Türk Halk Oyunları - Halk Oyunların Tarihi Gelişimi - Halk oyunu

» Türk Halk Oyunları - Halk Oyunların Tarihi Gelişimi - Halk oyunu

Sponsorlu Bağlantılar

Tüm kadın giyim fırsatları için tıklayın !

TÜRKİYE’DE HALK OYUNLARININ TARİHİ GELİŞİMİ
Anadolu kültürünü ve bu kültürle çok yakından bağlantılı gösteri sanatlarının geleneklerini incelerken Anadolu'nun birçok büyük kültürün geçiş yolu üzerinde olduğu ve çeşitli geleneklerin kat kat birikiminden oluştuğu göz önünde tutulmalıdır. İlk insanların topluluklar halinde yaşamaya ve kendilerini yöneten bir takım bilinmeyen güçlere tapmaya başlamaları ilk dansların doğmasına sebep olmuştur. Çünkü bu insanlar, ilk kültür olayları olan savaş, av, evlenmek, doğurmak, ateş yakmak ve onları taklit etmek için dans etmişlerdir. Sürü hayatı yaşayan primitif ka­vimler de, korunma ve beslenme ihtiyaçlarından dolayı tabiatı ve tabiat varlıklarını inceleyip irdeleyerek, toplandıkları ateş çevresinde bu olguları sesle ve hareketlerle canlandırmışlar; iyi ile kötüyü, güzel ile çirkin gibi soyut kavramların tamamını rahatlıkla taklit ederek ayırt edebilme imkanına erişmişlerdir.
Zamanla oyunlar dinsel ve törensel niteliklerini kaybederek, anlamlarının tamamen açıklanamadığı soyut bir hale girmişlerdir. Bu gelişim çizgisinde konu ele alındığında, oyunun doğması için bir olayın çıkması gerekmektedir. Ortaya çıkan olay, bir sevinci anlatıyor ise oyunun hareketli, yumuşak, oyuncuların karşılıklı tutumlarının samimi olduğu, jest ve mimiklerinin içten ve hoş oldukları görülür. Şayet olay olumsuz­luğa sebep veriyorsa, bu kez, hareketler sert, karşılıklı tutumlar ise asabi bir havadan asla sıyrılamazlar.
Öte yandan folklorik bir olayın 3 ana kaynağının olduğu tespit edil­miştir. Bunlar, Tabiat-Toplum ve İnsan'dır, Söz konusu kaynaklan incele­diğimizde kesin bir ikilemin göze çarptığını görürüz. Bu ikili sürekli bir denge halindedir.
Kişide ele alınan denge, mutlulukla mutsuzluğun eşit ölçüde oldukları anlar olarak kabul edilir. Toplum vicdanı ile orantılı gelişme gösterebilecek denge düzenlemeleri, iyiye ve kötüye yönelik kullanımları kolektif (toplu) duyguları doğuracaktır. İşte bu noktada oluşan duyguların toplumun ortak davranış ve hareketlerini belirleyip şekillendireceği asla unutulmamalıdır.
İşte insanın insanla, insanın toplumla veya tabiatta ilişkilerindeki den­genin bozulması sonucu ortaya çıkan toplu halde yaşayabilme duygusu, bir yandan anonim ve ortak olan hareketleri yaratırken, diğer yandan da ortak etkileşimler yolu ile evrensel seslerden milli ve geleneksel müzikal yapıyı meydana getirecektir. Sözü edilen bu müzik ve hareketler birleşince HALK OYUNLARI’nı doğuracaktır.
İçinde yaşadığımız yüzyılın ilk yarısı ortalarından günümüze kadar süre gelen zaman dilimi içerisindeki arkeolojik araştırma ve kazı bulguları ilk toplu yerleşme merkezlerini eski Yunan ve Ege'den, hatta Orta Asya'dan İç Anadolu topraklarına kaydırmış bulunmaktadır.
OrtaAsya'dan gelen Türkler Asya, Afrika ve de Avrupa'da bir impara­torluk kurmadan önce Anadolu platosunda yüzlerce yıl yaşamışlardır.
Ayrıca Orta Asya kültürünün müşterek bir yapıya sahip oluşu da Çin ve Türk dans yapılarının birbirleriyle etkileşimlerinde büyük etken olmuştur. Minyatür ve resimlerden doğan bu etkileşim süreci Orta Asya Kültürü'nün Çin üzerinde ne kadar etkili olduğunu açıkça göstermektedir.
Selçuklular döneminden başlayarak Osmanlılar döneminde gittikçe belirginleşen Saray-Halk kültür kopukluğu dil ve müzikte olduğu kadar dans (oyun) ta da, kendini göstermiştir.
Eski Anadolu Kültürü'nü herkesten önce Türklerin araştırması gerekliliğine inanarak Türk arkeologlarının, eski Türk dillerini inceleyen bilim adamlarının yetiştirilmesini isteyen Atatürk, Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulurken bu bölümlerin temelini atmıştır, Türk folkloru ile yakından ilgilenen Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür/' sözü Türk kültürüne verdiği önemi en güzel şekilde açıklamaktadır,
Atatürk'ün isteği üzerine kurulan Halk Evlerinde de halk müziği ve halk oyunları çalışmalarına yer verilmiş ve pek çok genç bu sayede bağlama çalmayı öğrenmiş, konserler vermiş, gösterilere, şenliklere katılım sağlanmıştır. Yun gezilerinde her il ve ilçede daima mahalli halk oyunları ekipleri tarafından karşılanırken çoğu kez onların aralarına girip birlikte oynaması da verdiği önemi darı a da etkili bir şekilde gözler önüne sermektedir.
I. ve II. Balkan Halk Oyunları Festivali Atatürk döneminde 1935 ve 1936 yıllarında İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. Atatürk, bu festivallerde oyuncuların araşma karışarak horon tepmiş, bar oynamıştır. Hatta 1936 yılında yapılan II. Balkan Festivali'nde Artvin ekibi ile barbaşı olarak Artvin Barı'nı oynamıştır. Bu olay üzerine Artvin halkı oyunun adını ATABARI olarak değiştirip, "Atamızdan yadigar bizde Atabarı var" mısranı da oyun içinde söylemeye başlamalardır,
Atatürk, halk oyunları ile ilgilendiği kadar folklorun kadrosunda bulu­nan diğer ürünlerle de yakından ilgilenmiştir. 1923 yılında Adana'da yaptığı bir konuşma sırasında; "Bir milleti yaratmak için birtakım temeller lazımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en mühimlerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat bir kimse gibidir. Hatta kastettiğim manayı bu sözde ifadeye kafi değildir, Sanatsız kalan bir mil­letin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” demektedir.
