Soru ve Cevap
>

Valenzetti Denklemi - Evrenin sırları - Dünyanın sonu

Valenzetti Denklemi - Evrenin sırları - Dünyanın sonu |  görsel 1
  Her geçen gün yeni bir kıyamet senaryosu duyuyoruz. Gerek illuminati olsun gerekse Mayaların 2012 tarihli dünyanın sonu görüşleri… Ve şu ana kadar hiçbiri gerçekleşmedi. Ama biri var ki geçmişte öne sürülmüş ve kamuoyunda en az yer tutanlardan birisi. Valenzetti denklemi…  Çoğu insanın hiç duymadığı o da neymiş diyeceği türden bir isim. Öncelikle Valenzetti denklemi sizin de tahmin ettiğiniz gibi adını denklemi bulan insandan yani Enzo Valenzetti‘den alıyor. Peki kim bu Enzo Valenzetti? 1920 yılında doğmuş İtalyan bir matematikçidir. Normal insanlardan farklı olduğunu 16 yaşında doktorasını yaparak gösterdi. Enzo bir matematikçi olmasının yanında kendisini asıl ünlü yapan şey bulduğu denklemdir.B ir matematikçi olarak Birlemiş Milletler bünyesinde çalışmıştır. Bu bile ortada bir tuhaflık olduğunu göstermektedir. BM Enzo’dan insanlığın sonunun ne zaman geleceği hakkında bir çalışma yapmasını ister, Enzo çalışmları sonucu 4 8 15 16 23 42 adlı sayılardaki denklemi bulur. Fotoğraftaki Enzo Valenzetti’nin ta kendisidir. Bu denklemi yeryüzünde şu ana kadar doğmuş tüm insan sayısından savaşlar, hastalıklar, açlık gibi birçok etkeni göz önüne alarak oluşturmuştur. İnsanoğlunun sonunun ne zaman geleceğini dakikası dakikasına bulmuştur. Peki bu denklem nasıl açıklanıyor ya da ne anlama geliyor? Rakamlarla ilgili çok az şey biliyoruz. Örneğin; Enzo’nun oğlunun 8 Nisan doğumlu olması yani 08.04. İşin trajikomik tarafı işte burası. Enzo denklemin sırlarından kimseye bahsetmemiştir, en azından biz öyle biliyoruz ve tesadüfe de bakın adamımız tek uçaklı motorda okyanus üzerinde uçarken uçağı okyanusa çakılır ve ölür. Ne yazık ki denklemi...

NESNELERİN YARATILIŞI ÜZERİNE - Kitap inceleme

  PARMENİDES Güney italyada Elela.M.Ö 540   ‘NESNELERİN YARATILIŞI ÜZERİNE’adlı eserinden:   Beni taşıyan kısraklar canımın istediği kadar.   Götürüyorlardı, beni bu ünlü yola koyulduktan sonra   Daimon kadınlar, bilge kişiyi kentlere aşırıp götüren.   Burada gidiyorum bu yola taşıdılar beni uslu atla   Arabayı çekerek, kızlar da yol gösterdiler.   Dingil yuvalarda kaval sesi çıkıyordu   Kızarak- acele ettikçe yoldaşlıkta   Güneş kızları gecenin evlerine önce bırakan,   Işığa doğru atarak başlarından örtüleri elleriyle.   Oradadır kapısı geceyle gündüzün yollarının,   Pervaz ve taş eşik iki yandan tutuyor onu;   Aitherde olan kapıyı büyük kanatlar dolduruyor:   Bol cezalı adaletin elindedir değişen kilitleri.   Koşarak onu kızlar yumuşak sözlerle   Kandırıyorlar ustaca, kendilerine dilli sürgüyü   Bir anda itmeye kapıdan. Açılıyordu ağzına kadar   Kanatlar, kapının uçmasıyla tunçtan mihverleri   Yataklarında değiştire değiştire döndürerek   Ç...

