
Merd olan kizbe tenezzül etmez
Zillet-i kizbe tahammül etmez
Nabî
İKSAR
Kusur sayılan sanatlardandır. Bir düşünceyi gereksiz şekilde uzatılan
ve tekrarlanan sözcüklerle anlatmaktır. Örneğin "Ali gitti mi?"
sorusuna karşılık "evet" ya da "hayır" yerine "Ali gitti, gelmedi"
yanıtı vermek gibi.
İKTİBAS
Anlamı güçlendirmek
için söze ayet ve hadisler katılmasıyla yapılan sanat. Ayet ve hadisler
aynen kullanılabilir ya da çevirisinin bir bölümü tercih edilebilir.
Örnek:
Zalimlere bir gün dedirtir kudret-i Mevlâ
"Tallahi lekad âsereke’llahü aleyna"
Ziya Paşa
(Yusuf Suresi ayet 91: Tanrı hakkı için Allah seni bize üstün kıldı.)
İLMAM
Bir şairin, başka bir şairin şiirini biraz değiştirerek sahiplenmesi. Örnek:
Şâdî-i vuslat niçin tahammîl-i nâz eyler bana
Rind-i şâdî-düşmenim ben gam niyâz eyler bana
Nâil-î Kadîm
Tiğ-ı istisnâ çekip gamzen ne nâr eyler bana
Afet-i aşkın kazâ arz-ı niyâz eyler bana
Namık Kemal
İLTİFAT
Sözü konuyla ilgili bir başka yöne çevirme şeklindeki edebi sanat. Bir
yeri, olayı, duyguyu, düşünceyi anlatırken birden söz yine konuyla
ilgili başka bir yere, olaya, düşünceye, duyguya çevrilir.
İLTİZAM
Şiirde kafiyeyi sağlayan ya da düzyazıda "seci" olarak kullanılan
sözcükten önce gelen ve kafiye ile aynı sayıda harf içeren benzer
sözcükler kullanarak yapılan sanattır.Örnek: Merasim-i tevkîr-i
tevfirinde ihmal-ü taksîr olunmayup hıl-i fâhire ve in’âmât-ı zâhire ve
ziyâfât-ı vâfire ile Zülkadiroğlu tâifesi muğtenem oldular.
İNSİCAM
Sözün düzgün, tutarlı ve birbirine bağlanak söylenmesi. Sözcükler
titizlikle seçilir, art arda gelen cümlelerde anlamlı bir diziliş
aranır.
İNŞA
Divan edebiyatında edebi sanatlarla
yüklü, süslü düzyazılara verilen isim. İnşa yazanlara "münşi" denir.
Günümüzdeki anlamı kompozisyon.
İNTİHAL
Başkasına
ait eserlerden parçalar alıp kendisininmiş gibi gösterme. Aşırma veya
ahz u sirkat tabirleri de aynı anlama gelir. İntihal şiirde olursa
şirkat-ı şi’r bu işi yapan da düzd-i sühan (söz hırsızı) diye anılır.
Sünbülzâde Vehbi, Sirkat-ı şi’r (şiir çalma) olayı için şu beyti
söylemiştir:
Sirkat-ı şi’r edene kat’i zeban lâzımdır
Böyledir şer-i belâgatle fetâvâ-yı sühan.
İRSAL-I MESEL
Anlamla ilgili sanatlardandır. Söylenen fikri kuvvetlendirmek için
araya atasözü veya atasözü değerinde örnekler katmaya denir. İleri
sürülen düşünce, kendisiyle ortak nokta bulunmayan başka bir düşünceyle
birlikte kullanılır. İrad-ı mesel de denir. Örnekler genellikle herkes
tarafından bilinen, söylenen, kabul edilen atasözleri, vecizeler ve
hikmetli sözlerden seçilir.
Örnek: Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şita yaz görülür
Samî
İSTİDRAD
Uygun bir yerde konu dışında bir şey anlatmak. Konuya açıklık getirmek,
okuyucunun veya dinleyicinin istifadesini sağlamak için bu yola
başvurulur. Bu tür ara girişler "İstidrad" başlığı ile yazılır, bitiş
yeri ayrıca belirtilirdi. Sonra bu yöntem bırakıldı, başlık koymadan
açıklama yapıp "Sadede gelelim" sözüyle asıl konuya dönülmeye başlandı.
Zamanımızda istidradlar kısa olmak kaydıyla parantez veya iki çizgi
arasında yapılır.
İSTİDRÂK
Anlamla ilgili sanatlardandır. Över gibi görünerek yerme ve yerer gibi görünerek övmek.
1. Övme yoluyla yerme: Eskiler te’küdü’z-zemm bi-mâ yüşebbihü’l medh derlerdir. Kişi övmeye benzer sözlerle, kuvvetle yerilir.
Ali Paşa’nın Girit’teki başarısızlığını dile getiren Ziya Paşa’nın
Zafernâme’sinden alınan şu beyitler bu sanatın en güzel örneklerinden.
Bârek-Allah zehî kevkebe-i âlel’al
Levhaş-Allah, aceb nusret-i feyz ü ikbâl!