1955 yılında Yapı Kredi Bankası halk oyunlarını yaymak ve yaşatmak amacı ile "Türk Halk Oyunlarını Yayma ve Yaşatma Tesisi"ni kurmuştur. Bu tesis birçok bant film, nota gibi oyun ve müzik ürünlerini toplamış ve halk oyunları bayramları düzelen misti r. İlk halk oyunları semineri de bu tesis tarafından düzenlenmiştir.
Yurdumuzda gerçekleştirilen folklor konulu çalışmalara daha akademik bir çatı altında kimlik kazandırabilmek amacıyla 1976 yılında İstanbul'da kurulan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı önemli bir yere sahip olmuştur. Konservatuar YÖK Yasası ile İstanbul Teknik Üniversite­si Rektörlüğü'ne bağlandıktan sonra 1984 yılında Türk Halk Oyunları Bölümü kurulmuş, bölüm 1985 yılında i[k öğrencileri ile eğitim hayatına başlamıştır.
İstanbul'u 1988 yılında Gaziantep Üniversitesi, 1989 yılında da Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarlarına bağlı Türk Halk Oyunları bölümleri izlemiştir. Şu an üç üniversitede de lise sonrası lisans eğitimi verilmektedir. Ayrıca İstanbul Teknik ve Ege Üniversiteleri Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Halk Oyunları Ana Sanat Dalı yüksek lisans eğitimi de yapılmaktadır.
2001 -2002 eğitim yılından itibaren de dördüncü üniversite olarak
Sakarya Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuarında Türk Halk Oyunları Bölümünde lisans eğitimine başlamıştır.
Akademik platformda bu gelişmeler sürerken, T.C. Kültür Bakanlığı bünyesinde hizmet veren (eski adı ile MIFAD, daha sonra ise HAKAD) HAGEM (Halk Kültürlerini Araştırma - Geliştirme Genel Müdürlüğü)'in gerçekleştirmiş olduğu çalışmaları göz ardı etmemek gerekir.
Bu birimin yapmış olduğu derleme-araştırma çalışmaları bugün birer hazine değerindedir. Basın dünyamızda ise, Milliyet Gazetesi yaklaşık 30 yıl önce başlatmış olduğu halk oyunları yarışmalarım halen başarı ile sürdürmektedir.
Ayrıca, halk oyunlarını yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarda sah­neleme çalışmalarına yönelik faaliyetlerde bulunan, zaman zaman da büyük tartışmaların odağı olan T.C. Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Devlet Halk Dansları Topluluğu da faaliyetleri­ni bugün için basan ile sürdürmektedir.HALK OYUNLARININ SINIFLANDIRILMASI
A) HALK OYUNLARINDA TÜRLER
1 - HALK OYUNLARINDA ANA TÜRLER
A- BAR
Bar oyununun tanımlanmasında, bir tanımda birleşme olanağı mümkün olamamıştır. Çoğunlukla belirli bir tanım yapmak yerine söyle­nen tanımlamalar şöyledir:
- Bar dadaşın oyununun adıdır.
- Erzurum dolaylarında toplu oyunlara Bar denilmektedir.
- Bayburt çevresinden Kars'a kadar geniş bir yörede, Erzurum ve dolaylan bölgesinde sıra oyunlarının genel adına Bar denir.
- Moğol ve Şamanlar tarafından kullanılan ilkel davula Barı adı veril­diğinden, Erzurum oyunlarının Samanların büyü oyunlarındaki çalgının adını taşıdığı ileri sürülmüştür.
- Şaman Türklerinin şölenlerinde davul eşliğinde oynadıkları oyun­lara "Bar" denir.
- Barlar dizi biçîminde durularak en az beş oyuncunun katılmasıyla meydana gelen grup oyunlarıdır. Bu oyunlar sona doğru sekme, ya da yelleme denilen çabuk ve çevik hareketlerle hızlanarak oynanır. Başlangıçta el ele tutuşan oyuncular süratli kısımda birbirlerinin omuzlarından tutarlar. Dizinin başında "Barbaşı" bulunur. Sondaki oyuncuya da "Poççük" denir. Barbaşı ile poççük ellerinde birer mendil tutarlar. Mendili barbaşi sağ eline, poççük sol eline alır,
- Kuzeydoğu Anadolu (Kars, Erzurum, Erzincan) bölgesinde toplu olarak ve genellikle dizi halinde oynanan disiplinli oyunlara "Bar" denilmektedir.
- Genellikle Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde (Erzurum, Erzincan, Kars, Artvin) birlikte oynanan sıra danslarının ortak adıdır. En eski Türk sözlüklerinde Bar kelimesi (birliktelik, toparlak şey, saman davulu, davul tokmağı gibi) anlamlarda geçiyor. Farsça'da ise katar, çalgılı toplantı, yük dengi vb. anlamlarda kullanılır. Fakat bar şeklinde uzatmalı "A" söyleyişiyle kullanılıyor.
- Bar, davul - zurna eşliğinde,"özüne, yorumuna göre farklı ritim, tempo, hareket ve figürlerle ya el ele ya da bellerden tutularak birkaç insanın oynadığı daha doğrusu icra ettiği, Doğu Anadolu'da özellikle Erzurum'da oynanan halk dansının adıdır
- Kuzeydoğu Anadolu (Kars, Artvin) bölgesinde "Nanay, Halay, Bar" gibi toplu türkülü çalgılı ve disiplinli oyunların hepsine birden Bar, Yallı denilmekle birlikte bu sözcük daha çok Bar karşılığı olarak kullanılmak­tadır. Bu bölgenin yiğitlerine Koçak denmektedir. Atabarı’da bu yörenin yallı oyunlarındandır.
