Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları nelerdir?

» Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları nelerdir?

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm kadın giyim fırsatları için tıklayın !

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN MALİ KAYNAKLARI
GİRİŞ
Dünya tarihinde olduğu kadar Türk tarihinde de I.Dünya savaşı önemli bir yer tutar.İmparatorlukların yıkılarak yerine ulusal demokratik devletlerin kurulması bu savaştan sonra hız kazanmıştır.
Gerçekleşmesi güç amaçlarla Birinci Dünya Savaşına katılan Osmanlı Devletleri Mondros Mütarekesi ile bağımsızlığını yitirici yükümlükler altına girmekle kalmamış devletin varlığını tartışılır hale getirmiştir.Zira Osmanlı Devleti’nin varlığına karşı olan batılı güçler yıllardan beri tezgahladıkları Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırıp topraklarına egemen olma planını yürürlüğe koymuş bulunuyorlardı.Ateşkes hükümlerine uymaya gerek görmeyen itilaf devletleri uydurma bahanelerle ordu ve donanmalarını yurda sokuyorlar ve birer birer daha önceden kendi aralarında yapmış oldukları gizli antlaşmalara göre ülke topraklarını işgal ediyorlardı.
Osmanlı Devleti’nin başında bulunan kişiler açıktan açığa devleti yıkmaya amaçlayan hareketleri durdurucu önlem alamıyor,devletin kurtuluşunu “ezeli dost” olarak gördüğü ingiltere’nin koruyuculuğunda görüyordu.Buna karşılık,bazı aydınlar Amerikan mandacılığını savunuyordu.Devletin çökeceğine kesin gözüyle bakan kimi güçler ise kendi bölgelerini kurtarıcı önlemler düşünüyorlardı.
Mustafa Kemal paşa, daha Anadolu’ya geçmeden,bu düşüncelerin hiç birini gerçekci bulmamış;bir avuç Türk’ün yaşadığı Atayurdun’da ulusal egemenliğe dayanan tam bağımsız yeni bir devlet kurmaya karar vermiştir.Anadolu’ya geçtikten sonra bu karara adım adım işlerlik kazandırmıştır.
Uzun yıllardır aralıksız savaşların insan ve maddi kaynağını sağlayan Anadolu,adeta bir baykuş yuvasına dönmüştü.Şartların yarattığı yönetim boşluğundan yararlanan kimi güçler var olanı’da yağmalamaya kalkmıştı.Bunun yanı sıra,erkek nüfusunun silah altına alınması,Doğu ve Batı Anadolu’nun muharebelerin kabul edildiği alanlar olması, işgal ordularının yarattığı tahribat ve müsadeleri. Her alanda üretim ve verimliliği daraltmış bulunuyordu .Bu nedenle Türk Kurtuluş Savaşı siyasal ve askeri nitelikte bir savaş olduğu kadar mali ve ekonomik bir savaştır.
Milli Mücadele için gerekli olan paranın ve maddi gelirlerin şu yollarla sağlandığı görülmektedir.
Yurt içindeki bağış ve salmalar,yurt dışındaki Türklerin bağışları,yeni vergiler yada vergi oranlarının artırılması,ulusal yükümlülükler,başka ülkelerden gönderilen yardımlar ile yabancı devletlerden sağlanan yardımlardır.
Bu çalışmada Kurtuluş Savaşı başlangıcındaki mali durum ile Kurtuluş Savaşı’nın maddi kaynakları incelenecektir.
KURTULUŞ SAVAŞI BAŞLANGICINDAKİ MALİ DURUM
Osmanlı Devleti xx.yüzyıla girerken kapitülasyonların etkisi,sermaye yetersizligi,teknoloji geriliği veya yetersizliği,bilgisizlik,istikrarlı bir yönetimin kurulması ve sürekli savaşlar nedeniyle ekonomik açıdan dışa bağımlı hale gelmişti.Birinci Dünya Savaşı ile birlikte ise ekonomisi alt üst olmuştu.Hemen her alanda ekonomik sorunlar baş göstermeye başlamıştı.Mustafa Kemal’i yalnız askeri sorunlar değil aynı zamanda maddi sorunlar da bekliyordu.Kurtuluş Savaşı dönemindeki maddi sorunları daha iyi kavrayabilmek açısından savaşın başlangıcındaki maddi durumuda bilmemiş gerektiğinden hareketle öncelikle savaşın başlangıcındaki maddi durum sanayi sektöründen başlayarak değerlendirmeye çalışacağız.
I.SANAYİ SEKTÖRÜ
Kurtuluş Savaşı Dönemine girilirken ,Türkiye’deki sanayi tesislerinin görüntüsü ekonomik gerçeklerden uzak,plansız,dışa bağımlı ve belirli yerlerdeki ham maddeleri ancak yarı mamül getirebilen bir yapıda kaldıki sanayi dedieğimiz bu ilkel ve geri tesislerin hemen hepsi de işgal altındaki,işgal altına olmayan iç bölgelerde,sanayi tesisleri yok denecek kadar azdır.
Kurtuluş Savaşı’na girerken ülkemizde gıda,toprak,deri,ağaç ve mobilya kırtasiye,kimya ve madeni sanayi alanlarında ilkel şartlarda faaliyet gösterilmektedir.
II. TARİH VE ZİRAAT
Osmanlı Devleti’nde tarımsal üretim ülke gereksinimini karşıladıktan sonra ancak toplam üretimin %10’u oranında ihracatı olanaklı kılacak bir hacimdeydi.Savaş koşulları’nın tarımsal faaliyetler üzerindeki olumsuz etkileri Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti’nde de baş gösterdi.Savaş nedeniyle iş gücünde ortaya çıkan azalma,emek yoğun bir biçimde gerçekleştirilen tarımsal faaliyetlerin karşısında,tarımda ekme yükümlülüğüne dahi deyildi.
Gerek iş gücündeki azalma gerek üretim teknolojisinin ilkelliği ve yetersizlikleri hatta savaş yıllarında açan çift diğer hayvanlarının miktarındaki azalma da tarımsal üretimdeki gerilemeye yol açan diğer nedenler arasında yer almaktaydı.Başta buğday olmakla üzere hububat üretiminde önemli azalma kaydedildi. Harap,herşeyden yoksun Anadolu’da yiyecek bulmak da bir sorun haline geldi.İhracata konu olan pamuk ve tütün üretiminde de savaş dolayısıyla bu ürünlerin ihracatının durmasıyla büyük oranlarda gerileme yaşandı
Milli Mücadele döneminde köylülerin sıkıntısını gidermek için tarımla uğraşanların askere alınmaları geciktirilecek tarıma destek sağlanmaya çalışıldı. TBMM, agnam vergisinin arttırılmasını reddetti. Milli Mücadele yıllarında sanayide olduğu gibi tarım sektöründe de üretim artışı görülmedi. Tarımdaki bu olumsuz durum, yer yer kıtlıklara rastlanmasına neden oldu.
II. KAPİTÜLASYONLAR
Osmanlı Devleti’nde ilk önemli kapitülasyon ayrıcalıkları Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1535 yılında Fransa’ya verilmişti. Zamanla başta Fransa, İngiltere, Hollanda, Polonya, Ceneviz ve Venedik olmak üzere hemen hemen bütün Avrupa ülkeleri kapitülasyonlardan yararlandı.
