İşkencenin Tarihi - İşkence Aletleri -İşkence Nedir -Çeşitleri -

» İşkencenin Tarihi - İşkence Aletleri -İşkence Nedir -Çeşitleri -

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm kadın giyim fırsatları için tıklayın !

Türkiye yıllardan beri, kendilerini "medeni" kabul eden toplulukların "işkenceci ülkeler" listesinde yer almaktadır.

Bu gün biraz içinizi karartacak olan bu güncel konuyu başka bir açıdan ele alacak, "Dünyada İşkencenin Tarihsel Gelişiminden" ve insanın insana eziyet etmek için geliştirdiği "İşkence Aletlerinden" bahsedeceğiz.

Konuyu işlerken ağırlık noktamız bu günün "medeni" Avrupa'sı olacak. Nedeni dünya tarihinde insanın insana yaptığı en vahşi işkencelerin ve en çeşitli ve ürkütücü işkence aletlerinin bu topraklardan kaynaklanması. Özellikle Avrupa'nın ortaçağ döneminde gelişen işkencede dini etkenin de büyük yer tuttuğu görülüyor.

Latince bükmek, kıvırmak anlamından gelen "Torture" (İşkence), insanlık tarihi kadar eski bir cezalandırma yöntemidir. Tarihin akışı içinde çoğunlukla dine karşı olanlara, homoseksüellere, büyücülük yapanlara, vatana ihanet edenlere, yasak cinsel ilişki kurup, zina yapanlara karşı kullanılmıştır.

İşkence konusunda bilinen en eski kayıt, bir Mısırlı şaire aittir.

Şair, Ramses II.nin 1300 de kölelere ve Hititli istilacılara uyguladığı işkencelerden bahsetmektedir.

Roma ve Bizans'ta İşkence

İbrani, Grek ve Romalıların Hammurabi'nin "göze göz" adaletini benimseyen adalet sistemleri işkence yöntemlerindeki gelişmeyi etkileyen bir faktör oldu.

İşkence Hıristiyanlık öncesinde Roma'da mahkeme onayıyla kullanılırdı. Hıristiyanlık sonrası dini inkar edenlere, elleri ayakları kesilerek uygulandı. Daha sonra sadece tek elin kesilmesiyle uzun süre devam edildi. Sadist din adamlarınca yapılan bir diğer işkencede şekli ise kırbaçlama idi.

Genellikle halka açık gösteri şeklinde yapılan işkenceler, çoğunlukla kölelere ve yabancılara uygulanıyordu. Köle olmayanların para cezasıyla kurtulduğu suçlar, köleler ve yabancılar için ölüm cezası ile sonuçlanabiliyordu.

Kırbaçlanmak dışında en çok kullanılan yöntemlerden biri ise kapalı, insan büyüklüğündeki lahit gibi bir kaba konulan kurbanın yakılmasıydı. Bu arada kabın baş kısmına konulan kaval benzeri alet, kurbanın çığlıklarının müziğe dönüşmesini sağlıyordu.


Kilise Adaleti

Hıristiyan mahkemeleri başlangıçta arabuluculuk şeklinde ve tarafsızlık içinde görev yapıyorlardı. Suçlayan ve suçlanan dinlenmeden önce yemin ettiriyor, eğer taraflardan biri yalan söylerse Tanrının da isteği olduğuna inanarak ölmesine karar veriyorlardı. soruvecevap.blogcu.com Daha sonra bu mahkemelerin yargılama yöntemleri değişti ve bu mahkemeler daha çok "dayanıklılık ölçme" makamı haline geldiler. Ölçme işlemi çeşitliydi;

Birincisinde suçlanan ve suçlayan birlikte dinleniyor ve hangisi daha çabuk ve yükseğe eline kaldırabilirse onun suçsuz olduğuna inanılıyordu.

İkinci mahkeme şeklinde ise sadece sanık oluyor. Takdis edilirken verilen ekmekten dilinin üstüne konuluyor ve yutkunursa suçlu olduğu anlaşılıyordu.

Başka bir mahkeme şeklide, kaynar suya kolun sokularak veya sıcak ütü basılarak, suçluluğu anlaşılıyordu. Dayanamayan suçlu ilan ediliyordu. Bundaki gerekçede suçsuza Tanrının yardım edeceği ve acı çekmeyeceğiydi. 1215 de Papa Innocent III bu mahkemeleri yasakladı.


Engizisyonun Mahkemelerin Doğuşu

1252 de Papa Innocent IV dine karşı gelen şüphelilere doğruyu söyletmek için işkence yapılmasına izin verdi.