Politik Hayvan Olarak insanın tanımı

Politik Hayvan Olarak insanın tanımı |  görsel 1
  Diyalektikçi Platon, bilginin çeşitli formları ve bunların problemleri arasın­da bir bağlantı görüp, idealar teorisi ile devlet, etik ile estetik vb. öğretiler ara­sında katı bir ayrım yapmazken; analizci Aristo çeşitli disiplinleri birbirinden ayırmayı hedefler. Teorik, pratik ve poetik disiplinleri (sırasıyla theoria, praxis ve poiesis’e tekabül eder) birbirinden ayırmaya çalışır ki bu disiplinler bilgi (episteme), pratik bilgelik (phronesis) ve teknik beceri sanatı (techne) ile ilişki­lidir. Teorik disiplinlerin hedefi hakikati tespit etmektir. Aristo üç teorik disip­lini dikkate alır: Doğa felsefesi, matematik ve metafizik Doğa felsefesi idrak edi­lebilir ve değişebilir şeyleri belirlemeye çalışır. Matematik değişmeyen, sayıla­bilir niteliklerin peşindedir. Metafizik ise bağımsız olarak var oldukça değişme­yen formları belirlemeye çalışır. Bu anlamda, doğa felsefesinden matematiğe, oradan da metafiziğe ulaşan giderek artan bir soyutlama yoluyla konuşmakta­dır. Pratik disiplinlerin hedefi kazanılmış, ahlakî yeterlik üzerinden akıllıca dav­ranışlara ulaşmaktır. Böyle bir ahlakî yeterlik (phronesis) sadece çeşitli toplum­sal durumlar içinde deneyim kazanmış, bu çeşitli durumlar karşısında verece­ği tepkiyi bilen olgun insanların eşliğindeki kişisel deneyim sayesinde elde edi­lebilir. Bu duyusal deneyimden farklı bir deneyimdir. Bu herkesin toplumsal olayları değerlendirebilme yeterliğini kazanmak için yaşaması gereken bir de­neyimdir. Sonuç olarak, büyük ölçüde, tek başına önermelerle iletilemeyip, an­cak insanların katılarak ve yaşayarak elde etmeleri anlamında “davranışsal bil­giden” söz edebiliriz. İlginçtir ki Aristo, ahlak felsefesi ve siyaseti “pratik” disip­linle...

Mutlak Bireycilik kavramı - Ben kimdir?

Mutlak Bireycilik kavramı - Ben kimdir? |  görsel 1
  Kişisel tatmine sırtımı çevirdim çünkü başka bir şeye hizmet etmemin gerekli olduğunu, zannediyorum, “özveri ile “vazgeçmeye, “coşkuya çağrıldığımı hissediyorum. Pekâlâ! Artık hiçbir fikre hizmet etmezsem, hiçbir üstün varlık yok demektir, bunun sonucu kendiliğinden artık, her koşulda Ben’den başka hiçbir insana hizmet etmiyorum. Böylece sadece olan veya varlık olarak değil, aynı zamanda bilincim için de ben Biricik’im.   Bölüşmede sana, tanrısaldan, insandan daha fazla bir pay düşüyor, sana ait olan sana geri geliyor. Kendini, başkalarının gözünde olduğundan daha güçlü olarak tasarla ve böylece daha fazla gücün olacaktır; kendini daha çok olarak düşün, daha çoğa sahip olacaksın.   Sadece tanrısal olan şeye çağrılmadın, sadece insansal olan her şeye hakkın yok, aynı zamanda sana ait olanın yani kendine mal edecek güce sahip olduğun her şeyin sahibisin, diğer bir anlatımla sen, sana ait olan her şeye uygunsun ve yeterlisin.   Her zaman bana, benim dışımda bulunan bir yön verme zorunluluğu hissedilmiştir, öyle ki insansal olanı istemem için teşvik edildim çünkü ben = insan. Hıristiyanlığın büyüsel dairesi böyledir. Fichte’nin ben’i de ben’in dışında kalan aynı varlıktır, çünkü herkes ben’se ve yalnızca bu ben’in hakları varsa, “Ben” olan odur, bu ben ben değilim. Ben diğer ben’lerin arasında bir ben değildir, ben biricik bir ben’im; biriciğim. Bundan dolayı gereksinimlerim, eylemlerim kısaca ben’deki her şey biriciktir.   Ve yalnızca biricik ben niteliğimle her şeye sahip oluyorum, yalnızca bu şekilde ortaya çıkıyorum ve gelişiyorum. İnsan olar...