- Barlar genellikle toplu oyunlardandır. Bazı barlar iki kişi tarafından oynanır. Hançer Ban, Köroğlu Ban, Turna Ban... Toplu barlara da örnek olarak; Sarhoş Barı, Başbarı Delloy, Tamzara, Nam, Dikine, Sekme... oyunlarını verebiliriz.
B- HALAY
- Orta Anadolu'nun davul zurna çalınarak oynanan bir halka oyunudur
- Halk oyunlarından en yaygın olan bir çeşit sıra dansıdır.
- Halay veya Alay, Orta Anadolu ile Güney Anadolu (Corum-Sivas-Malatya) bölgelerinde toplu düz dizi halinde ve disiplinli bir şekilde oynanan oyunların tümüne birden denir.
- Çeşitleri ne olursa olsun, Halay bir Alay oyunudur. Yani toplu oyun­ların en soylu ve en gösterişli örneğidir. Daima bir baş çekenin kuman­dasında oynanması oyun ve ritim disiplini bakımından bu oyunların belir­li bir sisteme bağlı olduğunu göstermektedir.
-Halaylar ölçülü hareketlerle neşe ve coşkunluk ifadesi taşıyan geniş ufuklu bölgeler oyunudur.
- Çeşitli bölgelerde Alay, Haley, Haliy, Aley vb. şeklinde telaffuz edilen Halay kelimesinin kalabalık insan topluluğu anlamına gelen Alay'dan geldiğini söyleyenler de vardır. Alaylar, Bulaylar veya Buleyler şeklinde kullanılan deyimdeki Buley kelimesi de topluluk, taife anlamında da küf lanılır. Anadolu'nun birçok yerinde bu adla söylenen halk oyunları vardır. Hazar Denizi’nin ötesindeki Türkmenlerde Alay - Hangi adlı bir oyun oynanır. Orhun yazıtlarında da halaya yakın Ulayı veya Ulayu kelimesi süreklilik anlamında geçer,
- En az üç kişiden başlayarak yerin genişliği ve oyuncunun sayısı nispetinde kadrosu genişleyebilen toplu oyunları adıdır.
- Halaylar bağımlı oyunlardır. Oyuncular halay başının komutuna uyarak hareket ederler.Halaya çoğunlukla bağlı diziyle başlanır. Oyuncular birbirlerini küçük parmaklarından tutarak, kol kola girerek ya da omuzlarından tutarak diziyi oluştururlar. Bazı halaylarda bu diziliş bir süre sonra değişerek, bazılarında ise oyunun sonuna değin sürer,
•Anadolu'da eşlik türkülerin ya da figürlerin kaynaklandığı olay, yer ya da kişilerin adını taşıyan yüzlerce halay saptanmıştır. Halaylar düğün, nişan, kına gecesi, dini ya da resmi bayramlar nedeniyle düzenlenen törenler, askere uğurlama vb. toplu halde yapılan her türlü eğlentide oynanır,
- Halaylar 1,2,3,4 bölümlü olarak oynanmaktadır. Tek bölümlü; tek melodiyle hızlanarak oynanırlar. İki bölümlü; bunlarda iki melodi ve iki ritim vardır. Ağır başlayan bölümlere "Ağırlama* denir, ikinci bölümde ritim değişir, oyun hızlanır. Genellikle "Hoplatma, Yelleme, Sıktırma, Yürütme" adlarını alır. Üç bölümlü; üç melodi ve üç ritim vardır. Bazen iki melodi üç ritim olabilir. Çoğunlukla "Ağırlama" ile başlar "Yürütme" ile devam eder. "Hoplatma" ile son bulur. Dört bölümlü; dört melodi ve dört ritim vardır. "Ağırlama" ile başlar, "Yanlama" ya geçer, "Oynatma" ife hızlanır ve "Hoplatma" ile son buiur.
C- HORON
- Karadeniz bölgesinde özellikle Doğu Karadeniz' n kıyı kesimlerince toplu olarak ve daha çok bağlı diziyle oynanan disiplinli halk oyunlarının gene! adı "Horon"dur. Horum. Horun, Foron vb. şekillerinde de söylenir.
- Karadeniz'de kemence, davul ve zil zurna ile oynanan oyunlara ve­rilen addır.
- Horon Cenevizlilerden kalmadır, Karadeniz'e özellikle Trabzon'a gelip buradan da Yunan ve Türk Kavimlerine geçmiştir. İstila ve temaslar sonucu oradan Batı Avrupa'ya ve Karadeniz’in doğusuna yayılmıştır.
-Horon bugünkü şekli ile ve genel olarak ele alındığında, Doğu Karadeniz'de yani Trabzon, Rize ve Giresun'da oynandığını görürüz. Bunun yanı sıra Artvin, Ordu, Samsun, Bayburt, Gümüşhane gibi illerde az da olsa oynanır.
- Horon'da denizin dalga hareketlerini ve kıpırtılarını, balıkların çırpınışını görür gibi oluruz. Horonların oluşmasında Trabzon yöresinin çok engebeli doğal yapısının, fırtınalı hırçın bir deniz olan Karadeniz'in sarp bir arazide bazen bir ayağını bile zor basabildiği patika yollarda yürüyen ve Sırtında yük taşıyan Karadeniz insanının çevikliği anlatılmak­tadır. Horon'da yapılan hareketler incelendiğinde, belleme, çapalama, deniz dalgalarının parçalanması, dalgaların kıyıdan geri çekilirken çakıllarda çıkardığı ses, kürek çekme, balıkların ağlara yakalandıkları andaki çırpınışları gibi doğal olayların veya isle ilgili hareketlerin canlandırıldığı görülür.
- Horon kelimesi ve horla üzerindeki dik olarak kümelendirilmiş birkaç bağdan oluşan mısırlara verilen bir addır. Horomların bulunduğu tarla uzaktan görünüş olarak kollarını havaya kaldırmış bir şekilde duran insan kalabalığını andırır. Horon oyunlarında genellikle kollar havaya kalkmış bir biçimde oynanır. Bu duruş horomları andırmaktadır. Bundan esinlenerek Horon adı verilmiştir.
-Tepeden tırnağa kadar titreme, ürperme, silkiniş ve hareketlerin giderek artan bir noktada sona ermesi nedeni ile denizden tutulmuş bir balığın can çekişini yansıttığı ileri sürülür.
