Mustafa Kemal Atatürk - Hayatı - Devrimleri - İngilizce - Türkçe

» Mustafa Kemal Atatürk - Hayatı - Devrimleri - İngilizce - Türkçe

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm kadın giyim fırsatları için tıklayın !

MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİMİ
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve
ilk Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal. 1881 yılında Selanik'te doğmuştur.
Babası Ali Rıza Efendi, bir gümrük memurudur. Annesinin adı Zübeyde Hanım'dır.
İlkokul eğitimi için, Selanik'teki Şemsi
Efendi okuluna gitmiş, ancak babasını çok küçük yaşlarda
kaybedince okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. Mustafa, kız kardeşi Makbule
ve anneleri, dayıları ile birlikte, Selanik yakınlarındaki çiftlik evine yerleşmişler; yaşamı bu şekilde bir süre devam etmiştir.
Mustafa
çiftlikte çalışırken, annesi okula gitmemesinden
endişe duymaya başlamıştır. Sonra, annesinin Selanik'te bulunan kız kardeşinin
yanına giderek Askeri Rüştiyeye kaydını yaptırmıştır. Rüştiye'yi 1895
yılında bitiren Mustafa Kemal Manastır'daki Askeri İdadi'ye
girmiş ve başarılı bir şekilde bitirmiştir.
Mustafa Kemal daha sonra İstanbul'a gitmiş, 13 Mart 1899 yılında başladığı Harbiye'yi bitirdikten sonra,1902 yılında Harp Akademisine başlamış ve 11 Ocak 1905
yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur.

MUSTAFA KEMAL'S CHILDHOOD AND EDUCATION

Mustafa Kemal Atatürk (1881- 1938) was the founder and the first
President of the Republic of Turkey. Mustafa Kemal was born in 1881 in
Salonika (Selanik). His father's name was Ali Rıza Efendi. His father was
customs official.

His mother's name was Zübeyde Hanım. For his primary education, he
went to the school of Şemsi Efendi in Salonika. But Mustafa lost his
father at an early age. He had to leave school. Mustafa and his mother
went to live with his uncle in the country. His mother brought him up.
Life continu ed like this for a time. Mustafa worked on the farm but his
mother began to worry about his lack of schooling. It was finally decided
that he should live with his mother's sister in Salonika.

He entered the Military Middle School in Salonika. In 1895, after
finishing the Military Middle School, Mustafa Kemal entered the Military
High School (Askeri İdadisi ) in Manastir (Manastır).

After successfuly completing his studies at the Manastir Military
School, Mustafa Kemal went to İstanbul and on the 13th of March 1899 he
entered the infantry class of the Military Academy. (Harbiye Harp Okulu)
After finishing the Military Academy, Mu stafa Kemal went on to the
General Staff College in 1902. He graduated from the Academy with the rank
of captain on the 11th of January, 1905.
ORDU KUMANDANI OLARAK MUSTAFA KEMAL

1906 yılında Şam'a gönderilen Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da
"Vatan ve Hürriyet" adında bir dernek kurmuşlardır. 1911 yılında İtalya
ile yapılan savaş esnasında, kendi isteğiyle Trablus'a gitmiş, Derne ve
Tobruk'un savunmalarında görev almıştır. Mustafa Kemal henüz Libya'da
iken başlayan Balkan Savaşında da, başarılı bir kumandan
olarak (1912 - 1914) hizmet vermiş ve savaş sonunda Sofya'ya askeri ataşe
olarak atanmıştır.