Yabancılaşma - Tüketiyorum Öyleyse Varım

  Tek Boyutlu İnsandan Duyulmayan Anlam Çığlığı*: YABANCILAŞMA(1)   Dün: Cogitoergo sum - Düşünüyorum Öyleyse Varım “Descartes” Bugün: Tüketiyorum Öyleyse Varım   Bauman; günümüz tüketim toplumu tüketicisinin, bu zamana kadar görülen herhangi bir toplumdaki tüketiciden tamamen farklı olduğunu söyler. Filozoflar, şairler ve ahlak hocaları, insanınyaşamak için mi çalıştığını, yoksa çalışmak için mi yaşadığını sorgulamışlardır, ancak günümüzde bu anlamda en çok hissedilen ikilem insanın yaşamak için mi tükettiği, yoksa tüketmek için mi yaşadığıdır. Montaigne yaşamın nimetlerinden, güzelliklerinden ve hazlarından faydalanmak gerektiğini, ancak gerçek erdem sahibi insanın her ne kadar kudretli, zengin bilgili olmak istese de,ya da kendi deyimiyle mis kokulu yataklarda yatsa da, bu nimetleri ölçülü kullanan ve gerektiğinde yiğitçe bırakıp gidebilen insan olduğunu söyler…   Günümüz insanı tüketimini, ihtiyaçları doğrultusunda değil; kimlik-statü oluşturmak, boş zamanını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirmektedir. Tüketim faaliyetleri, kozmopolit kent yaşamında, değer ve kültüründen uzaklaşmış kent insanının diğer insanlarla meta üzerinden ortaklaşma ve aidiyet ihtiyacını gidermektedir. Ancak tüketerek yaşamın anlam boşluğunu (görece) dolduran, marka ile yaratılan kimlikler üzerinden statü arzulayan, metalar üzerinden aynı sınıfa dahil olduğunu düşünen (bu yolla yabancılaşmasına çözüm arayan) insan, ne kadar tüketirse tüketsin memnuniyetsizliğini ve tatminsizliğini...

Kapitalizmin oyuncağı olan Demokrasi

  Pek çoğumuz demokrasinin bir mutabakat üretme zemini olduğuna inandırıldık. Öte yandan, artık mutabakat denilen şeyin bir tasarım ürünü olabileceğini de biliyoruz. Liberaller siyasetten söz ettiklerinde, ekonominin terimleriyle konuşuyorlar ve bu yüzden siyasal olanın belirleyiciliğini gözden kaçırıyorlar. Bu nedenle siyasal olanı belirleyen temel dinamikleri anlamak zorundayız. Bu noktada, her toplumda siyasal olanın, toplumda zaten varolan çatışmalarla ilintili olduğunu düşünüyorum. Çatışma her halükarda kaçınılmazdır.Bu da her hangi bir dışlama içermeyen bir mutabakatın -hegemonik ilişkilerden bağımsız bir şekilde- asla var olmayacağını gösterir.     Ekonomik aldatmacanın yanı sıra kapitalizmin siyasal aldatmacası da demokrasidir. Demokrasi dillere persenktir ama demokrasi anlayışı, demokrasiden beklentiler, uygulama çok farklıdır. Günümüzde demokrasi anlayışı ve uygulaması, sermayenin egemenliğine dayanan örtülü faşizmdir. Kapitalizm, demokrasi maskesi altında, siyasal açıdan kendini meşrulaştırmakta, aklamaktadır. Halkın, çoğunluğun iradesine dayandığı süsü, izlenimini vermektedir. Geniş kitleler bir şekilde güdülenmekte, güdülmektedir. Halkın oy gücü ile gerçek bir demokratik düzen kurma girişimleri, önce yerel kolluk güçleri, daha sonra da emperyalistlerin askeri güçlerince engellenir. Gelişmekte olan ülkelerde askeri darbelerden yakınılır. Askeri darbelerin ardında hangi güçler vardır? Kimler gerekli koşulları yaratır, darbe kundakçılığı yapar? Bu soruların yanıtı pek aranmaz. Düzen halkın oyu ile değiştirilmeye çalışıldığında buna izin verilmez. Kapitalizmin demokrasi alalaması sürer. Aymazlıktan kurtulup, gerçekleri görmeye çal...