Horonların belirli bir sırası vardır.
1. Horon Kurma, 2. Yo! Havası, 3. Seyrek Oyunu, 4. Horon Kurma, 5. Sıksara, 6. Hemsin, 7. Dünya, 8. Yol Havası, 9. Maçka.
Horonlar sözlü olup olmadıklarına göre de farklılıklar gösterirler.
1. Sözlü Horonlar: Bunlarda horonlar şiirin besteleniş şekillerine göre ezgi ile söylenerek oynanmaktadır. Genellikle kadın ve kız horonları sözlüdür.
2. Sözsüz Horonlar: Bunlarda ezgi bir çalgı ile çalınır. Söz yoktur.
3. Karma Horonlar: Aslında sözlü horonlar arasında yer alıp ikinci bölümü itibarıyla sözsüz icra edildikleri için sözsüz horon niteliğini taşırlar. Her sözlü ezginin bitimine sözsüz bir horon eklenerek çalınır.
- Horonlar dizi oyunu biçiminde oynandıkları zaman dizi biçimleri, sıra dizilişi, görünüşünde olarak tek sıra erkek, tek sıra kadın, düz dizi, eğri dizi, koşut dizi, bağlı dizi, bağlı tek dizi, bağlı alaca dizi, açık dizi, kapalı dizi biçimlerinde oynanmaktadır
Halka oyunu biçimindeki dizilişlerde ise, düz harika, koşut halka, bağlı halka, tek halka, kapalı halka, açık halka, bağımlı halka, tek,halka erkek, tek halka kadın, alaca halka, tepeli harika dizilişleri görülmektedir,
D- KARŞILAMA
Karşılıklı olmak, bir olaya karşı olumlu ya da olumsuz tepki göster­mek, gelenin hatırını hoş etmek için yola çıkmak anlamlarına gelmekte­dir.
Oyunlar ağır bir tempoda başlar, gittikçe hızlanma gösterir. Açık yerlerde çift davul, çift zurna, kapalı yerlerde ise def, saz, fincan, darbuka, zilli maşa oyunlara eşlik eder. Zurnalardan birisi "dem" tutar, diğeri ise "melodiyi” çalar. Erkek oyuncuların yürüyüşleri ve adım atışları görkem­lidir. Oyunların hemen hemen hepsinde zarif bir görüntü hakimdir. Oyunlar kız, erkek ayrı ve karışık biçimlerde oynanmaktadır.
Oyan adlan, geldikleri yörelerin adları ile ya da tanınmış kişilerin veya oyunun ili, oynayan kişilerin adlarıyla anılmaktadır. Dönme, diz çökme ve el çırpma figürleri oldukça yaygındır Oyunlar el ele, omuz omuza, küçük parmaklardan, tutarak, karşılıklı kemerlerden tutarak oynanır. Oyunlarda mendilin önemi çok büyüktür.
Karşılamalar, ülkenin genelinde görülmektedir. Trakya'nın tamamında, İzmit, Adapazarı, Çanakkale, Bursa, Bilecik ve Bolu'da; Ordu, Giresun ve kısmen Rize'de, Orta Anadolu'da, Yozgat ve Ankara gibi göçmenlerin bulunduğu yerleşim birimlerinde oynanmaktadır. Karşılamaların bir türü de Tunceli - Pülümür dolaylarında "Koşalma" adıyla oynanır.
Karşılama anlamından anlaşılacağı gibi; iki kişinin karşılıklı durarak oynadıkları oyun şeklidir. Çiftlerin karşılıklı olarak toplanmaları ile bir grup halinde de oynanmaktadır. Anadolu'nun bazı bölgelerinde bu oyuna "Karsı-beri', "Var-gel" ya da "Varma-gelme" isimleri de verilmektedir. Oyuncular çoğaldığı taktirde mutlaka çift olarak oyuna katılma sorunlu luğu vardır. Karşılama eğer grup halinde oynanacaksa en az üç çift oyun­cu toplanmalıdır. İkişer ve dörder kişilik gruplar halinde oynanan karşılamalar olduğu gibi, disiplinli ve simetrik vücut hareketlerimle devam eden daha kalabalık karşılama grupları da bulunmaktadır.Er KAŞIK OYUNLARI
Kaşık oyunlarında oyuncular serbesttir. Tutunma yoktur. Oyuncuların etlerinde yöresel kaşıklar bulunmaktadır. Oyunlar daire şeklinde, ya da karşılıklı dizilerek oynanır Kaşıklar oyunda ritim saz görevini de yürüt­mektedir. Oyunlardaki figürlere zenginlik katan aksesuar özelliğini taşımaları itibarıyla bölgelere göre karakteristik yapılarında, farklılıklar gözlenmektedir. Örneğin Konya'da kasıkların birbirine vuruşu daha sık olup, Kütahya ve Bolu'da karşılaştığımız oyunlar daha aralıklı ve belli vurgu yerlerine denk getirilecek tarzdadır. Kasıklar ağaçtan yapılma ve tercihen "Şimşir" olmalıdır. Oyunlarda kadın ve erkekler aynı oyunu ayrı ayrı oynarlar,
Kaşık oyunlarının çoğu türkülüdür. Oyunlar 2/4, 4/4 zamanlıdır. Hareketli, canlı, akıcı, ritim ve ezginin hareketle birleştiği, bazıları taklide dayalı, ahenkli oyunlardır. Karma usullerden 8/8, 9/8, 9/16'hk zamanlılar da kullanılmaktadır. Oyunlara kapalı mekanlarda kabak kemane, sipsi, kaşık, tırnak kemence, dört telli kemence, bağlama, cura, zilli maşa... eşlik etmektedir. Açık alanlarda ise davul - zurna ikilisi vazgeçilmez sazlardır.
Batı’da Bursa ve Balıkesir dolaylarından başlayarak, Kütahya, Afyon, Uşak, Burdur, Isparta, Antalya, Anamur, Silifke, Mut, Konya, Ankara'nın bazı ilçeleri, Yozgat Sivas, Kırşehir Nevşehir, Niğde, Kayseri, Bolu, Safranbolu ve Eskişehir civarlarında oynanmaktadır.