Kapitülasyonlar, yabancı sermayenin en elverişli koşullarla Osmanlı Devleti’ne girmesi için gerekli ortamı hazırladı. Osmanlı Devleti’nde geniş yatırım olanakları olduğunu gören Avrupalı sermayedarlar kendi aralarında kurdukları şirketlerle ulaştırma, bankacılık, sanayi, madencilik, kamu hizmetleri ve tarım alanlarında yatırımlar yapmaga başlamışlardı. Hem sermaye kıtlığı, hem de kapitülasyonların yabancılara sağladığı ayrıcalıklarla boy ölçüşemedikleri için, yerli müteşebbisler ya ortadan çekilmek ya da yabancılarla işbirliği yapmak zorunda kaldı. Bunun sonucunda demiryolları, limanlar, elektrik, havagazı ve su işletmeleri Avrupalılar tarafından kuruluş işletmeye, madenler ve fabrikalar Avrupa şirketlerine çalıştırılmaya başlandı.
Osmanlı Devleti kapitülasyonlardan kurtulmak için çeşitli girişmiş ancak başarılı olamamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından iki ay sonra, Osmanlı Devleti henüz savaşa katılmamışken, savaşın doğurduğu fırsattan yararlanılarak 27 Eylül 1914 günü kapitülasyonların kaldırılmasına karar verdi. Ne yazık ki, kapitülasyonların kaldırılmasına ilk karşı koyan, bir ay sonra kendi yanında savaşa katılacağımız Almanya oldu. Savaşın sonunda ekonomik bağımsızlığa kavuşacağını uman Osmanlı Hükümeti, bu kez savaş giderlerini karşılamak için yanında savaşa girdiği Almanya’ya borçlanmaya ve ona yeni ayrıcalıklar tanımaya başlamıştır.
Osmanlı Devleti’ni ortak sömürge durumuna kapitülasyonlar aracılığı ile sokmuş bulunan Avrupa devletleri, Birinci Dünya savaşı süresince kapitülasyınlardan yararlanamadılar. Ancak, savaşı galip bitiren sömürge imparatorlukları, artık ortak sömürge durumunu sürdürmek yerine Osmanlı Devleti’nin ve bu arada Anadolu’nun paylaşılması yolunu seçecekler; Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması üzerine, paylaşma emelleri suya düştüğü gibi, ortak sömürgelerini de kaybedeceklerdir.
IV. DIŞ TİCARET
Osmanlı dış ticareti temelde ihracatı engelleyici, ithalatı arttırıcı bir özelliğe sahipti. Bunun bir gerekçesi kapitülasyonlar ise, diğer önemli bir gerekçesi de iç pazarda mal arzını arttırmak yoluyla fiyat istikrarını sağlama devetin bu kategoride ciddi bir gelire sahip olmasını da engellemişti.
İhracatta tarım ürünleri ve madenler ağırlıklı kısmı oluşturmakta idi, tarım ürünleri de genelde işlenmiş tarım ürünleri şeklinde değil de pamuk, tütün, fındık, ipek, incir, afyon gibi daha çok işlenmemiş ürünlerden oluşmakta idi. Osmanlı’nın ithalatında ise, dokuma ve giyim eşyası, şeker, un, diğer gıda maddeleri ve yakıtlar başta gelmekte idi.
1914 dış ticaret istetistiklerine göre, ithalatın yüzde 59’u ağırlıklı olarak tüketim malı nitelikli sanayi mallarından yüzde 25’i tahıllardan, yüzde 7’si hammaddelerden ve yüzde 9’u diğer maddelerden oluşmakta idi. Aynı yıl ihtacatın bileşimi incelendiğinde, tahılların yüzde 45 ile ilk sırada geldiği görülmekte idi. İhracat içinde hammaddeler yüzde 38, bazı mamul mallar yüzde 13 ve diğer maddeler yüzde 4 dolayında paylara sahipti.
1919 yılındaki dış ticaretimizin genel yapısına ve Anadolu’nun kurtuluş savaşına ekonomik ve mali yönden katkıda bulunabilme olanaklarına bakacak olursak:
a. Anadolu’nun ihracatı tarım ürünlerine dayanmakta, yiyecek maddeleri ile sanayi maddelerini kapsamakta idi. İthalatın büyük bir kısmı da yiyecek maddeleri ile sanayi hammaddelerini kapsamakta idi.
b. Anadolu’nun ihracatının yüzde 37.4’ünü üzüm, incir, susam, zeytinyağı, palamut, ipek koza ve ham ipek meydana getirmekte idi. Söz konusu ürünlerin üretildiği bölgelerin düşman işgali altında olması bu ürünlerin Kurtuluş Savaşı finansmanı dışında kalmasına yol açmakta idi.w
c. Genel ihracatın %35.6’sı İngiltere’ye, %28.7’si Fransa’ya, %3.5’sı İtalya’ya ve %2.9’u Yunanistan’a yapılmakta idi. Genel ihracatın %70.8’inin yapıldığı bu ülkelerle savaş halinde bulunmamız nedeniyle, ihracat olanakları daha da sınırlı olmakta idi. Aynı şekilde genel ithalatın %54.4’ünün bu ülkelerden yapılması da, ithalat olanaklarını sınırlamakta idi.
d. Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinin düşman işgali altında bulunması, gümrük vergisi gelirlerini son derece kısıtlamakta idi. Ancak 1921 yılından itibaren Fransa ve İtalya’nın çekilmeleri ile gümrük ve dış ticaret gelirlerinde önemli artışlar sağlandı.
e. Anadolu’daki ev tezgahlarının hızlı üretime geçmeleri ve fes yerine Kuvayi Milliye başlığı olarak görülen kalpağın giyilmeye başlanması ile dokuma ithalatının dış ticaret içindeki ağırlığı azalmış olacaktı.
f. Dış ticaretin kapitülasyonlar sonucu yabancıların elinde olması ve azınlıklar dışında dış ticaretle iştigal edenlerin bulunmaması, Anadolu’da bir boşluğun doğmasına neden olacaktı. Türklerin dış ticarete yatkın olmamaları, dış piyasaları bilmemeleri, özellikle savaş için gerekli araç ve gereçlerin satın alınmasında yanılmalara ve gereksiz fazla ödemelere yol açacaktı.
g. Dış ticaret açığı Kurtuluş Savaşı boyunca daha da artarak devam edecekti. Rus yardımları yoluyla sağlanan silah, cephane, teçhizat ve alınan paralarla dış finansman ihtiyacı bir dereceye kadar giderilmeye çalışılacaktı.

II. BÖLÜM
KURTULUŞ SAVAŞI’NDA MALİ DURUM
I. KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ BÜTÇELERİ
Hükümet bir yandan gelir toplamakta, diğer yandan da kamu harcamaları yapmakta idi. Bunun için bir bütçe hazırlanması gerekiyordu. Ancak içinde bulunulan şartlar Mecliste görüşmek suretiyle bir bütçe hazırlığına olanak vermiyordu.
Yıllık bütçe yapılmaması nedeniyle avans kanunları ve geçici bütçe kanunları adı altında geçici bütçe uygulamalarına gidilmiştir.
1920 Bütçesi olağanüstü koşulların olağanüstü bütçesidir. Bütçe’nin Meclis genel kurulunda görüşülmeye başlandığı Ocak 1921 günleri aslında Türk tarihinin en karanlık günleridir. Bu sırada zaten asker ve teçhizat açısından çık yetersiz olan ordu bir taraftan Çerkez Ethem kuvvetleriyle uğraşmış, diğer taraftan da bunu fırsat bilen Yunanlılar I. İnönü Savaşı ile sonuçlanan bir taarruz başlatmışlardır.
1920 yılı bütçesi bir savaş meclisi niteliğinde olan Büyük Millet Meclisi’ne çıkarılmış bir savaş bütçesi görünümündedir. Savunma hizmetleri için bütçede ayrılan para tüm ödeneklerin %53’ün oluşturmaktadır. Giderlerin 63.018.358 lira, gelirlerin de 51.388.626 lira olduğu bütçe 11.629.732 lira açıkla bağlanmıştır.