Engizisyonun doğuşu ile işkence yöntemleri ve aletlerinde müthiş bir gelişme oldu.

İşkence metotları ülkeden ülkeye değişmekle birlikte belli başlı yöntemler şunlardı:

-Kırbaçlamak.

-Ayaklarından veya elleri arkadan bağlanmış şekilde asılan kurbanların boyunlarına ağır taş bağlanması veya çekiçle vurulması.

-Kerpetenle veya demir pençeyle işkence.

-Demirden elbise giydirmek.

-Sıcak ayakkabı giydirip, etlerin kemikten ayrılmasını sağlamak.

-Canlıyken kurbanın derisini soymak, uzuvlarını çıkartmak.

-Gerdirme aleti ile gererek veya asılı kurbanın ayağına ağırlık bağlayarak kemiklerini kırılmak, vücut parçalarını koparmak.

-Kurbanın burnundan veya ağzından vücuduna su vermek.

-Isıran böceklerle dolu kafese kapamak

-Ayaklara tuz sürüp, keçiye yalatmak vs..

Roma Katolik kilisesi 1816 yılında işkenceyi yasakladı. İşkence 18 asır ortalarına kadar Fransa, Avusturya, Prusya ve İsviçre'de kullanılmaya devam etti.


İspanyol Engizisyonu

İşkence tarihinde 300 yıl İspanya'yı kontrol eden "İspanyol Engizisyonu"nun önemli bir yeri vardır.

Binlerce insanın işkence görerek öldürüldüğü bu dönemde, yakalanan şüphelilere itiraf edene kadar işkence ediliyor sonrada yakılıyorlardı.

Bu hareket Museviliğe karşı başlamış gözükse de tüccarlar, papazlar, yönetim sınıfı ve daha bir çokları bu dönemin acısını çekti. Zamanla din mücadelesinden çok bir sınıf mücadelesine dönüştü.


Londra Kulesi

1066 da inşa edilen Londra Kulesi, Krallığın ikametgahı, hayvanat bahçesi, hapishane, darphane, krallığın mücevher deposu gibi değişik amaçlarla kullanıldı.

Henry II döneminde işkence için kullanılmaya başlanılan kulede, homoseksüeller, yolsuzluk yapanlar, görevini kötüye kullananlar işkenceden geçerek öldürüldüler
.
Ortaçağda İngiltere'deki baş işkence aleti germe makinesiydi. Tabutluk tipi basık ve dar hücreler, ağız ve burundan kurbanın vücuduna su doldurulması, ateşte yakma uygulanan binlerce değişik işkence arasındaydı.

Şimdi işkence aletlerinden bazılarını gözden geçirelim:


Sorgulama Koltukları

Uzaktan bakınca hasır bir koltuk sanabileceğiniz bu işkence koltuğunun arkası, oturma yeri, kolu ve bacakların durduğu tüm kısımlar sivri uçlu, civi benzeri metal veya tahta parçaları ile doludur.

Kurban sıkı sıkı bağlı olduğundan, sivri çivilerin deldiği vücudunu kımıldatamaz.

Koltukların çivileri demirden veya tahtadan yapılmış değişik modelleri vardır. Tamamen demirden yapılmış olan sandalyelerin ısıtılarak kurbana daha da acı vermesi sağlanabilir. Ayrıca aynı amaçla ağırlıklar da kullanılabilir.

Yavaş yavaş ölüme neden olan bu koltuklarda kurbanların bazen günlerce ve haftalarca acı içinde yaşadığı belirtilmektedir.



Göğüs Sökücü

19'ncu asrın başlarına kadar Fransa ve Almanya'nın bazı bölgelerinde kullanıldı.

Göğüs sökücü, dinsel,toplumsal görüşlere karşı olan, tanrıya ve kutsal şeylere kötü sözler söyleyen, küfür eden, zinada bulunan ve diğer cinsel suçları işleyen, bilerek düşük yapan, büyücülükle uğraşan kadınlara uygulanıyordu.

Alet kızdırılarak veya soğuk olarak kullanılıyor ve kadının göğsü ucu sivri kıskaçla sökülüp çıkarılıyordu. Bu işkence metodu sorgulamalarda da kullanılıyordu.




Gerdirme Aleti

Değişik şekilleri olan gerdirme aleti, özellikle Ortaçağda İngiltere'de kullanılıyordu ve alet Exeter Dükü tarafından ortaya çıkarıldığı için "Exeter Dükünün Kızı" olarak da anılıyordu.

İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinde de kullanılan ve elleri ve ayaklarından bağlanarak yavaş yavaş germek suretiyle kurbanın bütün kemiklerinin kırılmasını sağlayan bu alet 1726'lara kadar kullanıldı.