F- ZEYBEK
Zeybekliğin tarihi, Ege yöresinin uygarlık tarihi ile yaşıt tutulmuştur. MC. 3000 yıl önceleri de Ege Denizi ile Akdeniz'de yelken tora eden zeybeklerin bulunduğuna kaynaklarda rastlanılmıştır, O zamanlar Avrupa'ya uygarlık götürenler Etrüsklerdi.. Eski Aydın (Tral)lıların gemici, oldukları
Herodot ve başka tarih kitaplarında bulunmakta olup, eski Trallılar'm ise Etrüks Türklerinin soyundan geldikleri belirtilmektedir. Bu eski Zeybekler-hükümdar hizmetinde olmadıkları zamanlarda kervanları soyan, şurdan-burdan haraç alan, korkusuz ve çevreyi titreten vurucular, yol kesiciler olmuşlardır.
Zeybek sözcüğünün kökeni üzerinde yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan gerçeklerde 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'ya yayılan Oğuz beylerinden Emir Caka Bey komutasındaki ilk Türk donan­ması İzmir ve civarı Ege kıyılarını zapletmiş, hatta Yunanistan sahillerine kadar seferler yapmıştır. Daha sonraları Aydınoğulları tarafından zapte-dîlen İzmir ve yöresinde bu beylik özellikle denizcilikte büyük varlık göstermiştir. Bu nedenle Batı Anadolu'ya ve kıyılara inerek denizlere açılan Oğuzların gemilerde ve karada oynadıkları oyunlar Zeybek oyunu adını almıştır.
Selçuklular, Anadolu'ya geldikleri zaman Zeybekleri uçlara yerleştirmişlerdir. Zeybek oyunlarının Ege'de yayılışları da bu yüzdendir. Zeybekler, kendi aralarında üç bölüme ayrılmaktadır.
1) EFE
2} ZEYBEK
3) KIZAN
EFE: Bu birliğin ağası, kızanların başadır. Halk arasında "Efe" kaba­dayı anlamına gelmektedir. Asıl anlamı ise "AKA" sözcüğünden türetil­miştir. Aka, devlet, Kudret demektir! Efe sözcüğü özellikle Osmanlı devle­tinin son zamanlarında daha sık kullanılmaya başlanmıştır. II. Abdülhamit döneminde devleti uğraştıran efelerin bazıları Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Anadolu'da Yunanlılara karşı başarılı çete savaşları vermişlerdir. Zeybekler aralarında kahramanlık ve mertlik gösterenleri kendilerine efe seçerler ve onun buyruğu altında çalışırlar,
EFE sözcüğü kelime kökü olarak EFEB'den gelir. Efeb; genç delikanlı, yani silah taşıyan yiğit demektir. Efeb teşkilatı Yunanistan'dan önce Anadolu'da kurulmuştur. Bunlar tıpkı zeybekler gibi dağ başında talim ederler ve daha sonra kente gelerek tiyatroda silah oyunları oynarlar.
Tiyatro yuvarlak olduğu için dansları da daireseldir. Bu danslar aynı zamanda dinsel özellikler de göstermektedir
ZEYBEK: Silahlı bey anlamına gelmektedir. Ağa olan efenin yanındaki kızanların yetişmesi ve yönetiminden sorumlu kişilerdir. Zeybekler, efelerin yanında birer kolbeyi görevi görürlerdi. Bunlar iyi silah kullanan cesur, gözü pek kişilerdi. Her zeybeğin "kendi kişiliğine uygun birer lakabı bulunmaktaydı. "Zeybeklik alelade, basit bir cesaret meselesi değildi. İyi ve namlı bir zeybek olabilmek için diğer bir takım meziyetlere de sahip olunması gerekir"
KIZAN: Bu sözcük yörede halen çocuk anlamında kullanılmaktadır. Ası! anlamı; efe'nin mahiyetine giren kişidir. Efelerin emrinde birer asker gibidirler. Efe izin vermedikçe hiçbir şey yapamazlar, hatta evlenemezlerdi. Efe'ye kızan olmak önemli bir konu idi. Kızan olacaklar için özel bir tören düzenlenirdi.
Kızan sözü, Anadolu ve Rumeli'nin halk Türkçe'sinde halen kullanılan bir kelimedir. Kıran şekli de vardır. İlk Türkçe sözlük yazanların araştırmalarında Kafkaslara kaçlar dahi uzandığı saptanmıştır. Mesela Dağıstan Türklerinin de halen Khırzan kelimesini (aile efradı, çoluk çocuk) kullandığı bilinmektedir.
Yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde, Zeybek Oyunlarının Batı Anadolu üzerinden başlayarak Güney Batı Anadolu illeri, Orta Anadolu'nun batı illeri ve Kuzey Batı Anadolu illerinde oynandığı görülmektedir, Gelibolu Yarımadası ve Trakya Bölgesi bu yerlerin dışında kalmaktadır. Bu coğrafik dağılıma göre, İzmir, Aydın, Manisa, Denizli, Muğla, Isparta, Burdur, Antalya, Uşak, Afyon, Kütahya, Çanakkale, Bursa, Bilecik, Bolu, Eskişehir, İzmit, Adapazarı illeri sınırları ile güneyde İçel ili, Haymana, Bala, Keskin, Kırıkkale il ve ilçeleri dışında bulunan yerleşim merkezlerinde, Kastamonu ilinin Karadeniz kıyı kesiminde bulu­nan ilçeleri dışındaki her yerde, Zonguldak ilinin sahi! ilçeleri dışında kalan yerleşim merkezlerinde Zeybek oyunları oynanmaktadır.
Zeybek oyunları dokuz zamanlı birleşik.usuller içerisinde kurulmuş oyun türlerinden biridir. Tartım olarak iki ana-grupta incelenmektedir:
11) Ağır Zeybekler: 9/2'lik ve 9/4riük ölçülü ağır oyunlardır. Özellikle Aydın'da çok yaygındır. Başlangıç bölümünde çoğu kez "Gezinme Havası" denilen, çalınacak zeybek ezgisinin makamında seyir gösteren ve Türk Halk Müziği'nde Ayak denilen serbest giriş bölümünün ardından ana ezgi çalınır. Oyun bu ölçülü ezginin eşliğinde oynanır.
