Empirizm Deneycilik (John Locke - David Hume)

» Empirizm Deneycilik (John Locke - David Hume)

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

  b. Empirizm (Deneycilik)

Empirizm, bilgilerimizin kaynağının yalnızca de-ney olduğunu savunan felsefi akımdır. Empirizme gö-re insan zihni doğuştan boş bir levha (Tabula Rasa) gibidir. Yani insanın doğuştan getirdiği hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni, sonradan deney yoluyla bilgi elde eder.
Empirizm, insan zihninde doğuştan getirilen dü-şünceler ya da bilgiler olmadığına inanır. Örneğin, özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ilkesi gibi mantık ilkeleri bile, Empirizme göre, sonradan deney yoluyla kaza-nılır. 17. yüzyılda, İngiltere’de ortaya çıkan empiriz-min iki önemli temsilcisi vardır: John Locke ve David Hume.
 
(1) John Locke (1632-1704)
 
John Locke, empirizmin kurucusudur. Ona göre tüm düşüncelerimizin ve bilgilerimizin kaynağında deney vardır.
Locke, iki tür deney olduğunu savunur.
(a) Dış deney : Bununla dış dünyadaki varlıklar beş duyu yoluyla denenir.
(b) İç deney (Refleksiyon) : Bununla da, insanın kendi zihninde ve ruhunda olup bitenlerin bilincine varılır. İşte bu iki kaynaktan bütün idelerimiz (kavram-lar, tasarımlar, algılar) meydana gelir.
Locke, tasarımların bir kısmının basit, bir kısmı-nın bileşik olduğunu söyler. Basit idelerimiz (tasarım) bir kısmı ruha tek bir duyunun, bir kısmı da birkaç du-yunun aracılığıyla ulaşırlar. Bileşik ideler, basit idele-rin bir araya getirilmesinden, birleştirilmesinden mey-dana gelirler. Basit ideleri edinirken ruh pasiftir, bile-şik ideleri meydana getirirken de aktiftir. Ruh, kendine özgü birtakım aktlerle (edimlerle) basit ideleri bir ge-reç olarak işleyip bileşik ideleri oluşturur. Locke’a gö-re insan zihninde bileşik idelerin dolayısıyla bilginin meydana gelmesi için şu yetilere ihtiyaç vardır:
(a) Zihne gerekli tasarımları sağlayan algı
(b) Zihne giren tasarımları saklayan bellek,
(c) Tasarımları, birbirlerinden açıkça ayırt etme yetisi
(d) Birçok tasarım ve düşünceyi birbirleriyle karşılaştırma yetisi
(e) Birçok basit ideyi ve tasarımı birleştirme ye-tisi
(f) Benzer düşüncelerdeki ortak öğeyi bulup çı-karmayı sağlayan soyutlama yetisi
Bu şekilde, bu yetilerle, basit ideleri işleyip bileşik idelere ulaşılması sonucu elde edilen bilgiler üç çeşit-tir.
 
(1) Sezgisel bilgi : Bu bilgi ile insan, kendi varlı-ğının bilgisine sahip olur. Sezgisel bilgi, sağlam ve kesin bir bilgidir.
 
(2) Duyusal bilgi : Bu bilgiyle insan, dış dünya-daki nesnelerin bilgisine sahip olur. Fakat bu bilgi ke-sin bir bilgi olamaz.
 
(3) Tanıtlayıcı bilgi : Bu bilgi türüyle de insan, Tanrının var olduğunu kanıtlar.
 
(2) David Hume (1711-1776)
Hume, insanın her şeyi algı yoluyla bildiğini söy-ler. Algı ise dikkati bir şeye yöneltmek suretiyle o şe-yin bilincine varma olarak tanımlanabilir. Ona göre algılar iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar;
 
(a) İzlenimler
(b) İdeler yani kavramlar ve düşüncelerdir.
Buna göre, zihinde bulunan her şeyi, tüm izle-nim, kavram ve düşüncelerin temelinde, dış dünyanın beş duyu yoluyla algılanması vardır. Hume’a göre, algının sonucunda oluşmuş idelerde ve düşüncelerde belli özellikler bulunduğu zaman, bunlar birbirleriyle birleştirilir. Böyle bir birleştirme faaliyetinin sonucunda ise daha karmaşık düşünceler ve bilgi ortaya çıkar.
Hume’a göre, düşüncelerimizin birbirleriyle bir-leştirilmesine yol açan özellikler üç tanedir.
(1) Benzerlik : Bir resim bizi resmi yapılan konu üzerinde düşünmeye sevk eder.
(2) Süreklilik : Bir binadaki, bir daireden söz edilmesi, bize başka daireleri düşündürür.
 
(3) Neden-sonuç bağlantısı : Buna göre de bir yara üzerinde düşünme, bize yaranın ardın-dan gelecek acıyı hissettirir.
Bütün bilgilerimiz, özellikle de dış dünyaya ilişkin, bilimsel bilgilerimiz nedensellik ilkesine dayandığın-dan, bunlardan neden-sonuç bağlantısı önem taşır. Fakat Hume, nedensellik ilkesinin bilinemeyeceğini ve temellendirilemeyeceğini söyleyerek bilimsel bilgi-ye bir eleştiri getirmiştir.
Hume’a göre doğada, olgular arasındaki neden-sonuç ilişkisi bir zorunluluk değil alışkanlıktır. Neden-sellik düşüncesi, deneyimlerimizin sonucu olan bir düşüncedir. Biz her zaman bir nedenin ardından beli bir sonucu görmeye alışmışızdır. Örneğin, suyu her defasında ateşe koyduğumuzda kaynadığını görmüş ve buna alışmışızdır ve bu yüzden “Su ateşte kaynar” deriz. Ya da bugüne kadar gördüğümüz bütün karga-ların siyah olması nedeniyle “Bütün kargalar siyahtır.” deriz. Ama bu ileride siyah olmayan karga göreme-yeceğiz anlamına gelmez. Çünkü sonsuz sayıda kar-gaları gözlemlemiş değilizdir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...