Mustafa Kemal'in Sofya'da bulunduğu sırada 1. Dünya Savaşı çıkmıştır.
8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilen Mustafa Kemal,
kritik bir zamanda Anafartalar'daki Türk kuvvetlerine kumanda etmiştir.
Bu sırada İngilizler, Fransızlarla birlikte Çanakkale Boğazı'na çıkarma yapmış,
savaş esnasında, Mustafa Kemal'in kalbinin üzerine bir şarapnel parçası
isabet etmiş ise de, göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını
kurtarmıştır. Mustafa Kemal o anda içinde bulunduğu ruh halini üstlenmiş olduğu
büyük sorumluluğa bağlamış ve : "Aslında, bu tür bir
sorumluluğu üstlenmek hiç de kolay değildi, ancak yurdumun parçalandığını
görmektense ölmeyi tercih etmiş olmam nedeniyle, bunu gururla kabul
ettim." sözleriyle duygularını ifade etmiştir. Düşman saldırısının püskürtülmesinde Mustafa Kemal�in üstün cesareti, askeri bilgisi, yeteneği ve uzak görüşlülüğünün büyük bir rolü olmuş, genel olarak Çanakkale, özel olarak Anafartalar savunması, dünya siyasi ve askeri tarihine onun adıyla yazılmıştır.
Mustafa Kemal daha sonra Kafkaslarda ve Suriye'de hizmet etmiş ve 1918 Mondros Mütarekesi�nden hemen önce Suriye'de bulunan Yıldırım Orduları
grubunun kumandanlığına getirilmiştir. Mütarekeden (ateşkes) sonra,
İstanbul'a dönmüştür.

MUSTAFA KEMAL AS AN ARMY COMMANDER


In 1906, he was sent to Damascus (Şam). Mustafa Kemal and his
friends founded a society which they called "Vatan ve Hürriyet"
(Fatherland and Freedom) in Damascus. On his own initiative, he went to
Tripoli during the war with Italy in 1911 and took part in the defence of
Derne and Tobruk While he was still in Libya, the Balkan War broke out. He
served in the Balkan War as a successful Commander (1912-1914). At the
end of the Balkan War, Mustafa Kemal was appointed military attache in
Sofia.

When Mustafa Kemal was in Sofia, the First World War broke out. He
was made Commander of the Anafartalar Group on 8th of August, 1915. In the
First World War he was in command of the Turkish forces at Anafartalar at
a critical moment. This was when the Allied landings in the Dardanelles
(Çanakkale Boğazı) took place and he personally saved the situation.
During the battle, Mustafa Kemal was hit by shrapnel above the heart, but
a watch in his breast pocket saved his life. Mustafa Kemal explained his
state of mind as he accepted this great responsibility: "Indeed, it was
not easy to shoulder such responsibility, but as I had decided not to live
to see my country's destruction, I accepted it proudly." He then served
in the Caucasus and in Syria and just before the armistice in 1918 he was
placed in command of the Lightning Army group in Syria. After the
armistice (peace agreement), he returned to İstanbul.
İSTİKLAL SAVAŞI

Mondros Mütarekesinden sonra, anlaşmayı imzalamış olan ülkeler anlaşmanın
öngördüğü koşullara uymamışlardır. Çeşitli bahaneler öne süren İtilaf Devletlerinin ( Fransa,
İngiltere ve İtalya ) Donanmaları İstanbul'a gelmiş, Adana vilayeti Fransızlar tarafından,
Urfa ile Maraş vilayetleri ise, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Antalya ve Konya'da
İtalyan askerleri, Merzifon ve Samsunda ise İngiliz askerleri, hemen her yerde yabancı subaylar, yetkililer ve ajanlar vardır. Yine İtilaf Devletlerinin onayıyla Yunan Ordusu'nun 15 Mayıs 1919'da
İzmir'e çıkması üzerine, Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeye karar vermiş ve 16 Mayıs 1919'da, "Bandırma" isimli küçük bir tekne ile İstanbul'dan ayrılmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu'ya yapacağı bu yolculuğu esnasında düşmanlarının bu gemiyi batırmayı planladıkları konusunda uyarılmıştır. Ama o bundan korkmamış ve 19 Mayıs 1919 Pazartesi tarihinde Samsuna ulaşarak Anadolu toprağına ayak basmıştır.

İşte bu tarih, Türk İstiklal Savaşının başlangıcıdır. Mustafa Kemal bu tarihi daha sonra kendi doğum tarihi olarak da seçmiştir.
Böylece, Anadolu'da bir ulusal direniş dalgası oluşmuş, Doğu�da Erzurum'da da bir hareketlilik başlamıştır. Mustafa Kemal hızlı bir biçimde hareket ederek tüm organizasyonun başına
geçmiştir. 1919 yılının yazında yapılan Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal bir sözleşme ile ulusal hedefler ilan edilmiştir.