Hak bu kim görmedi ağaz edeli devre elek
Böyle bir tefh ü zafer böyle şükûh ü iclâl...
Lerze saldı feleğe nâre-i "Hayyâk Allah"
Râşe verdi küre’yi gulgule-i "Ya Müteâl"
Kimseler olmadı bu feth-i mübîne mazhar
Ne Skender ne Hülâgâ ne Sezar ü Anibal.
Âferin himmetine âsaf-ı âli-kadrin,
Oldu şâyeste-I tevfik-i Cenâb-I Müteâl
Girid’I aldı geri himmet-i seyf ü kalemi
Hakkına gelmiş iken dâiye-i istiklâl
Devleti eyledi bir öyle belâdan âzâd
Yoksa pek müşkil olurdu şu zamânda ahvâl...
İhtiyar eyledi bu kışda şu müşkil seferi,
Yoksa kim etmiş idi kendisini istiskâl!
2. Yerme yoluyla övme: Eskiler te’kîdü’l-medh bi-mâ yüşebbıhü’z-zemm
derlerdi. Kişi yermeye benzer sözlerle kuvvetle övülür. Örnek:
Dehrde anlamayup bilmediği varsa meğer
Tama’u buğz u nifak u hased u gadr u sitem
Nabî
İSTİFHAM
Anlamla ilgili sanatlardandır. Cevap alma gayesi gütmeksizin art arda
sorulan sorularla yapılır. Sevgi, nefret, teessür, üzüntü, öfke, kin,
kıskançlık, ümitsizlik, acz, şaşkınlık, hayret ve hayranlık gibi
heyecan verici duygular bu yolla ifade edilir. Şair duyguya bağlı
olarak kendi kendisine, herkese veya her şeye soru yöneltebilir.
Düşünce ve kavram üzerine dikkati çekmek için bu sanata başvurulur.
Aşırı heyecan ve gerilim istifham’ı alelâde soru cümlelerinden ayrılır.
Örnek:
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Cahit Sıtkı Tarancı
İSTİHDAM
Anlamla ilgili sanatlardandır. İki anlamı olan bir kelimeyi, bu iki
anlama gelecek şekilde kullanmak. Birinde gerçek, diğerinde mecazlı
anlam kasdedilir. Örnek:
Bahar erdi açıldı sevdiğim hem fasl-ı dey hem gül
Bir sahn-i gülistandan biri fasl-ı gülistanda.
Muallim Naci
Bu beyitte açıldı fiili birinci mısrada fasl-ı dey (kış mevsimi)nin
uzaklaşması, sona ermesi; ikinci mısrada ise, çiçeğin açılması anlamına
geliyor.
İSTİHLAF
Türkçedeki sesli harfleri bazı durumlarda uzatmak. Örnek:
Verseydi âh-ı mecnûn feryadumun sedâsın
Kuş mı karâr iderdi bâşımdaki yuvâda
Fuzûlî
"başındaki" ve "yuvadaki" kelimelerinde "a"lar uzun okunur.
İŞTİKRAR
Sözle ilgili sanatlardandır. Aynı kökten türeyen veya aynı köke bağlı
harflerin benzerliğinden dolayı aynı kökten türemiş gibi görünen
seslerin birarada kullanılmasına denir. Örnek:
Kılmagıl muhkem gönül dünyaya akd-i irtibât
Sen bir avâre müsafirsen bu vîrân ribât
Fuzûlî
Ribât ve irtibât aynı kökten gelir.
ÎTİLÂF
Uygunluk. Kelimenin anlamla uygunluğu, kelimelerin vezinle uygunluğu,
kelimelerin diğer kelimelerle uygunluğu, anlamının vezinle uygunluğu ve
anlamın anlamla uygunluğu.
İTNAB
Sözü, gerektiğinden fazla kelime veya cümle ile uzatma. İcaz’ın karşıtı. İkiye ayrılır:
1. İtnab-ı makbul: Makbul sayılan söz katmadır. Bu çeşitte anlam
pekiştirilir, anlatılacak şey abartılır, kastedilen husus fazla tasvir
edilir ve üçü birden sağlanır. Örnek:
"Yalıların en tabii ve en
lüzumlu gezinti vasıtası sandallar! Sade yalıların mı? Boğaziçi’nde
herkesin her an, en çok, onlar işine yarıyor. Mehtapla gezginci,
sâzende köşkü onlar, saz dinleyicilerin mevkibi onlar, yerine göre
madrabazların balık deposu onlar, sebze dükkanı, dondurmacı dükkanı,
onlar; yörük manav sergisi onlar, tatlı su damacanalarının ambarı
onlar, hasta sedyesi onlar..."
Ruşen Eşref Ünaydın
2.
İtnâb-ı mümel: Makbul sayılmayan söz katmadır. İtnab-ı mühil de denir.
Haşv-ı kabih’ler ve tekrarlar makbul sayılmayan söz katmanlarıdır.
Örnek:
Duâ ile sözü hatmedelim, zîrâ hakikatte
Sözün gevher olursa yeğdir itnâbından îcâze
Nef’î