Bütçe açığını kapatmak için Maliye Bakanı Merkez Bankası kanunundaki Osmanlı Bankası’ndan avans alabilecek ve hazineye ait taşınmaz mallara satabilecektir.
Bu kanunla devlet gelirlerinin toplanması merkezileştirilmiş ve önceki uygulama olman Müdafaai Hukuk Cemiyetleri, Heyeti Temsiliyeler ve Kuvayi Milliye Birlik Komutanlarının gelir toplayabilme yetkileri kaltırılmış, böylece ikili mükellefiyet sistemine son verilmiştir.
Kanun, birlik komutanları ve yöneticilerinin çok sıkışık durumlarda, Ziraat Bankası’ndan borç alma yolunu da kapatmıştır. Bankanın sermayesine el konulması da kesinlikle yasaklanmıştır. Aykırı hareket edenler Vatana İhanet Kanunu hükümlerine göre cezalandırılacaklardır.
Kanunun 20. maddesiyle, Ankara Hükümeti’nin Misak-ı Milli sınırları içinde kalan yatırımlara ilişkin olan dış borçları ödemesi konusunda güvence verilmekte, ancak bu borçların ödenmesi milli ve mali bağımsızlığın gerçekleşmesine ertelenmektedir. Bu nedenle bütçeye borç ödemeleri için ödenek konulmamıştır. Gelir bütçesi içinde en büyük ağırlığı vasıtasız vergiler, tekel gelirleri ve devlet malları hasılatı izlemektedir. Aşar ve hayvan vergisi gibi ayni vergiler bütçe gelirlerinin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır.
1921 bütçesi ise tümüyle bir savaş ekonomisi bütçesidir. Zira bütçenin %62’si Müdafaai Milli Vekaletine %38’i ise diğer alanlara ayrılmıştır. Maliye Vekili bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Karşımızda düşman mevcuttur. Bunu ezmek mecburiyetindeyiz. Binaenaleyh diğer devain terakkiyat ve inkişafatını tamamen bir tarafa bırakıyoruz. Bunu aleni bir surette söyleyemeyeceğiz. Çünkü bir devletin kuvayı askeriyesini idame eden kuvveti içtimayiyesinin azametin maarifinin, nafiasının, iktisadının vesair bütçesinin yüksekliği ile mütenasiptir. Binaenaleyh bu hususta zarari olarak 1336 bütçesine rücu ettiğimiz aleni olarak, aleni celsede söyleyemeyiz. 1337 bütçesi bu kadar deyip geçeceğiz.”
1921 yılı başında da bütçeyi meclisin onayından geçirme imkanı olmamıştır. 1920 yılında olduğu gibi avanslarla ve ek ödeneler kanunlarıyla harcamalara devam edilmiştir. Müdafai Milliye Vekaleti dışındaki kurumlara 20.000.000 liralık bir harcama izni verilmiştir. Bunun dışında çiftçiye yardın, yetimlere yardın, Gaziantep’e yardım, Adana’nın Fransızlar tarafından boşaltılması üzerine orada görev yapacak jandarma ve emniyet mensuplarının, posta müdürlüğünün ve çeşitli vekaletlerin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarını karşılamak üzere de 2.068.215 liraya çıkmıştır.
Hazine Genel Hesabı verilerine göre ise 1921 yılı harcamaları 82.162.190 liradır.
1921 yılının gelir bütçesi 26 Mayıs 1921 tarihli bütçe taslağına göre 72.810.485 lira 20 Şubat 1921 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesine göre 79.627.225 lira, 9 Şubat 1922 günlü Maliye Vekili’nin konuşmasına göre 52 milyon lira, 1921 Hazine Genel Hesabına göre ise 57.435.193 liradır.
1921 yılı gelir tahminlerine göre vergi yasalarıyla ya da eski yasalarla yapılacak vergi oranlarının arttırılmasıyla elde edilecek “varidatı cedide” ile 1921 yılı gelirinin 72.441.935 liraya ulaşacağı tahmin edilmekteydi. Buna göre bütçe açığı 12 milyona düşecek, bu açıkta maaşlar dışında memurlara ödenecek ödeneklerden kesilecek %20’ler ve Rusya’dan alınacak yardımlarla giderilecektir.
1921 yılı Bütçe Yasası gelir ve gider bütçelerindeki miktarı belirtmeksizin 26 Şubat 1922’de yasalaşmıştır.
1922 yılında da tam bir bütçe hazırlanamamıştır. Her ne kadar Maliye Vekili 11 Nisan 1922’de Meclisin gizli celsesinde mali durumla ilgili olarak yaptığı uzun açıklamalar arasında bütçenin hazır olduğunu söylemiş ise de o güne değin sadece Dahiliye Vekaletinin bütçesi görüşülmüştür. Meclisin iç yapısından kaynaklanan gelişmeler nedeniyle 1921’de tartışmasız kabul edilen Müdafaai Milliye Vekaleti Bütçesinin görüşülmesinin bile uzun süreceğini belirtmiştir. Zira Maliye Vekiline göre bütçenin %80’ini Müdafaai Milliye Vekaletine ayrılmıştır.
Maliye Vekili 1922’de vekaletlere ayrılan ödeneklerin 1921 yılındakini geçmeyeceği, hatta bir miktar da tasarruf yapılabileceği kanısındadır. Ancak 1922 yılında özellikle Müdafaai Milliye Vekaleti bütçesindebüyük artış olacaktır. Çünkü Sakarya Savaşı’ndan sonra ordunun nitel ev nicel gücü artırılmış düşmana vuracağı son darbe için hazır olması gerekmiştir. Bu nedenle de harcamalar artmıştır. Aralak 1921’de TBMM’nin çeşitli kurumlara 120.457.023 liralık bir tahsisat ayırdığı bunun 72.191.383 lirasının Müdafaai Milliye Vekaleti emrine verildiği görülmektedir. 1922 yılında TBMM 8 kez Avans Yasasını görüşmüş ve benimsemiştir. Bu yasalara göre 87.735.517 liralık bir harcamanın yapılmasına izin verilmiştir. Ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak amacıyla çeşitli zamanlardaki ek ödenek yasalarıyla da 9.520.239 liralık harcama yapılmıştır. Böylece 1922 yılında yapılan harcama miktarı 96.105.755 liraya ulaşmış, bunun 54.735.517 lirası Müdafaai Milliye Vekaleti tarafından kullanılmıştır.
1922 yılı Hazine Genel Hesabına göre ise 100.974.541 lira ödenek ayrılmıştır. Müdafaai Milliye Vekaleti-Bahriye Dairesi-Askeri Fabrikalar Müdüriyeti Umumiyesi ve Jandarma Komutanlığı dahil 48.488.730 liralık bir harcama yaparak bütçenin %64.6’sını kullanmıştır.
1922 yılı Hazine Genel Hesabına göre ise gelir tahmini 98.319.133 liradır. Bu gelir kuşkusuz önceki yıllarda alınan vergilere ek olarak Nakliye-i Askeriye Kanunu ile konulan yeni vergi, çeşitli nedenlerle askere alınmayanlardan Maceddeliyeti Askeriye Vergisi adı altında yeni bir vergi konmasından kara ve su avcılığının vergiye bağlanmasından, bazı vergilerin örneğin tüketim vergisinin sınırlarının genişletilip oranlarının arttırılmasından Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denetimi altına giren yerlerin ödenmeyen vergilerinin toplanmasından oluşturulan yeni kaynaklardan elde edilmiştir.
Kurtuluş Savaşı boyunca bütçelerin ait olduğu yılın başında Meclisin onayından geçirilemediği, avans ve ek ödemelerle devlet işlerinin yürütüldüğü, her yıl açıkla kapandığı, çoğu kez de Meclisin gizli oturumlarında ayrıntılı olarak tartışıldığı temel yaklaşımın denk bir bütçe anlayışı olduğu görülmektedir.