İstanbul'un, İşgal kuvvetlerince işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, 23
Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarak merkezi Ankara olan yeni ve
geçici bir hükümet kurmuştur. Mustafa Kemal aynı gün Meclis Başkanlığına getirilmiştir.
Bu sırada Yunan Ordusu da, Çerkez Ethem'in ayaklanmasından yararlanarak ve onunla işbirliği
içerisinde Bursa ve Eskişehir yönünde harekete geçmiştir. Ancak 10 Ocak 1921
tarihinde, düşman kuvvetleri Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet İnönü ve orduları tarafından
çok ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. 10 Temmuz 1921 tarihinde ise, Yunan Ordusu beş tümen ile Sakarya'ya bir cephe saldırısı başlatmıştır. 23 Ağustos tarihinden 13 Eylül tarihine kadar aralıksız olarak
süren büyük Sakarya Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu yenilmiş ve çekilmeye zorlanmıştır.
Bu savaş sonrasında, Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Gazi ve Mareşal unvanlarını vermiştir. Düşmanlarını ülkesinden kovmaya kararlı olan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahında, ordularına saldırıyı başlatma emrini vermiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde, tüm düşman kuvvetleri Dumlupınar'da ya öldürülmüş ya da esir edilmiş, düşman ordularının Kumandanı General Trikupis esir alınmıştır.

9 Eylül 1922 tarihinde Atatürk’ün “ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ!...“ emriyle, kendilerini kovalayan ordularımızdan kaçmakta olan düşman kuvvetleri İzmir yakınlarında denize dökülmüşlerdir.
Olağanüstü askeri bir yeteneğe sahip olan Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetleri yurdu
işgal etmiş olan Müttefik kuvvetlere karşı bir İstiklal mücadelesi vermişler ve sonunda bütün cephelerde zaferler kazanmışlardır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla, hem bu zafer hem de bu zaferin ürünü olan yeni Türk devleti tüm dünyaca tanınmıştır. Mustafa Kemal, yeni, sağlam ve dinç bir devlet kurmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde, yeni Türk Devletinin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir. Ve Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir

THE WAR OF INDEPENDENCE



After the Armistice of Mondoros, the countries that had signed the
agreement did not consider it necessary to abide by its terms. Under
various pretexts the navies and the armies of the Entente ( France,
Britain and Italy ) were in İstanbul, while the p rovince of Adana had
been occupied by the French and Urfa and Maraş by the British. There were
Italian soldiers in Antalya and Konya, and British soldiers in Merzifon
and Samsun. Everywhere there were foreign officers, officials and agents.
On the 15th of May 1919 the Greek Army landed in İzmir with the agreement
of the Entente. Under difficult conditions, Mustafa Kemal decided to go
to Anatolia. On 16th of May 1919, he left İstanbul in a small boat called
the "Bandırma". Mustafa Kemal was warned that his enemies had planned to
sink his ship on the way out. But he was not afraid and on Monday19th May
1919, he arrived in Samsun and set foot on Anatolian soil. That date marks
the beginning of the Turkish War of Independence . It is also the date
Mustafa Kemal later chose as his own birthday. A wave of national
resistance arose in Anatolia. A movement had already begun in Erzurum in
the east and Mustafa Kemal quickly placed himself at the head of the whole
organization. The congresses in Erzurum and Sivas in the Summer of 1919
declared the nat ional aims by a national pact.