İnsanlığın yaşadığı ruhsal kriz - Çağın sorunları

  ... Bu dünyada yaşayan yedi milyar insan aynı şeyi istiyor. Sevmeyi sevilmeyi, güveni, mutluluğu, huzuru, sağlığı, değerli olduğunu bilmeyi, dostluğu, neşeyi, kendisine maddi refah getirecek olanakları istiyor hayatında. Ama tüm bunlara sahip insan sayısı yedi milyar içinde kaç kişi? Çok ama çok az. İNSANLIK RUHSAL KRİZ YAŞIYOR… İnsanlık Ailesi Neden Bu Durumda? Kendimizi ve hayatın her alanındaki inançlarımızı derinden sorgulamakta yarar var. Her birimiz bu gezegende yer kaplıyoruz. Gezegenin havasını, suyunu, yiyeceğini alıyoruz; doğal ürünlerinden yararlanıyoruz; çöpümüzü bırakıyoruz. Doğayı sürekli tüketiyoruz, kirletiyoruz, zarar veriyoruz. Bu gezegende yaşayan her bitki ve hayvan türü bir şekilde ekosisteme hizmet ediyor. Peki, biz insan türü olarak tüm bu aldıklarımıza karşı ne veriyoruz? İnsandan başka hangi canlı karnını doyurmak ve kendisini korumak dışında diğer canlıları da kendi türünü de acımasızca öldürüyor? Başka hangi tür ekosisteme böylesine zarar veriyor? Homosapiens (insan) türü gezegenin kanseri olmuş durumda. Din, mezhep, etnik, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim farklılıkları yüzünden bu gezegende her gün binlerce insan yine insanlar tarafından yaralanıyor, öldürülüyor. Çeşitliliğe, farklılığa saygı göstermeyi bilmiyoruz. Bizden olmayanlar / bizden olanlar ayrımını hayatımızın birçok alanında yapıyoruz. Bir de neden dünya bu halde, biz neden mutsuzuz diye sorup duruyor, ne kadar bencilce ve yanlış varsayımlarla yaşadığımızın farkında bile olmuyoruz. Sağlıksız inançlar, sağlıksız varsayımlarla sürdürdüğümüz bu yaşamın sonucu da ins...

Romana Eleştirel Yaklaşım Biçimleri

Romana Eleştirel Yaklaşım Biçimleri |  görsel 1
  Mehmet Rifat Aşağıdaki notlar, bir romana (kuşkusuz büyük tüketim romanına değil de yazınsal nitelikli romana) hangi açılardan, hangi yöntemlerle yaklaşıldığını, bu tür romanların hangi düzlemlerde yorumlandığını, romanın kurgulanması ve düzenlenmesiyle ilgili olarak ortaya atılmış kavramların ne tür işlevler üstlendiğini ve de romana yönelik eleştirel bakış ile romana ilişkin kuramsal aygıtın nasıl eklemlendiğini, yaptığımız araştırmalara, yayımladığımız eleştirilere dayanarak yeniden-sorgulamayı deneyeceğiz.   • Yaşamöyküsel eleştirinin romana yaklaşımı. Bir yazarın yaşamı ve yapıtıyla ilgili çok sayıda bilgi olması (sözgelimi Balzac ve Proust için böyle bir durum söz konusudur), yaşamöyküsüne dayalı roman eleştirisini pek de kolaylaştırmaz doğrusu. Gerçekten de romancının toplum içindeki Ben'i ile yapıtlarındaki anlatıcının Ben'i arasında benzerlikler bulunduğu kimi araştırmacılar ve yazın tarihçileri tarafından ileri sürülmüşse, o zaman yaşamöyküsel eleştirinin romancı-anlatıcı-kahraman arası yoğun ilişkileri daha yakından, daha ayrıntıya inerek gözlemlemesi, sorgulaması gerekecektir. Sürdürülecek çalışma hem metin-dışı (roman-dışı) hem de metin-içi (roman-içi) olduğundan ayrıca uzun bir zaman dilimine yayılacaktır. Bir yandan romancının toplumsal yaşamıyla ilgili belgelerin taranması, öte yandan da romanlardaki anlatıcıların ve/ya da kahramanların ayırıcı niteliklerinin belirlenmesi, zorlu ama aynı ölçüde de büyülü bir arayış olacaktır kuşkusuz.  İşin asıl ilgi çekici, o ölçüde de sorun yaratacak aşamasıysa, doğrudan doğruya romancının kendisinin yukarıda sözünü ettiğimiz benzerliği (romancı ile anlatıcı a...