II. 1919-1923 DÖNEMİNDE VERGİ VE GELİR ARTIRICI POLİTİKALAR
A. 19 Mayıs 1919-23 Nisan 1920 Dönemi
Bu dönem Anadolu’nun hükümetsiz ve devletsiz kaldığı on bir aylık bir süreyi kapsamaktadır.
15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarak Anadolu’yu işgale başlayan Yunan ordusu, Batı Anadolu’da ilerlemesini sürdürürken, bir taraftan halk Kuvayi Milliye birlikleri oluşturarak az sayıdaki direnişleriyle düşmanın ilerlemesini durdurmaya çalışmakta, diğer taraftan Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu bütünleşme hareketi gelişmekte ve gerçekleşmektedir. Anadolu bütünleşme hareketi aslında Amasya Tamimi ile başlamış, Heyet-i Temsiliye’nin Anadolu’nun yönetimine el koyması ile de sonuçlanmıştır.
B. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin Finansmanı
Mustafa Kemal Paşa, 22 Haziran 1919 günü Amasya’dan yayınladığı tamimle, Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta en kısa zamanda bir milli kongre toplanacağını ve bunun için bütün vilayetlerin her livasından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin hemen yola çıkarılması gerektiğini gerekçeli olarak bütün Anadolu’ya bildirmişti. Aynı tamimin 2. maddesinde, Doğu adına 10 Temmuz’da Erzurum’da toplanması kararlaştırılan kongre için Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerince seçilen temsilcilerin Erzurum’a doğru yola çıktıkları belirtiliyordu.
Erzurum dışındaki vilayetler temsilcilerinin Erzurum’a kadar yollukları, kendilerini seçen Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerince ödenmişti. Kısaca, Erzurum Kongresi delegelerinin yollukları halk tarafından ödenmiş bulunuyordu.
Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti, ev sahibi olarak ağırlama masraflarını üzerine almıştı. 17.6.1919 tarihli “Vilayeti Şarkiye Müdafaai Hukuk Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi Kongresi Raporu’nda bir takım mali güçlüklerden bahsedilmişti. Raporda belirtilen mali güçlüğü yenmek ve Erzurum Kongresi’nin giderlerini karşılamak amacıyla halkın bağışlarına başvurulmuştu. Yalnızca kongre giderlerinin karşılanması ve temsilcilerin ağırlanması için toplanan para 1500 liraydı.
Erzurum’dan sonra Sivas’ta bir kongre yapılarak Anadolu’nun bütünlüğünün aşama aşama sağlanması gerekiyordu. İstanbul Hükümeti, yabancı işgal kuvvetleri ve milli mücadeleye karşı her türlü girişimlerine rağmen 4 Eylül 1919 günü kongre çalışmalarına başlamıştır. Bu kongrenin önemi ulusal amacı izlemek ve yönetmekle görevli Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında on bir kişiden oluşan bir Temsil Heyeti’nin oluşturulmasıdır.
Sivas Kongresi’nde çok büyük mali sıkıntılar yaşanmış, mütevazi bile sayılmayacak bir ortamda kongre çalışmaları sürdürülmüştür. Bu kongrede de giderler mahallen ve Müdafaai Hukuk Cemiyeti yoluyla karşılanmaya çalışılmıştır.
C. Kuvayi Milliye Dönemi
40 ay süren Kurtuluş Savaşı’nın 18 aylık bir bölümünü kapsayan Kuvayi Milliye döneminin en ilginç bölümünü ise hiç kuşkusuz ilk 11 aylık süre teşkil etmektedir. Anadolu’nun devletsiz ve hükümetsiz olduğu dönem olarak kabul edilen 15 Mayıs 1919-23 Nisan 1920 tarihleri arasında Anadolu’nun düşmana karşı çarpışan ve işgale yakın bölgelerini yöneten tek gücü Kuvayi Milliye olmuştur. Bu dönemde Kuvayi Milliye yalnızca cephelerde çarpışan halk birlikleri değil, aynı zamanda halkın kendi kendini yönetmesi ve yönetime el koyması şeklinde beliren bir yönetim türüdür.
Kuvayi Milliyenin ilk kuruluş günlerinde mali kaynağa pek gerek duyulmamıştır denilebilir. Zira, gönüllülere depolardan silahlar dağıtılmış, acele olarak ilerleyen Yunan birliklerinin önüne çıkarılmışlardır. Ancak, Yunan işgali gelip geçici olmadığından, düşman karşısına çıkan kuvvetlerin sürekli görev görmeleri gerekmiş ve yaşamaları için mali kaynaklara gerek duyulmaya başlanmıştır.
Kuvayi Milliyenin kuruluş günlerinde, Milli Mücadelenin finansmanı için uygun sayılmayacak yollar izlendiği görülmektedir. Örneğin, Çerkez Ethem, Haziran 1919 başlarında Ege’de Yunanlıların karşısına topladığı kuvvetle çıkmış ve kuvvetinin ayakta durmasını sağlamak için bir soygun planlayarak uygulamıştır. Eski İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu silah gücü ile dağa kaldırmış, oğlunu geri verme karşılığında, Rahmi Bey’den 50.000 lira almıştır.
Kuvayi Milliye bir halk hareketi olarak geliştiğine göre, her türlü harcamalarının da halk tarafından karşılanması gerekiyordu. Bu ise, halkın ikili vergi mükellefiyeti ile karşı karşıya kalması gibi bir durum yaratıyordu.
Kuvayi Milliye birlikleri her şeyden önce savaşan kişilerden oluşan silahlı bir topluluktu. Silah ve cephaneye olan ihtiyaçları askeri depolardan şimdilik sağlanmış bulunuyordu. Savaşçıların belki silah ve cephane kadar önemli öteki ihtiyaçları da vardı. Savaşçılar yedirilecek, giydirilecek, barındırılacak, atlarının yemleri ve bakımları sağlanacaktı. Bunun için Kuvayı Milliye birliklerine ya ihtiyaç duyulan şeyler verilecek ya da ihtiyaç duyulan şeyleri satın alabilmeleri için para temin edilecekti. İşte bu iki çözüm yolunun gereklerini bir arada karşılamak üzere bulunan mali formül “Nakdi ve Ayni Teberru” idi. Nakdi ve Ayni Teberru para ve mal bağışı anlamına gelen bir deyim olmakla beraber, aslında bir çeşit vergi mükellefiyetiydi.
Ancak bazı Kuvayi Milliye komutanlarının, birliklerinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mali kaynak yaratma kaygısına düşmeleri ve halkı zorlamaları, halk üzerinde olumsuz etki yapmıştır. Milli Mücadeleye karşı olanlar ve İstanbul Hükümeti’nin desteği ile iç isyanları çıkaranlar, taraftar toplamak için halkın hoşnutsuzluğundan yararlanmıştır.
Fakir halka oranla daha üstün “Nakdi ve Ayni Teberru” ödeme gücüne sahip zenginlerimizin, Milli Mücadeleyi desteklemek konusundaki davranışları oldukça ilgi çekicidir. Çiftlik sahipleri, soylu aileler ve eşrafın servetlerine uygun bağışlarda bulunma yarışında olduklarını görüyoruz. Servetine uygun para ve mal bağışında bulunmamanın vatana ihanet sayılacağı görüşü zenginler arasında yaygındır. Bu yaygın ortak görüş, yurt savunmasında zenginlerimizin bağış yarışı başlatmalarının ve içtenlikle sürdürmelerinin başlıca nedeni olmuştur. Mal ve para bağışının yanı sır aktif görevler alan çiftlik sahibi, soylu aileler ve eşrafta sık sık rastlanmaktadır. Bir çok Kuvayi Milliye birliği bunlar tarafından kurulmuş, bunlar tarafından yönetilmişlerdir.