When the foreign armies occupied Istanbul, on 23th of April 1920 Mustafa
Kemal opened the Turkish Grand National Assembly and hence established a
provisional new government, the centre of which was to be Ankara. On the
same day Mustafa Kemal was elected President of the Grand National
Assembly. The Greeks, profiting by the rebellion of Çerkez Ethem and
acting in collaboration with him, started to advance towards Bursa and
Eskişehir. On the 10th of January 1921, the enemy forces were heavily
defeated by the Commander of the Western Front, Colon el İsmet and his
troops. On the 10th of July 1921, the Greeks launched a frontal attack
with five divisions on Sakarya. After the great battle of Sakarya, which
continued without interruption from the 23rd of August to the 13th of
September, the Greek Army was defeated and ha d to retreat. After the
battle, the Grand National Assembly gave Mustafa Kemal the titles of Ghazi
and Marshal. Mustafa Kemal decided to drive the enemies out of his
country. He gave the order that the attack should be launched on the
morning of the 26th of August 1922. The bulk of the enemy forces were
surrounded and killed or captured on the 30th of August at D umlupınar.
The enemy Commander - in - Chief, General Trikupis, was captured. Or the
9th of September 1922 the fleeing enemy forces were driven into the sea
near İzmir. The Turkish forces, under the extraordinary military skill of
Kemal Atatürk, fought a War of Independence against the occupying Allied
powers and in the end won victories on every front all over the country.
On the 24th of July 1923, with the signing of the Treaty of Lausanne,
(Lozan Antlaşması ) the independence of the new Turkish State was
recognised by all countries. Mustafa Kemal built up a new, sturdy,
vigorous state. On the 29th of October 1923, he d eclared the new Turkish
state a Republic. Following the declaration of the Republic, the Caliphate
wase abolished. Mustafa Kemal was elected the first President of the
Republic of Turkey.
ATATÜRK'ÜN GÖRÜŞLERİ


Ekonomi üzerine


Atatürk Devrimlerinin sonucunda, Türkiye'nin ekonomik yapısı tümüyle iyi
yönde bir gelişme göstermiştir. Kapitülasyonların kaldırılması ile
birlikte, ulusal bir ekonomi için gerekli olan temel
atılmıştır. Atatürk'ün ülke ekonomisi hakkındaki düşüncesini, "Memleketin
efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür" sözlerinde bulmak mümkündür.

Dış Politika üzerine

O dönemde birçok
ülke yöneticisinin izlediği iç çatışma politikalarına, polis devleti taktiklerine ve nihayet
uluslararası ihtilaflara yönelmelerine rağmen, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözüne
sıkı bir biçimde, bağlı kalan Türkiye, bu dönemde ülke içerisindeki devleti ve
onun kurumlarını içten çökertme girişimlerini engelleyebildiği gibi,
savaşlara da bulaşmamayı başarmıştır.

THE VIEWS OF ATATÜRK


On the economy


As a result of Atatürk's reforms, Turkey's economic structure was
completely changed for the better. With the annulment of capitulations,
fundamentals needed to secure a national and liberal economy were
achieved. Atatürk's view of the economy of country lies in this saying
"The real master of the country is the villager."

On foreign policy

Atatürk's motto of "Peace at Home, Peace in the World" was rigorously
adhered to, despite the fact that many national leaders at that time
slipped into the politics of internal subversion, police state tactics and
then into international conflict. Turkey managed to avoid both subversion
at home and involvement in war.
ATATÜRK DEVRİMLERİ
Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda
büyük bir devrimcidir. O dönemde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş
medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların
aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi gerekmektedir.

Mustafa Kemal de bunu yapmış,
1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşu ve hayatta
kalabilmesi için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata
geçirmiş; bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile
karşılanmıştır.

Harf Devrimi

Atatürk'ün gerçekleştirdiği en önemli devrimlerden birisi de, 3 Kasım 1928 tarihinde
Arap alfabesinin kaldırılması ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmuştur.

Kıyafet Devrimi


Kıyafet devrimi ile birlikte, kadınlar dinsel geleneklerden kaynaklanan çarşafı atıp,
modern giysiler, erkekler ise fes yerine şapka giymeye başlamışlardır.