Friedrich Nietzsche: Tanrı öldü - god is dead

Friedrich Nietzsche: Tanrı öldü  - god is dead |  görsel 1
      Friedrich Nietzsche'nin varoluşa yönelik en büyük amaç ve umut olarak ortaya koyduğu Üstinsan (Übermench) kavramının çıkış noktası, insanınlığın ortak ve içsel dünyasında gerçekleşen bir krizdir "Tanrı'nın ölümü!"... Bu kriz, Nietzsche'nin ölümünden bir asır sonra bile hala daha tartışılmaktadır. Kimi yorumcular, Nietzsche'nin insanlığa dair tanımladığı bu krizi ateizme yormuş, kimileri bu krizi Hristiyanlık'a karşı özel bir ayaklanma olarak görmüş, kimileri de nihilizmle insan varlığının ve özünün değerinin dibe vurmasını tanımlayan bir slogan olarak algılamıştır.    Bu tür faklı görüşlerin sebebi, elbette yine Nietzsche'den kaynaklanmaktadır. Çünkü hiçbir zaman anlaşılma kaygısı taşımayan Nietzsche, farklı konuları ayrı ayrı ve farklı eserlerinde -kimi zaman çelişkilerle- ele alan Nietzsche, eserlerini tümcül bir yaklaşımla okumayan okuyucuları fazlasıyla yormuş, yanlış çıkarımlara itmiştir. Belki de bu sebepledir ki, en uç kitleler ve gruplar dahi -örneğin Anton Lavey ve müritleri, ...ve Neo-Naziler, hatta kimi Heavy Metal müzik grupları, Anarşistler-, Nietzsche'nin "Tanrı'nın Ölümü" savını / sloganını farklı boyutlara çekebilmiş, özü itibariyla değeri ve hiçbir anlamı olmayan yorumlar yapabilmişlerdir. Bu sebeple "Tanrı'nın Ölümü" krizinin açık ve net bir şekilde yorumlanması, oldukça zordur. Belki de bu kadar uç noktalarda bu kadar farklı algılanan tek düşünür Nietzsche'dir. Adolf Hitler'in siyasetinde yorumlanmasından, Mussoloni'nin vahşetinden de anılır olmasından tutun da, günümüz saygın felsefecilerinen Ahm...

Albert Einstein - Sosyalizm Neden Gerekli?

  Birey, toplumda öyle bir konumda ki, maskeler takmasına yol açan egoist dürtüleri sürekli tetikleniyor; yaradılış olarak daha zayıf olan toplumsal güdüleri ise sürekli kötüye doğru gitmekte. Toplumdaki konumu her ne olursa olsun tüm insanlar, bu süreç nedeniyle acı çekiyorlar. Kendi bencilliklerinin mahkûmları olduklarından habersiz, kendilerini güvencesiz,      yalnız ve yaşamın o saf, basit ve yalın güzellikleri ellerinden alınmış hissediyorlar. Ben, bireylerdeki bu tahribatı kapitalizmin en korkunç kötülüğü olarak görüyorum. Bu büyük kötülükleri saf dışı edecek sadece tek bir yol olduğuna inanıyorum. Bu yol, toplumsal hedeflere yöneltilmiş bir eğitim sisteminin eşlik edeceği sosyalist bir ekonominin kurulmasıdır.   Ekonomik ve sosyal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkında görüş belirtmesi uygun olur mu? Birçok nedenden ötürü ben, uygun olduğuna inanıyorum. Sorunu ilk önce bilimsel bilginin bakış açısından ele alalım. Astronomi ile ekonomi arasında hiçbir temel metodolojik farklılık yokmuş gibi görünebilir: Her iki alanda da bilim adamları, belli görüngüler arasındaki bağlantıyı mümkün olduğunca anlaşılır kılmak için, sınırlı belli bir görüngü grubu için genel kabul görecek yasaları keşfetmeye çalışırlar. Oysa aslında böyle metodolojik farklılıklar bulunmaktadır. Ekonomi alanında genel yasalar bulunması, gözlenen ekonomik görüngünün, yalıtık olarak değerlendirilmeleri çok zor olan birçok faktör tarafından etkileniyor olması nedeniyle güçleşir. Ayrıca, insanlık tarihinin sözde çağdaş dönemi olarak adlandırı...