D. Büyük Millet Meclisi Dönemi
1. Sakarya Meydan Muharebesi’ne Kadar Olan Dönem
23 Nisan 1920’de çalışmalarına başlayan Büyük Millet Meclisi olağanüstü yetkilere sahip bir savaş meclisi idi. Meclisin asıl amacı Anadolu’yu düşmandan kurtarmak olduğu halde birbiri ardına çıkarılan iç isyanlar nedeniyle önceleri Meclis kendi varlığını korumak zorunda kalmıştır.
13 Mayıs 1920’de Bolu ve Düzce isyanında başlayan iç isyanlar, Anzavur, Konya, Yozgat ve Doğu’da Milli aşerit isyanı ile devam etmiş, toplam gücü 40-45 bin isyancı güçlerle Yunan ordusunun amaçları bir noktada çakıştığına göre Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemek ve başarmak mümkün olmayacaktı.
İç isyanları mevcut silahlı güçleri meşgul etmesi nedeniyle, Yunan Ordusu Batı Anadolu’da hızla ilerleyebilmiş ve 27 Haziran 1920’de genel taarruza kalkışabilmiştir.
9 Ağustos 1920’de Bursa’nın işgali ve Uşak Bölgesinin ele geçirilmesi tamamlanmıştı.
26 Mart 1921’de Yunan kuvvetleri bir kez daha İnönü’de Türk mevzileri önüne gelmiş ve beş gün süren çok kanlı çarpışmalardan sonra yenilerek geri çevirmek zorunda kalmıştır.
Olayların bu tarihi akışı içinde Büyük Millet Meclisi yönetimi iç isyanları bastırır, Yunan ilerleyişini durdurur, Doğudaki toprakları Ermenilerden kurtarır, Çerkez Ethem kuvvetlerini dağıtır. Yunanlılara karşı Birinci ve İkinci İnönü Mubarebelerini kazanırken hangi mali imkanlara sahipti, bu savaşları neyde yürütmüştü?
Savaşlarda varını yoğunu tüketmiş yorgun Anadolu halkı son derece fakru züruret içinde idi. Bir kurtuluş mücadelesi de olsa aslında verecek pek fazla bir şeyi yoktu. Bir taraftan halkın bu durumu diğer yandan da iç isyanların olumsuz etkilerine halkın kapılmasını önlemek amacıyla Büyük Millet Meclisi özellikle gelir kanunlarında yumuşak bir tutum izlemek zorunda kalmıştır. Bu nedenle geniş halk kitlelerini büyük ölçüde etkilemeyen tüketim ve gümrük vergilerine yapılan zamlarla vergiler artırılmaya çalışılmıştır.
Büyük Millet Meclisi, açılışından II. İnönü Muharebesinin son günü olan 12 Nisan 1921 gününe kadar geçen yaklaşık olarak bir yıl içinde 109 kanun çıkarmıştır. Bu kanunlardan 56 adedi, yani yarısından fazlası, mali kanunlardır. Geri kalan 27 kanun askeri ihtiyaçlar, askeri tedbirler, askerleri teşvik ve asker ailelerine yapılacak yardımlarla; 16 kanun alınan idare tedbirlerle, 10 kanun ekonomiyi düzenleyici tüketimi azaltmayı ve üretimi artırmayı teşvik edici tedbirlerle ilgilidir.
Bir yıl içinde çıkarılan 56 adet mali kanunun 30’u gelir, 26’sı gider kanunudur. Gider kanunlarının büyük çoğunluğunu geçici bütçe ve avans kanunları teşkil etmektedir.
A. Vergi Düzenlemeleri ve Uygulamaları
Büyük Millet Meclisi, açıkladıktan sonra 24 Nisan 1920’de 1 sayılı kanunla Ağnam resmini dört kat artırmıştır.
17 Ağustos 1920 tarih ve 12 nolu Aşarın Teslişe raptı Hakkında kanun ile de nakden ihale olunamayan aşar bedellerinin tahsil usul ve esasları düzenlenmektedir.
Savaş döneminin başlangıcında özellikle Sakarya Meydan Muharebesine kadar olan dönemde daha çok mevcut vergilerin oran ve miktarları üzerinde değişiklikler yapılarak vergi gelirleri artırılmaya çalışılmıştır.
Büyük Millet Meclisi’nce gelir artırıcı anlamda çıkarılan ilk vergi kanunu 28 Temmuz 1920 tarih ve 8 sayılı olanıdır. Bu kanunla gümrük resmine beş misli zam yapılmaktaydı.
Gelir artırıcı değişikliklerin en önemlisi 21 Eylül 1920 tarih ve 24 sayılı Temettü Kanunu ile yapılmıştır. Kanunla 30 Kasım 1914 tarihli Temettü Kanununda değişiklikler yapılmaktadır. Buna göre, geliş çeşidine göre alınan vergilere 5 ve 10 kat zam yapılmış, ayrıca daha önce vergiden muaf olan şehir ve kasabalar dışındaki sınai müesseseler köylerde bulunsalar dahi vergi kapsamına alınmıştır.
Büyük Millet Meclisi döneminde, özellikle Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar, genelde yürürlükte bulunan vergi ve resimlerin miktar ve oranlarına zam yapılmak suretiyle gelir artırmaya çalışıldığına yukarıda değinilmiştir. Bu düzenlemeleri şöyle sıralayabiliriz:
- 9 Kasım 1920 tarih ve 48 sayılı kanunla emlak ve arazi ve temettü vergisi tezkere esmanı artırılmıştır.
- 10 Eylül 1920 tarih ve 31 sayılı Kanunla sigara kağıdı istihlak resmi on paradan yirmi paraya yükseltilmiştir.
- 30 Eylül 1920 tarih ve 32 sayılı kanunla elliden altmışa kadar kibriti ihtiva eden bir kutu için alınan resim beş paradan on paraya yükseltilmiştir.
- 30 Eylül 1920 tarih ve 33 sayılı kanun, oyun kağıtlarından alınan beş kuruş istihlak resminin yirmi beş kuruş olarak alınmasını öngörmektedir. Kanunla kahve ve gazinolarda bulunan bilardo, tavla, dama ve satranç tahtalarının adedinden üç yüz kuruş resim alınması hükme bağlanmıştır.
- 27 Kasım 1920 tarih ve 26 sayılı kanunla tuzun beher kilosunun üç kuruşa satılacağı hüküm altına alınmıştır.
-2 Ağustos 1920 tarih ve 10 sayılı kanun ile araziye resmi artırılmaktadır. Buna göre ticari eşyanın ambara teslim günü dahil olmak üzere iki gün aşımından sonra gerçek günler için alınmakta olan araziye resmi on misli olarak alınacaktır.
- 22 Temmuz 1920 tarih ve 96 sayılı kararname ile memlekete vuru edecek eşyanın gümrük resmine tabi tutulması öngörülmüştür.