Juda'nın Uyanışı Beşiği

Kurban belinin üstünü saran demir bir kemerle asılı halde tutulur. Ayakları öne doğru çekilerek ve bir değneğe bağlanarak sivri piramit şeklindeki kazığın iyi batması için aralık olarak tutulur.

Kurbanın kazığa hafif veya bütün ağırlığı ile oturması, onu askıda tutan kişinin ayarlamasına bağlıdır. Zaman zaman ayar değiştirilerek kurbanın devamlı uyanık kalması sağlanır.

Zaten kurban, anusuna veya vajinasına batan ve büyük acılar veren bu durumda bütün adelelerini gerdiği için rahat edip uyuması da mümkün değildir. Bazı durumlarda kurbana ağırlıklar bağlanarak acısının arttırılması sağlanır.

Hem sorgulamada hem de eziyet çektirerek öldürmekte kullanılan bu aleti İtalyanlar "culla di Giuda", Almanlar "Judaswiege" ve Fransızlar "la veille" olarak adlandırmışlardı.








Kafa Kırıcı

Bir manivela vasıtası ile kafaya muazzam bir baskı yapan "kafa kırıcı" sorgulama ve eziyet ederek öldürme amacıyla kullanılıyordu.

Bazı kafatası kırma aletlerinde ayrıca, kafatasının belli bölgesini etkilemek veya delmek için sivri, vida tipi sıkmalı, parçalar da bulunuyordu.

Kafatası kırma aletinin örnekleri Londra Kulesi ile Tijuana, Meksika Kültür Merkezi'nde görülebilmekte.


Nuremberg Bakiresi

Proto tipi ilk Nuremberg şehrinde yapıldığı için adını oradan aldığı tahmin edilmektedir.

Çeşitli değişik şekilleri olan bu lahdin baş kısmındaki oyma genç kız suratının, bu korkunç kabın görüntüsünü hafifletmek için yapıldığı sanılmaktadır.

İç kısmı büyük uçlu, sivri çivilerden oluşur. Yaşamsal organları delmeyecek şekilde çiviler konmuştur ki kurban hayatta kalsın ve acı çeksin.

Kapaklar, kapanınca dışarıdan ses duyulmaması için kalın yapılmıştır. Hem önde hem de arkada bulunan kapaklar, kurbanın çıkmasına imkan vermeyecek şekilde açılıp kapatılabilmekte ve böylece kurbanın vücudunda açılan yaraların daha da derinleştirilebilmesi sağlanmaktadır. Daha ziyade işkence ile infaz için kullanmış olan bir alettir.

Testere

Testere bütün Avrupa'da yaygın olarak kullanılan bir aletti.

Ayaklanma, askeri itaatsizlik, büyücülük gibi çok geniş alandaki değişik suçlarda kullanıldı.

Yaygın kullanılmasının sebepleri arasında, çoğu evde kolayca bulunabilmesi ve çok acı vermesine karşılık infaz işlemini hızlandırması sayılabilir.

Elleri arkadan bağlanan kurban ayaklarından asılıyor ve cezayı uygulayanlar onu ağaç dalı keser gibi kesiyorlardı.

Kurban baş aşağıda olduğundan, bilinci uzunca süre kaybolmuyor ve böylece daha uzun bir zaman dayanılmaz acıyı çekiyordu.

Yandaki resimlerde müzedeki "insan kesme testeresi" ile, aynı devirlerde oyma ve resim sanatına yansımış olan bu korkunç uygulama sahnesinin çizimini görüyorsunuz.

Garrotte

İspanyada ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir.

İspanya'da resmi bir cezalandırma aleti haline gelen "Garotte" 1975 senesine kadar kullanılmıştır.

Garotte en son genç bir öğrencide kullanılmış, daha sonra öğrencinin suçsuz olduğu anlaşılmıştır.

Benzeri işkence aleti dünyada yaygın olarak kullanılsa dahi, İspanyolların bu işkence aletinin diğerlerinden üstün özellikleri vardı.

Boynun sıkıştırıldığı madeni boyunluğun araka kısmında omuriliğe doğru uzanan vidalı bir demir parçası olan İspanyol modelinde, bu vida sıkıştırılarak kurbanın omuriliğinin zedelenmesi ve dayanılmaz acılar çekerek yavaş yavaş ölmesi sağlanırdı.

Yanda, o tarihlerde yapılan ve bu işkence metodunu gösteren resim görülmekte.

Vajina ve Rektum Armudu

Adı şeklinden gelmektedir. İki veya üç vida ile genişleyen parçadan oluşur.