Hukuk Sisteminin Laikleştirilmesi

1920 yılında kurulmuş olan yeni Türkiye Devletinin yeni bir hukuk
sistemine de ihtiyacı olduğunu bilen Atatürk, Mecelle, yani din esaslarına dayalı
Medeni Kanun yerine İsviçre Medeni Kanununu getirmiş, o dönemde geçerli olan ceza
yasasını ise İtalyan Ceza Yasası ile değiştirmiştir. Kısacası Türk Hukuk Sistemi tüm çağdaş
gereksinimler ışığında modernize edilmiştir.

Öğrenimin Laikleştirilmesi

19. Yüzyıl başlarına dek, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çeşitli eğitim sistemleri
uygulanmıştır. Atatürk, İslami eğitim veren medrese sisteminin, yeni toplumun
ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini; bu nedenle, batı modellerine benzeyen yeni bir eğitim
sisteminin oluşturulması gerektiğini görmüş, böylece önce öğretimin birleştirilmesi
(Tevhid-i Tedrisat) kanunu çıkarılıp dini eğitim veren tüm öğrenim kurumları kapatılarak,
bütün eğitim işleri Milli Eğitim Bakanlığı çatısında birleştirilmiş,
1933 yılında da bir üniversite reformu gerçekleştirilmiştir.

Kadınlara Sağlanan Medeni Haklar

Atatürk Devrimleri ile birlikte, yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş olan Türk kadınına
yeni haklar tanınmış; kabul edilmiş olan yeni Medeni Kanun gereğince kadınlar da
erkeklerle eşit haklara sahip olmuş, resmi görevlere atanmaları, oy vermeleri ve
Millet Meclisine seçilmeleri mümkün kılınmış; tek eşlilik ilkesi ve
kadınlara tanınan eşit haklar, Türk toplumuna bir canlılık kazandırmıştır.
THE REFORMS OF ATATÜRK


Atatürk was a military genius, a charismatic leader, also a
comprehensive reformer. It was important at the time for the Republic of
Turkey to be modernised in order to progress towards the level of
contemporary civilizations and to be an active member of the culturally
developed communities. Mustafa Kemal modernised the life of his country.
Atatürk introduced reforms which he considered of vital importance for the
salvation and survival of his people between 1924- 1938. These reforms
were enthusiastical ly welcomed by the Turkish people.


The Reform of the Alphabet

One of the most important reforms of Atatürk was the abolition of the use
of the Arabic alphabet and the adoption of the Latin alphabet. On the 3rd
of November 1928, the new Turkish Alphabet was adopted.


The Clothing Reform

With the clothing reform, women stopped wearing veils; they started to
wear modern women's clothing. Men started to wear hats rather than the
fez.

The Secularisation of the Legal System

The new Turkish State founded in 1920 required a new legal system. Atatürk
adopted the Swiss Civil Code as a substitute for Canonical Law (Şeriat
Kanunu) and instead of the penal code then in force, introduced the
Italian Penal Code of that time. The Tur kish Legal System was modernised
in accordance with contemporary requirements.

The Secularisation of Education

Until the beginning of the 19th century, several educational systems were
used in the Ottoman Empire. Atatürk observed that the systems used in
Muslim seminaries school did not meet the needs of the new society. It
was essential to establish a new educa tional system similar to the
western models. Thus, the existing system was changed. In 1933 a
university reform was introduced.


Civil Rights for Women


With the reforms of Atatürk, Turkish women, who for centuries had been
neglected, were given new rights. Thus with the civil code passed, Turkish
women would now have the same rights as men, could be appointed to
official posts, would have the right t o vote and to be elected to
Parliament. The monogamy principle and equal rights for women changed the
spirit of Turkish society.
ATATÜRK İLKELERİ
Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir:

Cumhuriyetçilik:

Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
modern Türkiye'nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet�te görmüştür.

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye'nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

Laiklik:

Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına
gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması
anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız
olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.
Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri
ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi
akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.

Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.
Devrimcilik:


Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
Türkiye'nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.

Milliyetçilik:

Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Devletçilik:

Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin
bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı
olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.
ATATÜRK'S PRINCIPLES

Atatürk's principles can be summed up in six fundamentals:

Republicanism: The Kemalist reforms represent a political revolution; a
change from the multinational Empire to the establishment of the nation
state of Turkey and the realisation of national identity of modern Turkey.
Kemalism only recognises a Republica n regime for Turkey. Kemalism
believes that it is only the republican regime which can best represent
the wishes of the people.