Ağır zeybekler kendi içerisinde şu şekilde genişletebilir.
A) Çok Ağır Zeybekler: Erkek Oyunları 1/4'iük - 30 - 35 ölçü
B) Ağır Zeybekler: Erkek Oyunları 1/4'lük ~ 45 - 60 ölçü

2) Yürük (Kıvrak) Zeybekler: Burada "Yürük" sözcüğü süratli oynama
anlamında kullanılmaktadır. 9/8'lik ve 9/161ık ölçülü Teke ve Kaşıklı Oyunlar ile Kadın Oyunu denilen Zeybek Oyunları bu türdendir. Yürük Zeybekleri kendi içinde şu şekilde genişletebiliriz.
A) Ağır Zeybekler: Erkek ve Kadın Oyunları 1/4'iük = 85-105 ölçü
B) Kıvrak Zeybekler: Kadın ve Erkek Oyunları 1/8'iik ~ 185-230 ölçü
C) Çok Kıvrak Zeybekler: Kadın ve Erkek Oyunları 9/16'lık = 40-50 ölçü.
Zeybek türü halk oyunları bölgeleri içerisinde oynanış ve tarzlarına göre aşağıda sıralanmış olan türlerde görülmektedir.
1. Tek oynanan zeybek oyunları
2. İkili ya da dörtlü oynanan zeybek oyunları
3. Altı ya da daha kalabalık sayıda kişi ile oynanan zeybek oyunları
4. Yalnız erkekler tarafından oynanan zeybek oyunları
5. Yalnız kadınlar ve kızlar tarafından oynanan zeybek oyunları
6. Kadın-Erkek (Karma) birlikte oynanan zeybek oyunları
7. Bir çember (daire) üzerinde oynanan zeybek oyunları
S. Bir dizi ya da karşılıklı iki dizi üzerinde oynanan zeybek oyunları 3. Ağır oynanan zeybek oyun arı
10. Hızlı (Yürük) oynanan zeybek oyunları
11. Türkü söylenerek oynanan zeybek oyunları
12. Davul - zurna eşliğinde oynanan zeybek oyunları
13. Bağlama, cura, kemane... (ince saz) eşliğinde oynanan zeybek -•/unlan
14. Klarnet, boru (yüksek volümlü)...eşliğinde oynanan zeybek oyun-
15. Kaşıkla oynanan zeybek oyunları
16. Çift zurna, tek ya da çift davul eşliğinde oynanan zeybek oyunları. Oyanların temelinde beğenilme arzusunun var olması; kadının güzel ve zarafetini sergileyerek erkeğine, erkeğin ise kahramanlık ve
mertlik dolu davranışları sonucunda kadınım sahiplenmesi, yiğitlik ve heybetini vurgulayarak da arkadaşlarına ve efesine beğenilme isteği içerisinde olduğunu söyleyebiliriz,
Gerek erkeklerin ağırbaşlılık, kararlılık, soğukkanlılık, mertlik, çeviklik ve atılganlık sergilediği oyunlar, gerekse kadınların incelik, yumuşaklık, kıvraklık, zariflik ve güzellik sergilediği oyunlar izleyenlerin etkisi ile daha gösterişli ve daha alımlı bir hal alırlar.
Kadın oyunlarındaki kıvraklık erkeklerle birlikte oynanan oyunlarda yerini ağırbaşlılığa bırakır. Bu oyunlarda adımlar hafif çapraz yönlere doğru atılıp, topuk (taban) burun seklinde yere basılır. Oyun sırasında omuz seviyesinde bulunan kollar oyunun bekleme bölümünde ağır bir tempo içerisinde yanlara doğru indirilir.
Bazı adım cümlelerinin sonlarında kollar ani bir hareketle sallanıp bir kol önde diğer kol arkada olmak suretiyle çapraz sallanarak serbest bırakılın Kollar genellikle ikinci ve üçüncü vurgu sırasında kaldırılıp, dirseklerden 90 derece kırık, omuz seviyesinde yere paralel olacak şekilde bir görünüm alır.
Yörede oynanan hemen hemen bütün oyunlarda erkekler oyunların karakteristik yapılarından kaynaklanan ağır ve ciddî görüntüleri ile oyun­ları .sergilerken kadınlar kıvrak ve hareketli kadın oyunlarının etkisinde Kaldıklarından güler yüzlü ve neşeli bir atmosfer içerisinde oyunlarını icra ettikler sıkça görülmektedir.
2- HALK OYUNLARINDA ARA TÜRLER

Bengi oyunları, toplu oynanan oyunların en tipik örneğidir. Bengi'nin sözcük anlamı, ebedi, hayat suyudur. Özellikle Balıkesir, Bergama oynanır. Geniş halkalar halinde, davul ve zurnanın özel bir havasıyla (usulsüz bölüm) oyuna kalkılır Ağır merdane yürüyüşler, çalımlı hareketler, aralarda uzun havalı ezgiler, birden bire hızlanma oyuncuların oyunu bırakması özellikleri içerisinde sayılabilir. Bengi'nin bir savaş sonu kutlaması oyunu olduğu da söylenmektedir.
Bergi’ye Bergama, Kozak dolaylarında Alay Havası adı da verilmektedir. Alay Havası deyimi Edremit'te de söylenmektedir, Bengi'.ye Alay-Havas] adı çok sayıda oyuncu tarafından oynandığı için d.e-.-verilmiştir. Müzik Bengi'ye çıkış ve ortada gezinme (gövde gösterisi) havasıdır. Genellikle Ceng-i Harbi denilen savaş müziği.çalınır. Efe başı ağır ağır oyuna kalkar, bir süre gezinir ve oyuna başlamak için.kol kaldırınca ardından kızanlar da birer birer ve sıra ile oyuna kalkıp efenin etrafında sıralanırlar. Halka tamam olunca efe gür bir sesle (Dehha...) diye nara atar, sert ve anlam ifade eden bakışlarla halkada bulunanları gözden geçirir, diğer zeybekler de bu es'nada birbirlerine bakmaktadırlar- Çalgı Bengi havasını çalmaya başlayınca yine Efenin narası ile oyun başlar.