Zina yapan kadınlara, homoseksüellere, çok yakınlarıyla cinsel ilişki kuranlara ve şeytani seks ayinlerine katılanlara uygulanırdı.

Kedi Pençesi veya İspanyol Gıdıklayıcısı

Genellikle bir sopanın ucuna takılarak kullanılan bu alet bu alet kedi pençesine benzer. Uzun ve keskin tırnakları vardır.

Bağlı ve asılı olan kurbanın etini vahşice ince ince yırtar. Kaslar ve kemiklere etki etmeyen bu vahşi cezalandırma yöntemi yapılırken kurban çok acı çeker

Aşağılama Maskeleri

Değişik şekilleri olan bu maskeler, maddi ve manevi cezalandırılmalarda kullanılıyordu.

Kazığa bağlanıp, toplumun görebileceği bir meydanda tutulan kurbanlarla herkesin alay etmesi ve eğlenmesi sağlanıyor, kurbanlara aynı zamanda fiziki işkence de uygulanıyordu.

Maskenin iç kısmında bulunan top, yumak benzeri şey kurbanın burnuna,ağzına baskı yapıyor, bu şekilde kurbanın çığlık atılmasına, bağırmasına imkan vermiyordu. Uzun kulakları olan maske, *****, eşek ile insan arası bir varlık görüntüsü veriyordu.

Dinsizlerin Çatalı

Dini inançlara karşı olan kişilere uygulanan bu alet, iki taraflı, sivri uçlu bir çatal gibidir.

Boğaza bir tasma ile bağlanarak, sivri uçların çene çene altına ve göğse batacak şekilde durması sağlanır.

Tasma ile kurbanın hareketi engellenir. Ölümün ağır olması ve kurbanın acı çekmesi için çatallar hayati yerlere batırılmaz, kurbanın elleri arkadan bağlanır.


Giyotin

İsmini icat eden Fransız doktor, Ignace Guillotine'den almıştır. İşkence aletinden ziyade çabuk ölüme neden olan bir infaz makinasıdır. Yani diğerlerine göre daha medeni bir alettir.

Her ne kadar Fransız doktor, Ignace Guillotine tarafından icat edildiği belirtilse de mevcut bazı gravürlerden Almanların 1789'dan bir kaç asır önce benzer aletler kullandığı anlaşılmaktadır.

Giyotin, iki dikine ve paralel direk arasından aşağı düşen bıçağın, kurbanın boğaz genişliğinde bir deliğe kıstırılmış kafasını boyundan kesmek suretiyle ölümü gerçekleştirmektedir.
İşkencenin korkunç tarihini incelerken, bizi ilgilendiren kısımda işkence aleti olarak sadece "Falaka" bulunuyordu.

Avrupa'nın eski işkence merkezleri olan şatolar, karanlık zindanlar, meydanlar ve kuleler, şimdi bu "medeni" ülkelerin birer turistik tesisi olarak Avrupa'nın kara geçmişini belgeliyorlar.

Bu sayfalarda gördüğünüz resimler, İtalya'daki San Gimignano, İşkence Müzesi, İngiltere'deki Warwick Şatosu ve Londra Kulesi, Avusturya'daki Viyana Ortaçağ Müzesi gibi müzelerle ilgili yayınlardan alınmıştır.

Medeni ülkeler diyoruz. Peki, bu medeni ülkeler, MÖ 1700'lü yıllardaki insanlık tarihinin ilk yasa derlemesi olduğuna inanılan Hammurabi Yasaları'ndaki "göze göz, dişe diş" kavramını artık tamamen bırakmışlar, dedelerindeki vahşet kanından tamamen arınmışlar mı, hiç kimseye, hiç bir topluma eziyet etmiyorlar mı?

Ediyorlar. Hem de işlerine gelince kılıfına uydurup pek de güzel yapıyorlar.

Yaşadığımız dünyanın gerçekleri, medeniyetin insanoğlunun vahşet duygularında kurumsal ve bireysel olarak çok fazla bir değişiklik yaratmadığını belgeliyor.

Yine her gün gözümüzün önünde kolu, bacağı kopmuş insan manzaraları, yine şiddete karşı daha büyük bir şiddet...

Değişiklik sadece kullanılan alet ve vasıtalarda, ortaya atılan yeni kavram ve gerekçelerde.
İptidai işkence aletlerinin yerini kimyasal, nükleer ve biyolojik kitle imha silahları almış. Eziyet ve cezalandırma artık sadece bireylere değil, kitlelere de veriliyor.

kaynak:atin.org


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...