2. Sakarya Meydan Muharebesi ve Sonrası
Eskişehir-Kütahya savaşları sonucunda Türk ordusunun Sakarya nehrinin doğusuna çekilerek, düşmana büyük bir yurt parçasını terk edilmiş olması yurt çapında, meclis ve ordu içinde huzursuzluk yarattı. Panik ve ümitsizlik havası esmeye başladı. Mustafa kemal Paşa bu havayı dağıtmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa ordunun geri çekilişinin bir strateji olduğunu, düşmanın Anadolu’nun içlerine çekilerek yıpratılacağını ve Türk ordusunun zaman kazanacağını açıklamasına rağmen 4 Ağustos’taki meclis toplantısında sert tartışmalar yaşandı. Özellikle Mustafa Kemal Paşaya karşı olanlar, bu kötü durumdan onu sorumlu tutmaya çalışıyorlardı. “Ordu nereye gidiyor? Millet nereye götürülüyor? Bu kötü gidişin elbette bir sorumlusu vardır. O nerededir? Bugünkü acıklı halin, feci durumun hakiki sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik” diyerek ona suçlamalarda bulundular. Meclis inandığı için Başkomutan olarak ordunun başına geçmesi istiyordu. Mecliste ilk kez, lehte ve aleyhte olanlar, Mustafa Kemal’in ordunun başına geçmesi konusunda birleşiyorlardı. Meclisteki bu tartışmalardan sonra Mustafa kemal Paşa meclisin isteğine uyarak “Ordunun maddi ve manevi gücünü artırmak ve en yüksek seviyeye ulaşmak için üç ay mühletle meclisin sahip olduğu yetkilerin kendisine verilmesi şartı ile Başkomutanlığı üzerine almayı kabul etti. 5 Ağustos 1921’de çıkarılan bir kanunla Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan oldu. İstiklal Mahkemeleri de doğrudan Mustafa Kemal Paşaya bağlandılar.
Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlığı üzerine aldıktan sonra, ordunun insan, silah, taşıt, araç ve gereç bakımından ihtiyacının karşılanması, yiyecek ve giyeceğinin sağlanması için 8 Ağustos 1921’de “Tekalif-i Milliye” adı altında on emir yayınladı. On ayrı konuyu kapsayan on emrin ana hatları şu şekildedir:
Bir Numaralı Emir: Her ilçede kaymakamın başkanlığı altında., mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri ikişer üyeden oluşan Tekâlifi Milliye komisyonları kurulacaktır. Bu komisyonlara mahalli Müdafaai Hukuk Cemiyetleri Merkez Kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye sıfatıyla katılacaklardır. Tekâlifi Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve hiçbir komisyon üyesine hizmetlerine karşılık ücret ödenmeyecektir. Ayrıca, her komisyon iki ay süre ile askeri hizmetleri geri bırakılmak üzere altı memur çalıştıracaktır.
Tekalifi Milliye komisyonları, savaş ekonomisine giren ve Tekalifi Milliye emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen cepheye gönderecek, ayrıca emirlerin hizmet yükümlülüğü taşıyan hükümlerini uygulayacaktır. Komisyon üyelerinden görevinde ihmal gösterenler, vatana ihanet suçu işlemiş sayılarak ona göre cezalandırılacaklardır.
İki Numaralı Emir: Şehirler, kasabalar ve köylerdeki her ev birer kat çamaşır, birer çift çorap ve birer çift çarık hazırlayarak belirli süre içinde komisyona teslim edecekti. Ordu ihtiyaçlarında kullanılacak bu giyeceklerin, mahalli özellikler göz önünde tutularak hazırlanmasına dikkat edilecektir.
Üç Numaralı Emir: Tüccar ve halk elinde bulunan çamaşırlık bez, amerikan, pakistan, pamuk, yıkanmış ve yıkanmamış yün ve tiftik, erkek elbisesi yapımına yarayan her türlü kışlık ve yazlık kumaş, kösele, taban astarlığı, sarı ve siyah meşin, sahtiyan, mamul veya yarı mamul çarık, fatin, demir kundura çivisi, tel çivi, kundura ve saraç ipliği, nal yapımında kullanılan demir, mıh, yem torkası, yular, belleme, kolon, kaşağı, gebre, semer ve urganların yüzde kırkı Tekalifi Milliye komisyonlarına teslim edilecektir. Teslim edilen malların bedelleri daha sonra devlet tarafından ödenecektir.
Dört Numaralı Emir: Tüccar ve halkın elinde bulunan mevcut buğday, un, saman, arpa, kuru fasulye, bulgur, nohut, mercimek, koyun, keçi, kasaplık sığır, şeker, gazyağı, pirinç, sabun, tereyağı, zeytinyağı, tuz, çay ve mum stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktır. El konulan malların paraları daha sonra devlet tarafından ödenecektir.
Beş Numaralı Emir: Ordu ihtiyacı için evvelce alınan taşıt araçlarının dışında, halkın elinde kalan her türlü taşıt aracıyla halk ayda bir defa olmak ve yüz kilometreyi geçmemek şartı ile orduya ait malzemeyi istenen yere kadar taşıyacaktı. Taşıma hizmetleri parasız yürütülecek, kimseye ücret ödenmeyecekti.
Altı Numaralı Emir: Ülkeyi terketmiş olanların hazineye geçmiş olan mallarından ordu ihtiyacına yarayacak olanlara el koyulacaktır.
Yedi Numaralı Emir: Halkın elinde bulunan savaşta kullanılabilecek her türlü silah ve cephane en çok üç gün içinde Tekalifi Milliye komisyonlarına teslim edilecektir. El konulan silah ve cephane için ücret ödenmeyecekti.
Sekiz Numaralı Emir: Halkın, tüccarın ve nakliyecilerin elinde mevcut benzin, vakum, gres yağı, makine yağı, don yağı, saatçi ve taban yağları, vazelin, otomobil lastiği, kamyon lastiği, lastik yapıştırıcı solusyon, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinesi, kablo, çıplak tel, pil, tecrit edici madde ve bunlara benzer malzeme ile sülfürik asit stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktı. Alınan mal ve malzemenin bedelleri daha sonra sahiplerine ödenecekti.
Dokuz Numaralı Emir: Demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeaci, saraç ve arka yapan esnaf ile imalathaneler tespit edilecek, bunların üretim, onarım ve yapım güçleri hesaplanacaktı. Ayrıca kasatura, kılıç, mızrak ve eğer yapabilecek zanaatkarlar aranıp tespit edilecekti. Yukarıda belirtilen esnaf, imalathane, zanaatkar savaş araç ve gereçleri üretim, onarım ve yapımı ile görevlendirilecekti. Devamlı görevlendirmelere geçimlerine yetecek ücret ödenecekti.
On Numaralı Emir: Evvelce halka bırakılmış bulunan dört tekerlekli yağlı araba, dört tekerlekli at ve öküz arabalarının bütün teçhizat ve koşum hayvanları dahil olmak üzere yüzde yirmisi, binek at, top çekebilecek hayvanlar, yük taşıma atı, katır, eşek ve develerin yüzde yirmisi ordu adına alınacaktı. Bütün bu alınanların bedeli sonradan ödenecekti.
Tekalifi Milliye Emirleri, ilçelerde kurulan Tekalifi Milliye komisyonları tarafından uygulanmıştır. Üyelerinin hiçbir ücret almadan çalıştığı bu komisyonlar “Mahalli Müdafaa-i Hukuk” cemiyetleri temsilcileri, imamlar, muhtarlar ve mahallenin en büyük askeri amiri, mal müdürü gibi devlet memurlarına ilave olarak halk tarafından seçilen on üyeden oluşturuldular. Komisyonların üye ve memurlarına ilave olarak halk tarafından seçilen on üyeden oluşturuldular. Komisyonların üye ve memurlarından, en küçük bir ihmal ve görevini kötüye kullananların “vatan ihanet”le suçlanıp cezalandırılması öngörülmüştür. Tekalifi Milliye Emirlerinin uygulanmasını sağlamak üzere İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.
1921 yılında yapılan İkinci İnönü Muharebesi ve Kütahya Eskişehir Muharebeleri hemen hemen bütçe olanaklarıyla yürütülmüşken Sakarya Meydan Maharebesi büyük ölçüde bütçe dışı finansman kaynaklarıyla kazanılmıştır.