Bengi kahramanlık konularını işleyen bir halk oyunu olarak da kabul edilmektedir. Zafer kutlamaları sırasında oynanmaktadır. İki bölümlüdür.
1. Ölçüsüz, oyuna hazırlık bölümüdür
2. Ritmik bölüm, aksak tanımlıdır. Aksak tartım dokuz zamanlıdır. Ferruh Arsunar "Anadolu Halk Türküleri'nden Örnekler11 adlı eserinde
Bengi Zeybeği'nin oynanış sebebini şu şekilde açıklamıştır:
"Çok eski zamanlarda saf halinde muharebe nizamı ile iki taraf karşılıklı durup teker teker pehlivanlarını ortaya çıkarıp savaş meydanı kurulduğu devirlerde, bu iki taraftan hangisinin pehlivanı galip gelirse ra­kibinin kafasını kesip kendi tarafına fırlatırdı. Bu suretle hangi tarafın pehlivanları galip gelirse, mağlup tarafı bir küme halinde toparlar ve : mağlup tarafı pes ettirdikten sonra bu kelleler kümesi etrafında Bengi : ismini verdikleri Zeybek Oyunu'nu oynayarak zaferlerini kutlarlardı.11
Bu zeybek oyunu da o zamanlardan kalma ismi taşıyan bir zafer kut­lama oyunudur Burada pehlivan sözcüğü savaşçı yerine kullanılmıştır. İki kısımlı olan bu oyun şöyle izah edilmektedir.
1. Başlangıç; tamamen usulsüz olan bu kısım, serbest bir şekilde çalındığı sürece kaç kişi oyuna iştirak edecek ise derhal kendilerine mah­sus olan hareketleriyle birer birer meydana gelerek daire şeklini alırlar. Bu yürüyüşlerdeki tarz ve hareket gayet itinalıdır. Çünkü bu hareketler yiğitlik, mertlik, kahramanlığın asil bir şekilde sembolik izahıdır. Oyuncuların meydanda toplanmasına kadar bir kısmı usulsüz olan melodiyi çalmaya devam eder. Oyuncuların tamam olduğu bir sırada baş oynayanın bir işareti ile çalgıcılar ritmik kısma gayet ustalıkla girerler,
2. Ritmik kısma giriş ise mutlaka bir aksak tartım ve 9 sayı ile yapılan
oynanır, fakat Mengilerin açıkça oynanmasında hiçbir sakınca görülmez. Mengiler; kadınlı-erkekli oynanan grup oyunu olup karşılıklı iki sıra ya da halka biçiminde olmak üzere 2 formda icra edilirler. Karşılıklı iki sıra halinde oynanan Mengilerde bir sıra kadın-bir sıra erkek şeklinde paralel iki dizi oluşturulup ileri geri yürünülür. Halka şeklindeki Mengilerde ise, bir kadın bir erkek olarak sıralanır. Yüz yüze gelmelerde eşlerin yüzleri güleç, göz göze bakmalarda ise sevgi ve dostluk vardır.
Bağlama, kemane, kaval, zilli def, davul, cura, köşeli davul oyunlara eşlik eder. Kesinlikle darbuka kullanılmaz. Bazı mengilerde usul geçkilerine de rastlanılmaktadır.
Ayaklarda sekmeler, diz kırma, öne eğilme ve kollan sallama oyunun başlıca figürlerini oluşturmaktadır. Oyun genel yapısı itibariyla da Samah'a benzer özellikler taşımaktadır.
Mengiler özellikle Tahtacılar ve Abdallar'm yaşadığı Taşeli {Silifke, Mut, Anamur), Pozantı dolaylarında yaygın olarak görülen Türk-Alev oyunlarındandır. Balıkesir, İzmir, Denizli, Isparta, Fethiye, Samsun'un bir köyünde de Mengi oyunlarına rastlanılmıştır.
D-TEKE OYUNLARI
Anadolu'nun güney kesimlerinde (İçel, Isparta, Burdur, Antalya) Teke Türkmenlerince oynanan oyunlara teke oyunları, bu oyunların müzikleri­ne de "Teke Havası" denilmektedir.
Oyunların adı tarih "Teke" devletinin adından gelmektedir. 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey'in izniyle Teke Pasa bir devlet kurmuş ve bu devlete kendi adını vermiştir. Teke yöresi olarak bilinen bu sahanm kültürü de aynı isimle anılmıştır.
Teke zortlatması tabiri ise, Teke denilen ve yörede çok olan karakeçinin erkeğinden ve onun hareketlerinin yansımasından ileri gelmektedir. Sekme, arkaya dönerek kaçma, ani korkulu sıçrayışlar teke oyunlarında görülmektedir Ayrıca yöresel tanımlamaya uygun olarak, teke oyunları Teke Türkmenlerinin oturduğu yörenin oyunlarına verilen genel bir ad olarak da kabul edilmektedir.
Bu oyunlarda tekenin davranış arı ortaya konulmaktadır. Havaların süratli olması nedeniyle 9 tart ı m 11 ritmi er 16'lık değerlerle yazılır.
Genellikle Teke oyunlarında 3 ana bölüm bulunmaktadır. Tingildeme bölümü, tek ayak üstünde sekme, bir ayak üstünde oynar gibi tüğmek (koşmak) dir. Eşlik çalgıları genellikle sipsi ve üç telli cura'dır. Kaval ve kabak kemane de oyunlara eşlik eder. Fethiye civarlarında davul - zurna ikilisi ile oynanan oyun örnekleri de mevcuttur. Oyunlar kadın erkek bir­likte ya da yalnız erkekler veya yalnız kadınlar tarafından oynanır.
Burdur'u tamamen içine alan Teke kültürünün yayıldığı alan Fethiye -Ortaca (Muğla), Acıpayam - Kızılhisar - Honaz (Denizli), Dinar, Başmakçı (Afyon), Yalvaç - Şarki Karaağaç (İsparta), Cevizli -Akseki -Manavgat - Alanya (Antalya) ile çevrili yörelerdir.
Bu geniş alanda yaşayan topluluklar arasında siyasi, ticari ve sosyal ilişkiler doğal olarak bir gelişme göstermiştir. Yörenin hemen hemen her kesiminde kurulan, asırlar boyu devam etmiş ve bugün de halen devam eden Pazar'lar (Korkuteli - Fethiye - Cavdır - Karamanlı - Karahöyük vb.) ile yakın zamana kadar devam eden mevsimlik yörük göçlerinin Teke kültürünün yayılmasında rolü büyüktür.