Populism: The Kemalist revolution was also a social revolution in term of
its content and goals. This was a revolution led by an elite with an
orientation towards the people in general. The Kemalist reforms brought
about a revolutionary change in the status of women through the adoption
of Western codes of law in Turkey, in particular the Swiss Civil Code.
Moreover, women received the right to vote in 1934. Atatürk stated on a
number of occasions that the true rulers of Turkey were the peasants. This
was actually a goal rather than a reality in Turkey. In fact, in the
official explanation given to the principle of populism it was stated that
Kemalism was against class privileges and class distinctions and it
recognized no individual, no family, no class and no organization as being
above others. Kemalist ideology was, in fact, based on supreme value of
Turkish citizenship. A sense of pride associated with this citizenship
would give the needed psychological spur to the people to make them work
harder and to achieve a sense of unity and national identity.

Secularism: Kemalist secularism did not merely mean separation of state
and religion, but also the separation of religion from educational,
cultural and legal affairs. It meant independence of thought and
independence of institutions from the dominance of religious thinking and
religious institutions. Thus, the Kemalist revolution was also a
secularist revolution. Many Kemalist reforms were made to bring about
secularism, and others were realised because secularism had been achieved.
The Kemalist principle of secularism did not advocate atheism. It wa s not
an anti-God principle. It was a rationalist, anti-clerical secularism. The
Kemalist principle of secularism was not against an enlightened Islam, but
against an Islam which was opposed to modernisation.

Reformism: One of the most important principles that Atatürk formulated
was the principle of reformism or revolutionism. This principle meant that
Turkey made reforms and that she replaced traditional institutions with
modern institutions. It meant that traditional concepts were eliminated
and modern concepts were adopted. The principle of reformism went beyond
the recognition of the reforms which were made.

Nationalism: The Kemalist revolution was also a
nationalist revolution. Kemalist nationalism was not racist. It was meant
to preserve the independence of the Republic of Turkey and also to help
the Republic's political development. It was a nationalism w hich
respected the right to independence of all other nations. It was a
nationalism with a social content. It was not only anti-imperialist, but
it was also against the rule of a dynasty or of any particular social
class over Turkish society. Kemalist nat ionalism believes in the
principle that the Turkish state is an indivisible whole comprising its
territory and people.

Statism: Kemal Atatürk made clear in his statements and policies that
Turkey's complete modernisation was very much dependent on economic and
technological development. The principle of statism was interpreted to
mean that the state was to regulate the country's general economic
activity and the state was to engage in areas where private enterprise was
not willing to do so, or where private enterprise had proved to be i
nadequate, or if national interest required it. In the application of the
principle of statism, however, the state emerged not only as the principle
source of economic activity but also as the owner of the major industries
of the country.
ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir.
Gemlik ve Bursa gezileri esnasında Atatürk soğuk alır. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere
İstanbul'a geri döner. Ama, ne yazık ki hastalık ciddidir.
10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05'te tüm çabalara rağmen çok sevdiği halkından
ayrılmak zorunda kalır. Ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazanmıştır. Öldüğü andan
itibaren, çok sevilen ismi ve hatırası, çok sevdiği halkının kalbinde
yerini almıştır. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider
olarak kitleleri etkilemiş, bir devlet adamı olarak başarılı bir yönetim
sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel,
ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki
en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur.Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve
insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.


ATATÜRK'S DEATH

Atatürk made frequent tours of the country. While visiting Gemlik and
Bursa, Atatürk caught a chill. He returned to Istanbul to be treated and
to rest. But, unfortunately Atatürk was seriously ill. At. 9.05 on the
10th of November 1938, Atatürk died. But he attained immortality in the
eyes of his people. Since the moment of his death, his beloved name and
memory have been engraved on the hearts of his people. As a commander he
had been the victor of many battles, as a leader he had influenced the
masses, as a statesman he had led a successful administration, and as a
revolutionary he had striven to alter the social, cultural, economic,
political and legal str ucture of society at its roots. He was one of the
most eminent personalities in the history of the world. History will count
him among the most glorious sons of the Turkish nation and one of the
great leaders of mankind.
CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE
ATATÜRK'ÜN NUTKU - YENİ TÜRKÇE


Türk Ulusu!