Tekalifi Milliye Emirleriyle, Türk Milletinin maddi ve manevi bütün kaynakları seferber edilmişti. Tekalifi Milliye Emirleriyle harp yükümlülüklerini yerine getiren Türk milleti, sadece bu emirleri uygulamakla yetinmemiş, vatanseverlik ve sağduyu anlayışıyla, Türk ordusuna bağış ve yardımlarda bulunmuştur. Bu bağış ve yardımların Tekalifi Milliye Emirleri uygulamaları sırasında yani Sakarya Savaşı ve zaferden sonra, kısaca Kurtuluş Savaşı sonuna kadar devam etmiş, kurtuluş mücadelesinin en anlamlı hamiyet ve fedakarlık örneklerini sergilemiştir.
3. Büyük Taarruz ve Sonrası
Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmıştır ancak henüz Kurtuluş Savaşı sonuçlanmamıştır. Düşman orduları Anadolu’dan çıkarılıncaya kadar savaş devam edecektir. Bu nedenle Tekalifi Milliye Emirlerinin uygulanmasına bir süre daha devam edilecektir.
Sakarya Savaşı’nın son gününde genel seferberlik ilan edilmiş olup, bu atmosfer içinde ordunun moralinin yerinde olması, halkın Tekalifi Milliye Emirleri ile tüm gücünü savaşa hasretmesi, yapılacak taarruzun başarı göstergeleriydi. Artık taarruz sırası Türk ordusunda idi.
Ordu genel seferberlik şartları altında Büyük Taarruza hazırlanmaktadır. Büyük Taarruz dönemi de bir çok mali sıkıntı ile geçmiştir. Tüm bu sıkıntılara rağmen borçlanma yoluna gidilmemiş, ulusun öz kaynaklarına başvurulmuştur. Büyük Millet Meclisi ve Hükümet yeni kaynaklar bulunmasının çaresizliği içindedir. Genel seferberliğin ilanı ile yüzbinlerce savaşçı silah altına alınmış, bunların yedirilmesi, giydirilmesi ve silahlandırılması için ek gelir kaynaklarına gerek duyulmuştur. Mevcut bütçe olanakları ile bu giderleri karşılamak imkansız olduğundan ek gelir kaynaklarına başvurulmuştur. Ek gelir sağlamak amacıyla çıkarılan kanunların çoğu mevcut vergilerde gelir artırıcı değişiklikler öngörmektedir.
A. Mevcut Vergilerde Artış Öngören Düzenlemeler
Mevcut vergilerde artış öngören düzenlemeleri altı başlık altında inceleyebiliriz.
- Sigara, çay, kahve ve petrolden alınan tüketim vergisinin miktarının artırılması ve vergi kapsamının genişletilmesi
- Sigara kağıdından alınan istihlak resminin artırılması
- Kibriz İstihlak Resmine zam yapılması
- Konsolosluk harçlarının artırılması
- Para cezalarının artırılması
B. Yeni Vergi Düzenlemeleri
Büyük Taarruz öncesinde mevcut vergilere miktar ve oran yönünden zam yapılmasının yanı sıra yeni düzenlemeler yapılması da zorunlu görülmekteydi.
a. Deniz Taşıtları Vergisi
15 Nisan 1923 tarih ve 216 sayılı kanunla tüm yelkenli ve yelkensiz gemiler ile motor, mavna, kayık ve benzeri deniz taşıtları, müruriye resmi, vize resmi, şehriye resmi, tayfa tezkeresi ve senedi bahri olmak üzere beş ayrı vergilendirmeye tabi tutulmuştur.
b. Askeri Ulaştırma Yükümlülüğü Kanunu
18 Nisan 1922 tarih ve 223 sayılı söz konusu kanun 1922 mali yılında uygulanmış süreli bir kanun olup, Büyük Taarruz için hazırlanmakta olan ordunun en önemli ihtiyaçlarından birini karşılamak amacıyla hazırlanmıştır. Kanunla, Büyük Taarruza hazırlık döneminde önemli miktarda gelir sağlanmıştır. Kanun, 1922 mali yılına ve bir defaya özgü olmak üzere askeri ulaştırma adı altında parasal yükümlülük öngörmektedir. Bu yükümlülük maktu ve nisbi parasal sınırlara bağlanmış ve diğer taraftan da ordunun parasız ulaştırma yaptırabileceği öngörülmüştür.
c. Müecceliyeti Askeriye Vergisi
Müecceliyeti Askeriye Vergisi 2 Mayıs 1922 tarih ve 228 sayılı kanun ile getirilmiştir.
Askerlik hizmeti yükümlülüğünde bulunanlar bu vergiye tabi tutulmuşlardır. Verginin mükellefiyetini askerlik hizmeti yükümlülüğüne tabi olup ta çeşitli nedenlerle bu hizmeti fiilen yapmayanlar oluşturmaktadır.
III. DIŞ YARDIMLAR
A. Sovyet Yardımları
Kurtuluş Savaşı sırasında dış ilişkilerde ve mali yardım konusunda en önemli yeri Sovyetler Birliği almıştır. Daha 1 Mayıs 1919 günü dünya işçilerine yayınladıkları bildiride Sovyetler, birkaç ülkeyi gruplar halinde ele aldıkları ve bütün ülkelerin işçi ve askerlerine seslendikleri halde, Türkiye’nin işçi, asker ve köylülerine ayrı bir yer ayırmışlardır.
Ayrıca Sovyet Rusya’nın Kurtuluş Savaşı’nı desteklemesi ve mali yardım etmesinin başlıca nedeninin başında şu gelmektedir. Bolşevik İhtilali ile iş başına gelen Rusya yöneticilerinin Çarlığığ geri getirmek amacıyla İngiltere ve Fransa’nın açtıkları savaşla Türkiye’nin paylaşılması girişimleri arkasında aynı sömürgecilerin bulunduğu gerçeğini görerek Anadolu hareketini emperyalizme karşı bir baş kaldırma kabul etmeleriydi.
Bu nedenle Sovyetler daha Kuvayı Milliyenin kuruluş döneminde Anadolu ile ilgilenmeye başlamışlardı. Karakol Cemiyeti ile ilişki kurmuşlar, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri Başkanı Hacim M. Çarıklı’yı da ziyaret edip yardım edebileceklerini bildirmişlerdir.
Erzurum ve Sivas kongrelerinde yeni bir kapitülasyon yaratmaması koşuluyla Türkiye topraklarında gözü olmayan bir devletin teknik ve maddi yardımlarının kabul edilebileceği ilkesi kabul edilince, M. Kemal böyle bir yardım sağlanması için Halil Kut’u Sovyetler Birliği’ne göndermişti. Halil Paşa Temmuz 1920’de yüz bin lira değerinde altınla Moskova’dan ayrılmıştır. Bu para yardımının yanı sıra Sovyet yöneticileri silah ve cephane yardımını da ilke olarak kabul etmişlerdir. İlk silah ve cephane yardımı 1920 Eylül ayında 3387 adet tüfek, 3623 sandık cephane ve 3000 dolayında süngü olarak ulaştırılmıştı. Sovyet yöneticileri Moskova antlaşmasının imzalanmasından sonra yardım artırma kararı almışlar, İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılması üzerine de 30.000 altın ruble doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırılmıştır. Bu veriler ışığı altında Moskova Antlaşması’ndan önce Sovyet hükümetince yapılan para yardımlarının 11 milyon altın ruble ve 100 bin lire değerindeki külçe altın olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu para yardımlarına ilave olarak silah ve cephane yardımı da yapılmıştır. Silah ve cephane yardımı, 37.912 adet tüfek, 324 adet ağır ve hafif makineli tüfek, 44.587 sandık mermi, 66 adet top ve 141.733 adet top mermisinden ibarettir.