Zortlatmaların dışında Zeybek, Kabaardıç, Düz Oyun, Boğaz Havası gibi başka oyunlar da oynanır. Zortlatma ailesi içinde Dımıdan, Gakgili, Dakgili gibi yine 9'lu usulde olan oyunlar da vardır Teke zortlatmalar oynanmadan önce yörede "Gurbet Havası" tabir edilen uzun havalar okunur. Bu havalar yöre halkının çeşitli sosyal olaylara gösterdiği duyarlılığı simgeleyen hüzünlü havalardır. Bunların arkasından okunan hızlı tempodaki Zortlatma, Kıvrak Zeybek. Kabaardıç gibi oyun havalan gurbet havasının yarattığı hüzünlü ve ağır havayı heyecanlı bir coşkuya dönüştürürler.
E – YALLl
Kuzeydoğu Anadolu (Kars ve Artvin) bölgesinde Nanay, Halay, Bar gibi türkülü, çalgılı, disiplinli ve toplu oynanan oyunların hepsine birden ad olan bu sözcük daha çok bar karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bu böl­genin yiğitlerine "Koçak1' denilmektedir.
Özellikle Kars, Karaköse (Ağrı) ve civarında rastlanan bir oyun türüdür. Çalgılı, çalgısız yalnız türkü söylenilerek oynanabildikleri gibi kadın - erkek beraber oynanan şekilleri de vardır. Tutuşmalar genellikle
omuzlardandır. Tempo itibarıyla Nanay oyunlar yer adları ile anılırlar. Iğdır Yallısı, Çıldır Yallısı gibi..,
Doğu'da Nanay'ın bir benzen fakat ondan daha süratli oynanan oyunlara yallı denilmektedir.
F - HORA
Hora Trakya yöresinde, özellikle Kırklareli, Tekirdağ, Edirne ve çevresinde oynanan halk oyunlarının başta gelenlerindendir. Daha çok bir erkek oyunu olan horaya çift davul, çift zurna eşlik eder. Genellikle en az beş kişi ile ve bağlı dizi oluşturarak oynanan disiplinli bir oyundur.
Bölgede düğün, nişan, askere uğurlama, dini ve resmi bayramlar ya da toplu halde yapılan her türlü şenliklerde, yöresel giysiler içerisinde oynanmaktadır. Bazı yörelerde kadın ile erkekle birlikte oynandığı da olur. Hora sözcüğünün yazılışlarında bir birlik sağlanamamıştır. Çeşitli yazılışlar görülür. Örneğin; Hora, Horo, Horra, Hurra, Hor, Horah, Horu, Hura, gibi...
Hora sözcüğünün anlamı üzerinde de çeşitli görüşler vardır. Kaynağı konusunda da ayrı düşünceler ileri sürülmektedir. Hora sözcüğünün sözcük anlamı bakımından Türkiye'de Depki, Tepki, Depmek, Depmek, Tepmek, Dopmak, Tepme, Tekme sözcükleri ayağı ile vurmak anlamında kullanılmaktadır. Bazı kıyı bölgelerimizde Tekirdağ, Edirne, Çanakkale, Ege ve bazı iç Kesimlerde, Ürgüp, Nevşehir ve Niğde yörelerinde Hora, Horo, Huro sözcükleri bu Türkçe sözcüklerimizin basma eklenerek kul­lanılmaktadır,
Türk oyunu olarak oynanan horalarda erkekçe bir görünüş ve hal bulunduğu ve melodinin genelinde icra edilirken bir güç doğurduğu, ayrıca yiğit ve yiğitliğe dayalı olduğu görüşünü savunanlar sayıca oldukça fazladır. Oyunlarda en ayırıcı özellik ise sık sık yinelenen ve belli bir ritim oluşturan yere ayak vurma figürlerinin oluşudur.
G- SEYMEN
Türk Dil Kurumu sözlüğünde yayınlanan kelimenin yer yer Selmen, Semen, Seymen, Seyman: Sevmen. Seğmen gibi değişikliklere uğradığını, düğünlerde yapılan alaya Manisa'nın Kula ilçesi köylerinde Seymene ve Saymana- denildiği kaynaklardan edilmiştir. Antalya ve Kilis'ten Safranbolu’ya, Malatya'dan Ege kıyılarına kadar yurdun her böl­gesinde yaşayan bir gelenek olarak karşımıza çıkan Seymenlik bugün için yalnızca düğün şenlik/erinde İs görebilmek diye de kaynaklarda belir­tilmiştir.
Kaşgarlı Mahmud'un sözlüğüne göre, "Sökmen, yiğitlere verilen bir sandır, savaşta sırayı söken, kıran kişi anlamma gelmektedir. Bu, sökti sözü, mengi sözünden alınmıştır ve bir şeyi söküp attı manasındadır." Aynı sözlüğe göre sökmek fiili bildiğimiz anlamından başkaca diz çökmek ve yarmak anlamlarında da kullanılmıştır. Sökmen ayrıca, "yiğit, kahra­man" anlamlarında da kullanılmaktadır.
Kısaca; Anadolu'nun Seğmen tabiri, Kaşgarlı Mahmud'un Sökmen kelimesiyle birdir ve geleneğin bir parçası olarak karsımıza çıkmaktadır. Ege düğünlerinde seymenlerin.. belli haslı oyunu Zeybek çeşitleridir. Ankara Zeybeği ve Kastamonu Zeybeği oyunlarının o bölgede Seymenler tarafından oynandığına bir kez daha dikkati çekmek gerekir.
Ankara yöresinde efe, yiğit ruhu anlamlarına karşılık gelen bir sözcük olarak seymen kullanılır. Seymenler yayadırlar, ata binince adlan da değişir. Yörenin asayişini sağlayan yiğit ruhlu kişilerdir. Bunlara zey­bek de denilir. Bu nedenle de Seymen oyunlarına Zeybek oyunları da denilmektedir.

İnternetteki Kaynaklardan Yararlanılarak Derlenmiştir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...