Kurtuluş Savaşı'na başladığımız 15'inci yılındayız. Bugün
cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun!

Bu anda büyük Türk Ulusunun bir bireyi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın
en derin sevinici ve coşkunluğu içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk
kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki
başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak
azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli
görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve
azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine
çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip
kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne
çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici
görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre
düşünülmektedir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da
başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk ulusunun karakteri
yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu,
ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü Türk
Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve
kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim
ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği
de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki
ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan
zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik
duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek
geliştirmek ulusal ülkümüzdür. Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu,
bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca
vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır. Büyük Türk Ulusu! Onbeş yıldan
beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaat eden çok sözlerimi işittin.
Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini
sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inanç ve kesinlikle
söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk
Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha
tanıyacaktır. Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar
niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonra ki gelişmesi ile,
geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Ulusu!

Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük
onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!

29 Ekim 1933


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'S SPEECH ON THE OCCASION OF THE TENTH
ANNIVERSARY OF THE REPUBLIC




Turkish Nation,


It is now fifteen years since the War of Liberation commenced. Today is
the day of celebration of the tenth anniversary of our Republic.


Congratulations.

At this moment, as a member of the great Turkish Nation, I am very happy
and excited that I have lived to see this great day.


My fellow countrymen,

We have accomplished great things in a short period of time. The greatest
of these is the Turkish Republic, which is based on Turkish heroism and on
our great Turkish culture. We owe this success to the determined forward
march of the Turkish nation, together with her worthy army. We never
think that what we have done is enough. We are determined and obliged to
accomplish more and greater things. We are going to advance our country
to the level of the most prosperous and the most civilized countries of
the world. We shall make it possible for our nation to acquire the
necessary resources and means for her to live in nation-wide prosperity.
We shal l attempt to raise our national culture above the level of
contemporary civilization. Therefore, we think and shall continue to
think not according to the lethargic mentality of past centuries, but
according to the concepts of speed and action of our century. We shall
work harder than in the past. We shall accomplish greater things in a
shorter time. We have no doubt that we shall succeed in them as well;
because the character of the Turkish nation is worthy and noble, the
Turkish nation is industrious and the Turkish nation is intelligent.
Because the Turkish nation has been successf ul in overcoming hardships
through national unity and togetherness. And because the torch the Turkish
nation holds in her hand and in her mind, while marching on the road of
progress and civilization, is positive science.

I would like to point out with special emphasis that one of the historical
characteristics of the Turkish nation, which is a society composed of
worthy people, is to appreciate the fine arts and to advance in them as
well. Therefore, it is our national id eal to support and to develop the
worthy and noble character of the Turkish nation, her industrious quality,
her intelligence, her dedication to science, her love of fine arts, and
her feeling of national unity always and with every available means and m
easure. This aim, which is one very suited to the Turkish nation, will
make her successful in fulfiling her obligation to cultivate real peace in
the entire world.

Great Turkish Nation,

During the last fifteen years, I have made many promises to you to be
successful in our undertakings. I am pleased that I have not failed my
nation in any of them and given you cause to doubt me. Today, I speak
with the same faith and assurance that, within a short period of time, the
whole civilized world will once again recognize that the Turkish nation,
moving unified toward the national ideal, is a great nation. I do not
doubt that the long bu ried characteristics and abilities of the Turks
will, as they progress, shine like a new sun on the horizon of the great
civilization of the future.

Turkish Nation,

In every decade which passes into eternity, I wholeheartedly wish that you
celebrate this great national holiday with ever greater honours,
happiness, peace and tranquillity. Happy is he who says "I am a Turk".

Ankara 29th October 1933


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...