Sovyetler Birliği’nden alınan silah yardımları da Kurtuluş Savaşı açısından büyük önem taşımaktadır. Sovyetlerden alınan tüfekler Kurtuluş Savaşı boyunca sağlanan tüm tüfeklerin dörtte birini oluşturmaktadır. Makineli tüfeklerin dörtte biri, topların üçte biri Sovyetlerden sağlanmıştır. Ayrıca Sovyetlerden gelen tüfek mermisi sayısı, Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan mermilerin çok üzerindedir.
B. Fransız Yardımları
Birinci Dünya Savaşı yenilgisi sonucu başlayan yabancı işgaller sırasında Güney Anadolu da işgal edilmişti. Fransız ve İngilizler 1918 Aralık ayında Adana’yı işgal etmişlerdi. Daha sora İngilizler Urfa ve Antep’i işgal ettiler. Bir müddet sonra İngilizler ve Fransızlar bir antlaşma yaparak Irak ve Musul’a karşılık, İngilizler Güney Anadolu’da işgal ettiği yerleri Fransızlara bırakmışlardır. Böylece Adana, Mersin, Antep, Urfa ve Maraş Fransızlarca işgal edilmiş oluyordu.
Maraş’ta Kuvayi Milliye karşısında başarısızlığa uğrayan Fransa, Türk Kurtuluş Savaşı’na daha anlayışlı bir gözle bakma gereğini duymuştu. Ankara Antlaşması metni içinde bulunmamasına karşın Güney Anadolu’dan çekilirken bazı araç ve gereçleri Türklere bırakmıştı. Bunların miktarları hakkında kesin rakamlar verilmemekte, yalnızca önemli ölçüde yardım yapıldığı belirtilmektedir.
Resmi belgelere göre Fransızların işgal ettikleri Türk topraklarından çekilirken bıraktıkları silah ve cephanenin miktarları toplam 10089 adet top, 1505 adet mermidir.
Fransızlar bu silah ve cephanenin yanı sıra çalışır durumdaki 10 adet uçağı da Türkiye’ye hediye etmişlerdir. Ankara Antlaşması, Fransa’nın bu yardımından daha önemli olarak Anadolu’nun Fransa piyasalarından silah ve cephane satın almasına zemin hazırlamıştır.
C. İtalyan Yardımları
Anadolu’daki ulusal harekete en olumlu durumun İtalyanların Kuvayi Milliyeye silah sağlamada yardımcı oldukları bilinmekle birlikte, genellikle bireysel düzeyde yapılan yardımların içeriği ve miktarı saptanamamaktadır.
İtalyanların efelere de silah ve cephane yardımı yaptıkları ve bir kısmını da satış yoluyla verdikleri bilinmektedir.
Türkler ile Hint Müslümanları arasındaki münasebetler Fatih Sultan Mehmet zamanında başlayarak günümüze kadar gelmiştir. Türklerle Hintli Müslümanlar arasındaki münasebetlerin sıcaklığına başka iki millet arasında rastlamak mümkün değildir. Bu kadar samimi ve içten münasebetlerin temelinde şüphesiz ortak kültürel değerlerin yarattığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bugünkü Pakistan’ı oluşturan o tarihlerdeki Hintli Müslümanların yüksek bir iman, irade ve disipline sahip oldukları, bu yönleri ile Türk kardeşleri ile bir benzerlik içinde bulundukları tereddüte yer bırakmayacak bir gerçektir.
Türk milli hareketinin ortaya çıkışından itibaren kuvvetli olarak yayılmasında Müslümanlık ve Hindistan Müslümanlarının ortaya koydukları hilafet akımı da etkili olmuştur. Bu akım, Türk tezini dünya kamuoyuna duyurmakla kalmamış, Milli Mücadeleye en kötü günlerinde maddi ve manevi yardımda bulunmuştur.
Sosyo-politik ve ideolojik görünüşlerindeki farklılıklara rağmen, Hintistan’daki Müslümanların hemen hemen tümü Türk davasına olan desteklerini belirtmişlerdir.
8-10 Temmuz 1921 tarihinde Karasi’de 5000 temsilcinin katılmasıyla “Hindistan Hilafet Konferansı” toplandı. Konferans sonunda Hindistan’ın bağımsızlığı üzerine alınan kararlar yanı sıra Ankara Hükümeti’ne yardım toplanması da öngörülmüştür. Hindistan Kongresi’nin kararına karşıt bir görüş 1921 Temmuz’unda iş birliğinden kaçınma komitesi raporunda belirtildi.
1921 Eylül’ünde Gandi, “Young İndia” gazetesinde, yazdığı “Sadakate karışmak adlı bir makalede “Müslümanlar, İzmir’e ve Ankara Hükümetine yardım fonlarına yardım toplamalılar” demiştir. Hint yardımlarının 500-600 bin lira olduğunu ve bunun 70 bin İngiliz liralık kısmında Mart 1922 tarihinde gönderildiği belirtilmiştir. Diğer bir kaynağa göre Hint Müslümanlarının, gönderdikleri toplam yardım 125 bin İngiliz lirasıdır.
Oysa, Hindistan Hilafet Cemiyeti’ne Türk Kızılayı’na yardım almak amacıyla toplanan ve İtalya’da bulunan Cami Bey aracılığıyla Ankara’ya gelen yardım sadece 300 bin liradır.
Paranın küçük bir kısmı ordu gereksinimlerinde kullanılmış, Büyük Taarruz sonunda bozguna uğrayan Yunanlıların yapık yıktığı köyleri gören Mustafa Kemal, halka dağıtılmak üzere bu paranın 100 bin lirasını cephe kumandanlığına göndermiştir. Büyük zaferden sonra paranın harcanmış olan bölümü Maliye Bakanlığınca geri verilmiş ve Hindistan Hilafet Komitesi’nin gönderdiği paranın tümü böylece Osmanlı Bankası’ndaki bir hesapta toplanmıştır.
Bu para daha sonra kurulacak olan İş Bankası’nın sermayesinin bir bölümünü oluşturmuştur.
E. Yurt Dışında Yaşayan Türklerin Yardımları
Kurtuluş Savaşı sırasında yurt dışında bulunan Türklerin de maddi yardımları olmuştur. Bunlardan bir kısmı bu amaçla örgütler kurmuşlardır. Zekeriya Zerel’in tanıklığına göre, ABD’de bulunan Türklerden Detroit’te yaşayanlar özellikle savaşta yetim kalan çocuklara yardım etmek için bir birlik kurmuşlardır. Toplanan paralar 1922’de oraya çağrılan Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı Fuat Bulca’ya teslim edilmiştir. Kampanyada bir işçi de 18 bin dolar bağış yapmıştır.

SONUÇ
Kurtuluş Savaşı’nın finansmanı yerli kaynaklardan sağlanmıştır. Savaşın finansmanını karşılamak ve bütçe açıklarını gidermek için TBMM, Hükümete iç ve dış piyasadan borç alma yetkisini vermiş olmasına rağmen Hükümetin borçlanmaktan çekindiği görülmektedir. Bunun da en önemli nedeni ulusalcı güçlerin mali bağımsızlığa son derce bağlı olmalarıdır. Uluslararası ilişkilerde bağımsızlığa engelleyecek herhangi bir dış borçlanmaya girişilmemiştir.
TBMM Hükümeti ulusal savaş boyunca ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını göz önünde bulundurarak, gelir artırıcı yasalar çıkarmıştır. Vergilerin geniş halk kitlesini ilgilendirmesine, gelir getirici olmasına, halkı devletten soğutucu olmamasına özen göstermiştir.
Ağır savaş koşullarına rağmen elden geldiğince ihtiyacı bulunan kitlelere yardım yapılmıştır. Her alanda tasarruf temel ilke olarak benimsenmiştir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...